Tek bir hayat bile peşimden sürükleyemeyeceğim kadar yoğun, dallı budaklı, karmaşık geliyorsa, siz bir de pek çok hayatı düşünün; her birinin kendi geçmişi vardı ve başka hayatların geçmişleri birbirlerine düğümleniyordu. Her seferinde keyifle şöyle derdim: Şimdi ferahladım, kilometreyi sıfırlıyorum, tahtayı siliyorum: Yeni bir memlekete geldiğim günün ertesinde bu sıfır çoktan pek çok basamaklı bir rakama dönüşmüş olurdu ve göstergelere sığmazdı; insanlar, mekânlar, sevgiler, nefretler, yanlış adımlar tahtanın bir ucundan öteki ucuna kadar uzar giderdi..
Japonlar çok bedel istiyorlar, küçük bir not, "Burası herkesin yeridir. Lütfen, temiz tutalım." Bu yazıyı okuduktan sonra, keyifle ayrılabilirsiniz. Hem de hiçbir maddi bedel ödemeden. Zira ülkenin her yerinde tuvaletler, yaz kış, sıcak suyu dâhil, kurutmalı ve ısıtmalı olsa da, ücretsizdir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Rüzgâr bir kaplan gibi hırçınlaştığında, fırtına yaklaşırken dağ kötücül bir keyifle titrediğinde kız kendisini huzurlu hissediyordu. Başını kurşun rengi gökyüzüne kaldırıyor, çimenlerin üzerinde dolaşan gerilimi içine çekiyordu. Nehir de zevkten gürüldüyor gibi geliyordu ona. Kız gök gürültüsünü ve yağmuru bekliyordu. Çünkü nihayet anlaşıldığını düşünüyordu.”
Ekvatorun sıcak suları iliklerimi yeteri kadar ısıtmamıştı. Sonra ben sıcak toprakları da özlüyordum. Böylece, bir gün, Gine Körfezine saptım ve Annobon Adalarından geçerek Gabon kıyılarına çıktım, Stanlay Pool Irmağı boyunca içerlere doğru yürüdüm, bu arada da timsahlarla Zendar kuşlarını gördüm, yeni bir dostluk örneğini gördüm:Timsahı bilirsiniz. Pek az insan görmüştür timsahı ama bütün insanlar bilir. İlgilenmişiz bu çirkin, bu korkunç yaratıkla işte. Kısacası, mağara gibi ağzını; onu sürüngene benzeten öğürtücü ayaklarını, bir Yale'den çok daha kuvvetli kilitlenen çenesini bilirsiniz. Ama Zendar kuşlarını? İşte bunu hiç sanmıyorum. Adını bile yeni işitiyorsunuz belki de: Timsah ne kadar iğrenç.. Zendar kuşu da o kadar sevimli. Timsah ne kadar çirkin.. Zendar kuşu da o kadar pırıl pırıl, o kadar ışıl ışıl. En tadlı renkler onda. Timsah ne kadar korkunç.. Zendar kuşu da o kadar güzel, o kadar cana yakın. Ve minicik. Stanlay Pool Irmağında, ben, Timsahla Zendar kuşunun dostluğunu da gördüm işte:Dostluğun temeli bu sefer o cici Zendar tembelliği ile timsahın kürdan kullanmayı bilmeyişine dayanıyordu. Veya Timsah kürdan kullanmayı beceremiyordu, aksine de dişleri kovuk kovuktu. Tembellikle beceriksizliğin en sağlam dostluklardan birini doğurabileceğini dramatik, hattā patetik bulacağınız bir sahneden sonra öğrendim:
__Stanlay Pool Irmağı Illoba kabilesini on kilometre kadar kuzey doğuya doğru geçtikten sonra gömük bir göle benzer. Ben işte burada, öğleye yakın bir saatte bir timsahın körpecik bir zenciyi kaptığını gördüm. Aradan on dakika ya geçmiş, ya da geçmemişti ki, anasının öğütlerine kulak asmayan bu körpecik, bu derisinin karası yakamozlu arapçıktan sadece iri kemikler kalmıştı. Ve kıyıya kendinden de iğrenç bir keyifle uzanan timsah ağzını