Tam bir uyanış. 19. yy'daki kadın karakterleri biliyoruz. evine, çocuğuna, kocasına bağlı, hep başkaları için yaşayan kadınlar.
Edna da onlardan biriydi. Aslında onlardan biri olmaya çalışıyordu fakat ressamlığının vermiş olduğu özgüven ve genç bir adama karşı başlayan hisleri onu bu tipik kadınlardan ayırdı.
Yaşadığı toplumda belirli kalıplar içine sıkışıp kalan bir kadının yaşamını sorgulaması, kendisini bir anda zincirlerle bağlanmış gibi hissetmesi ve sorgulayarak bir çıkış yolu araması elbette ki öyküde ilk fark etmemiz gereken şeyler olmalı. Yazar bunu yapmaya çalışmış fakat karakterin hızlı değişimiyle bu olaylar biraz yüzeyde kalmış bana kalırsa.
Edna, Leonca Pontellier adlı bir adamla evli ve iki çocuğu vardır. Aşırı sıradan başlayan hikaye Edna'nın kendini keşfetmesiyle, asıl isteklerinin farkına varmasıyla şekillenir. Toplumun kadın hakkındaki fikirleriyle ve etrafındakilerle, en çok da kendiyle savaşır.
Kendinin farkını vardıkça çocuklarından ve kocasından daha da uzaklaşan Edna, kocamı zaten sevmiyorum diyerek başka erkeklere de gönlünü kaptırır.
Bu uyanışın aldatmayla ortaya beraber gelmesi cidden saçma. Kendinin, gücünün, isteklerinin farkına varan bir kadın bunu yapmayı hak olarak göremez kendinde. Aldatma, aldatmadır her koşulda.