Ramazan Orak

Ramazan Orak
@king_of_zembla
Okur
10/10
·95 syf.··
2026 14. kitabı
Bu kitaptaki ben, doğrudan benim. Anlattıklarım bütünüyle yaşamımdan alınmadır. Bende iz bırakan kimi anlar ve anılardan yola çıkarak, yaşadıklarımın yazdıklarıma nasıl sızdığı üzerine belgeleyici olması amaçlanmış metinlerdir. Hiçbir yalana, süslemeye, değiştirmeye, kurmaca olaya, hayal gücü ürünü olan bir sahneye yer vermedim. Kitaptaki metinler, benim gerçek ve doğru diye bildiklerimdir. Öte yandan, yukarıda söylediklerimin ışığında düşünecek olursanız, yaşantısal malzemeyi, yazıya dönüştürürken gördüğü işlemler nedeniyle uğramış olabileceği farklılaşma sorumluluklarını da yüklenirim. Bunlar hayatımda zaten vardı, ben yalnızca dile getirdim; amaçladığım başarı, bütün bunlardan edebiyat yapabilmekti. Hayatımız, herkesin hayatı gibi orada durur, gerisi hayatımıza nasıl baktığımız, onu nasıl ele aldığımızla ilgili bir bakış sorunu ve bunu ifade etme yeteneğidir olsa olsa... Edebiyatın bir kurgu sanatı olduğunu hiçbir zaman aklımdan çıkarmam. Kurmacanın en büyük yardımcısı olan hayal gücüne ve onun baştan çıkarıcı yalanlarına başvurmaksızın, gerçek hayat malzemesi ve "olmuş olayların" kuşatıcı sınırları içinde kalarak, kullandığım bakış açısı, dil, öyküleme tekniği, olayları dizimleme, kompozisyon kurma ve kurgu yardımıyla, öykü, metin, anlatı ve deneme dillerinin dolaylarında gezinen edebi metinlere dönüştürmeye çalıştım geçmişimden taşıdığım şu birkaç koyu" izi... Bu yüzden, yani yazıya geçtikleri için, artık birer gerçek hayat sahnesi olmaktan daha fazla bir anlam taşıdıklarını düşünüyorum. (Sayfa 84)
Paranın CinleriMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20221,739 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Nietzsche: Sürekli okunacak dört Alman nesir eserinden biri
10/10
·236 syf.··
2026 3. kitabı
Nietzsche'nin tekrar tekrar okunacak dört Alman nesir eserinden biri dediği Karalama Defteri'den seçkiler. "Türk aydınının Batı dünyasına olan ilgisi şimdiye kadar Almanya'dan çok Fransa ve İngiltere'ye ve bu dünyanın “büyüklerine” yönelmiş olduğundan Lichtenberg'in ülkemizde pek az tanınmasına şaşmamalı. 1980 yıllarında Hokka ve Metis Çeviri dergilerinde yayımlanan küçük birer seçki dışında bir çevirisine rastlanmadığı gibi, kendisiyle ilgili değiniler varsa bile enderdir. Promies yayımında sadece Karalama Defterleri'nin yaklaşık iki bin sayfalık iki cildi kapsadığı düşünülürse, Türkiye'de kitap biçiminde çıkan bu ilk derlemenin bile Lichtenberg'i yeterli biçimde tanıtmaya yetmeyeceği anlaşılır. Bu yayımın amacı daha çok, ömür boyu sürdürdüğü yazı hayatının gözledikleri, öğrendikleri, düşündükleriyle nasıl bir dokunuşum içinde olduğu hakkında fikir vermek olabilir. Düşüncelerini geliştirirken kullandığı üslup yanlış anlamalara yer vermeyen, ölçülü ve ayrıntılı bir kesinlik taşırken vardığı sonuçlar, yazısının temel bir unsuru olarak denemeci niteliğini yansıtan “belki”, “bazen”, “ekseriya”, “olabilir” gibi kelimeleri bolca içerir. Aşırı genellemeye veya kesin saptamaya varan ifadelerden kaçınır, çünkü “insan fikirlerle deney yapmalıdır.” Öte yandan, gözlemleri insan varlığının kısıtlı, esrarengiz ve şaşırtıcı yönlerini dolaysız bir biçimde göz önüne serer, örneğin birkaç kelimeyle şöyle bir sahne çiziverir: “Oturmuş orada koca adam, kedi yavrularını seyrediyor.” Lichtenberg'in “aforizmaları” içinde çoğunluğu zaten, yavaş yavaş geliştirilmiş bir fikrin son halkasını oluşturan düşünceye, uzun uzadıya sorulan soruların ulaştırdığı sonuçlara dayalı aforizmalardan çok, nereden geldiği belli olmayan, ani bir ışımanın ortaya çıkardığı, sürpriz niteliği ağır basan ve “cuk
Kendine Hep Saldır, İnsanGeorg Christoph Lichtenberg · Kırmızı Kedi Yayınları · 201941 okunma
5/10
·128 syf.··
2025 42. kitabı
