Şeyhülisläm Veliyullah Dehlevi şöyle diyor
"Bilmiş ol ki tevhidin dört derecesi vardır Birincisi Vacibul I vücud'u (varlığım kendisinden olma halini) yalnız Allah'ın sıfan ol rak bilrnek. Başkalarının varlığı hiçbir zaman 'vacib değildir kines saryın, göklerin ve yerin, herşeyi yaratanın Allah olduğuma bilmek (Tevhidu r-ribühiyye). Bu iki mertebeden diğer semavi kitaplar da bahsetmez, çünkü bu iki mertebeyi inkâr, ne müşrik Araplarda, ne de Yahudi ve Hristiyanlarda görülmüştür. Nitekim Kur'an da bu iki hu susun herkes tarafından kabul edildiğini bildiriyor: "Ey Muhammed! Yemin olsun ki onlara, Gükleri ve yeri kim yaratı?" diye sorsan, el bere, "Her şeye gulip olan ve her şeyi bilen Allah yarattı diyeceklerdir." (Zahrul, 9). Üçüncüsü göklerin ve yerin idaresinin Allah'a ait of duğuna inanmak. Dördüncüsü ise Allah'tan başkasını ibadet edilmeye lâyık görmemektir (Tevhidu'l-ulühiyye). Bu son iki mertebe birbiriyle içiçe girmiş, kaynaşmış, biri diğerinin tabii sonucu olan iki şarttır. İşte Kur'an, bu son iki mertebe üzerinde durur ve iki noktadaki käfirierin şüphelerini ikna edici bir şekilde reddeder. (Hüccetullahi'l-Baliga).
- Ne mi yapalım? Bu Çinlilerin tutsak olduğunu onlara gösterelim. Çinlilerin öz başlarına tarlası olmasın. Onların koyunlarının yarısını alıp Türklere verelim. Biz gidip akında, savaşta kan döküyor, ölüyoruz. Onlar tutsak diye Ötüken'de oturup tarla sürüyor, koyun üretiyorlar. Sonra bizim Türklerle alış veriş edip bir koyununa on tane tilki derisi alıyorlar. Sonra da bu derileri gene Çin'e satıp zengin oluyorlar.'