"Turancılığa muhalefetin bir türlüsü de Türkiye dışındaki Türklerden habersiz olmanın sonucudur. Daha pek yakında bir bilgin kişinin bir toplantıda gençlerden birine 'Hunlar da mı Türk?' diye sorduğunu anlattılar. Hunlar'ın Türk, hattâ kısmen Oğuzlar'ın ataları olduğunu bilmeden yaşayan bilgine ne denir? Meğer o millî tarihi Malazgirt zaferi ile başlıyor sanırmış. Hayırlı uykular deyip geçelim..."
Listenizde varsa ertelememeniz gerektiğini düşündüğüm yoksa da şiddetle listenize dahil etmenizi tavsiye ettiğim bir kitap. Hüseyin Nihâl Atsız'ın her hikâyesinde olduğu gibi kitabın büyüsüne kendinizi öyle bir kaptırıyorsunuz ki, bir an kitabı bırakasınız gelmiyor. An geliyor Kür Şad ile at koşturuyor, an geliyor Kara Ozan ile kopuz çalıyor, an geliyor Sançar ile kahkahaya boğuluyorsunuz. Sanırım Atsız'ın en büyük becerisinden biri mükemmel derecede betimleme yeteneği. Nitekim kitabı okurken kendimi hiç gidip görmediğim bir coğrafyanın ortasında atalarımı izlerken buluverdim. O dönemde yaşayamamış olmanın hüznünü derinden hissettim. Çin himayesinde yaşamaktansa bağımsızlık uğruna canından geçen kahramanların her birine bu kutsal miras için minnet duydum.
İstiklâl uğruna 40 kişi ile saray basan şanlı bir ırka mensup olduğumuz için övünç duymak en tabiî hakkımız diye düşünüyorum. Lâkin ırkımızın emrinde çalışmak da en temel vazifemiz. Ölsek de yenilmeyeceğiz. Ne diyor kitapta "Kür Şad attan düşmüş fakat ölmemişti. Ölmüş fakat yenilmemişti...".