"Bir parça bağırsak, kabın içinde sırıtıyordu. Bir zamanlar babamın iğneli dilindeki lakırdı ağzımdan dökülüverdi: Dayı parçası." Derin bir bağla bağlı olduğu dayısının son günlerinde dayısına yardımcı olmaya çalışan anlatıcımız bizi ölüm ve yaşam üzerine sorgulamalara itiyor. Kitap tanıtımında 39 kısa öyküden oluşan dese de şöyle demek daha doğru olur: 39 başlıktan oluşan roman. Romandan beklentim yüksekti zira son günlerini yaşayan bir sevdiğimiz ile olan tecrübelere dair her roman beklenti yükseltir. Ama anlatıcımız yersiz bir mizaha o kadar sık başvuruyor ki başlarda keyifli gelse de bir süre sonra sıkıyor. Çiğ ve boğucu bir mizah sayfalardan akmaya başlıyor. Yazarın neredeyse her cümlede bir gönderme yapması (bir şarkı sözüne, bir deyime, bir repliğe vs) ise işi iyice çığrından çıkarıyor. Bu olumsuzluklara rağmen yazarın yerinde tespitleri, sağlam gözlemleri, vurucu cümleleri kitabı okutuyor. Ben arafta kaldım. Okuyanlara keyifli okumalar dilerim. Kitapta hoşuma giden cümlelerden birkaçını paylaşıyorum. Her yer bana kaygı her davranış bana tasa. Sy14 Mümkün atına binmiş imkânsızı kovalıyorum. Sy19 Gençtik, canımız sıkılırdı boyuna, hayatını uzunluğunu düşündükçe can sıkıntısı büyürdü. Cahillik işte. Sy25 Belirsizlik zaman duygumu silmişti. Sy33 Geçmişimden soğudum. Şimdim donuktu, geleceğimse buz çağı. Sy46 Korkulu rüya görmektense uyanık kalmak evladır. Sy56 Dile döksem kim duyar, ne işe yarardı? Ölümün gölgesi altında koşturup söylenmeler, delice yapıp etmeler. Gülünç bir zavallılığı sürdürmeyi umut, kuru bir soluğu sevinç saymaktan başka ne geliyor elden? Hiç. Sy70 Neredeyse otuz yıl önce okuduğum romanın, "Anam ölmüş bugün. Belki de dün, bilmiyorum." girişini bu merdivenlerden inip çıkarken yineleyip eğlendiğim gözü kara zamanları özledim. Dayım
Dayı ParçasıMurat Yalçın (Editör) · Can Yayınları · 202058 okunma
Kendi Kaleminden
7/10
·128 syf.··
2025 29. kitabı
ŞİİRLERİM İşte şiirlerim... Nasılsalar öyle... Onları kimseden almadım.Ve imgelerim için uygun biçim bulamadıkça, onların özgürce süzülüp gitmelerine izin verdim. Ey dost, nasıl bir debdebeydi o, önümden yel gibi geçip giden, dönüşsüzce fakat şiir dürüst olmak zorundadır ve ben her zaman sonuna kadar dürüst olmak istedim. Ben de başkaları gibi didine çabalaya şiir yazabilirim, fakat istemiyorum bunu. Her insanın kendi çehresi, her şiirsel esinin kendi dili vardır. Benim hoşuma giden, karmaşık uyumlar; yontu şiirler; porselen gibi çınıldayan, kuş uçuşu gibi çevik, bir lav püskürmesi gibi alevli ve her şeyi yıkıp geçen şiirlerdir. Şiir parıldayan bir hançer gibi olmalıdır. Okurda, gök yolunda sefer eyleyen, hançerini güneşe saplayan ve hızla yukarılara yükselen bir savaşçı imgesi doğurmalıdır Şiirler, kalbimin parçacıklarıdır; onlar savaşçılarımdır benim. Hiçbir şiirim yapay olarak, zorlanarak önceden tasarlanarak yazılmadı; onlar gözden fışkıran yaşlara, yaradan fışkıran kan fıskiyesine benzerler. Şiirlerimi yabancı bez parçalarını bir araya getirip dikerek oluşturmadım, onları kendim yarattım. Onlar akademik mürekkeple değil, kanımla yazılmışlardır. Buraya koyduğum şeyleri ben kendi gözlerimle gördüm —evet, evet, gördüm, şaşırmayın— ne kadar çok şey gördüm ve ne kadar çok görüntü de uçup gitti ve ben çizgilerini işleyemedim onların, imgelerimin tuhaflığının, alışılmadıklığının, yığmalıgının, taşkınlık ve sertliğinin kabahatlisi ben kendimim; fakat onları öyle doğurdum ve sonra yeniden yarattım kâğıt üzerinde. Yeniden yarattıgım şeyin hakikiliğinin hesabını verebilirim. Ben parlak hayat tabloları gördüm, o tabloların parçalarını ve onlarda kendi renklerimi buldum. Biliyorum, kullanışlı renkler değil bunlar, fakat ben karmaşık uyumları, “doğrudanlığı seviyorum, kimi
Göklerde Eriyip Gitmek İsterdimJosé Martí · Can Yayınları · 2011118 okunma
8/10
·80 syf.··
2025 20. kitabı
Bu kitabı okuyup 1 yıldız verenlerin "Okuduğunu anlama özürlüsü" olduğunu düşünüyorum. Bir kitabı okurken, eleştirirken kitabın yazıldığı dönemi, dönemin zihniyetini ve sosyal şartlarını bilmeden yorum yapmak ahmakça bir okurluk serüveni.
Gölgeye ÖvgüCuniçiro Tanizaki · Jaguar Kitap · 20192,965 okunma