Ama şurası muhakkak ki insanlar dünyanın değişen kıymetlerine karşı değişmeyen esaslar arıyorlar, bir bitki gibi doğum ile ölüm arasında sıkışıp kalmaktan kurtularak ebedî olmak istiyorlar. Tabiatın kör kuvvetlerine karşı hak ve adalet getiren bir nizam istiyorlar. Bunlar ise dinden başka bir yerde bulunamıyor.
İnsanları bir arada tutan şey bazı manevî normlara, yani ahlak standartlarına ortak olarak inanmalarıdır. Bu manevi inançlar olmadan cemiyet hayatı olmaz. Hâlbuki ahlak normları elle tutulup gözle görülmeyen, sadece inanılan şeylerdir. Mesela tabiatta eşitlik yoktur, eşitlik insanlara ait bir idealdir, bir sosyal ahlak ölçüsüdür. İşte bu ahlak ölçülerinin, kaidelerinin en büyük kaynağı dindir. Cemiyette böyle bir nizam olmasaydı o zaman devrimcilerin en yüksek kanun dedikleri "doğa kanunu" hüküm sürerdi, yani kuvvetli olan zayıf ezip giderdi.
Sabır ruhun muvazenesidir, duygusuzluğun değil. Onun için eskiler, yaş odunlar gibi haykıra haykıra, söylene söylene yanacağına kuru odunlar gibi sessiz ve olgun, yan demişler. Sabır, yanmamak değildir.
İnsanlar onlara ne söylediğinizi unutabilirler. İnsanlar onlara ne yaptığınızı da unutabilirler. Ama insanlar, onlara kendilerini nasıl hissettirdiğinizi asla unutmazlar.
Maya Angelou
Yazmaya çalıştığım şiir sendin
Yalnız akşamlarda üstüme çöken
Düşlerken kaybolup gittiğim sendin
Her bir gecede binlerce kere öldüren beni
Yağmur yağarken yüzüme düşen sendin
Erdem Bayazıt