8/10
·448 syf.··
2026 87. kitabı
Selamlar, Zamanın Gölgesi'nin üçüncü kitabıyla geldim. İkinci kitap fena bir yerde bitmişti. Ben ilk kitabı okuduğumdan beri her yerde bir alıntı görüyordum o sahneyi aşırı merak ediyordum o yüzden bu kitaba büyük bir heyecanla başladım.🩶 Kitabın başları çok kırıcıydı. İkinci kitabı bitirdiğimde Sarp sürünsün, acı çeksin dedim ama onun o hallerini okurken çok üzüldüm. Adam Sidem'siz kahroldu resmen. Sarp'a ne kadar üzüldüysem Bella'ya iki katı üzüldüm. Sürekli Sidem'in nerede olduğunu sorması, Sidem'in onu terk ettiğini düşünmesi beni paramparça etti. Minik kalbi kırıldıkça ben de onunla kırıldım. Sidem'in hastaneden çıktıktan sonra Sarp'la ilişkileri birbirlerine ne kadar aşık olsalarda tartışmalı, inişli çıkışlı geçti. Ama ikisininde birbirini bırakmaması ilişkileri için çabalayıp, adımlar atması çok hoşuma gitti. Sarp'ın evlilik teklifi... Bayıldım o kadar anlamlı ve güzeldi ki.. ÇOK KISKANDIMM. Son kitap için heyecanlıyım. Bu minik ailenin artık kalıcı bir mutluluğa ihtiyacı var. Ve umarım Bella minnoşumun dileğinin gerçekleştiğini okuruzz. ️4/5
1000Kitap
Zamanın Gölgesi IIIEylül B. Yılmaz · Pukka Yayınları · 202642 okunma
Beklenen An
8/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 09:12
Mumlar Sonuna Kadar Yanar aslında yalnızca bir ihanet ya da dostluk romanı değil; insanın acıyla birlikte bilinç kazanmasının romanı. Çünkü generalin yaşadığı şey sadece sevdiği kadınla dostunun ona ihanet etmiş olabileceğini düşünmek değil. Asıl kırılma, o güne kadar kurduğu dünyanın bir anda çatlaması. O ana kadar hayatı sorgulamayan bir insan görüyoruz. Zengin, soylu, güçlü bir adam. Hayat onun için düzenli ve tamamlanmış. Dostu var, eşi var, alıştığı bir yaşamı var. Her şey yerli yerinde. Ve belki de tam bu yüzden kör. Çünkü insan bazen hiçbir şey kaybetmediğinde, hiçbir acıyla yüzleşmediğinde hayatı gerçekten görmüyor. General de o zamana kadar hayatın ona sunduğu düzenin içinde yaşamış ama ne kendisini ne de çevresindeki insanları gerçekten anlamamış biri. Sonra acıyla karşılaşıyor. Ve o acı onu insanların arasından çekip kendi içine kapatıyor. Fakat bu kapanış yalnızca bir çöküş değil; aynı zamanda bir uyanış. Yıllarca kendi içinde düşünmesi, gözlemlemesi, okuması ve susması onu bambaşka birine dönüştürüyor. Çünkü insan bazen dış dünyadan uzaklaştığında ilk kez kendini görmeye başlıyor. Generalin yaşadığı şey de tam olarak bu: dışa bakan gözünü içe çevirmesi. Ama burada önemli olan şey şu; generalin dönüşümü huzurlu bir bilgelik değil. Acı onu bilinçlendiriyor ama özgürleştirmiyor. Gözlerini açıyor ama içindeki yarayı kapatmıyor. Artık kör değil fakat gördüğü gerçeklerle yaşamaya mahkûm biri. Yıllarca aynı anın içinde yaşamaya devam ediyor. Sanki hayatı tek bir geceye, tek bir soruya bağlanmış gibi. Ve romanın en etkileyici taraflarından biri şu: General aslında gerçeği başından beri biliyor. Belki ihaneti, belki tutkuyu, belki dostunun korkusunu… Hepsini hissediyor. Bu yüzden dostunu yıllar sonra karşısına çağırmasının sebebi yalnızca “Bana ihanet ettin
1000Kitap
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,6bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Haviye icin sevmek bir lüks,ayakta kalmak ise zorunluluktu
8/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 60. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 01:51
Haviye Bazı insanlar sevgiyi hiç duyamadan büyür… Kendine ait bir sesi, bir sınırı olmadan. Haviye de tam olarak böyle bir evin içinde; susarak kabul gören, kırıldıkça daha çok boyun eğen bir kadının hikâyesi. Ama annelik, onun içindeki sessizliği değiştiren kırılma noktası oluyor. Kendi için çizemediği sınırları evladı için çizmeye başlaması, yıllarca bastırdığı acının ve öfkenin yavaş yavaş başka birine dönüşmesini izletiyor bize. Kitap boyunca “bir insanı katil yapan şey gerçekten neydi?” sorusu insanın zihnine işliyor. Çünkü Haviye’nin hikâyesi sadece bir suç hikâyesi değil; sevgisizlikle büyüyen bir ruhun, yıllarca yok sayılmasının sonucu.
HaviyeEsin Avcı Urgizer · Kalemşor Yayınları · 20264 okunma
Puan vermedi·284 syf.·
2026 1. kitabı
Tahmin Özmen’i daha önce duyuyordum ama açıkçası ilk kez bir kitabını okudum. Şiir kitabı olması zaten benim için ekstra bir artı, çünkü şiir okumak bana her zaman daha farklı hissettiriyor. Roman gibi değil de, daha kısa ama daha yoğun geliyor bana. O yüzden okurken daha çok içine çekti diyebilirim. Genel olarak şiirlerini beğendim. Öyle aşırı süslü, anlaşılması zor bir dili yok ama buna rağmen hissettirdikleri baya derin. Hatta bence en güzel tarafı bu; çok zorlamadan, olduğu gibi ama etkili anlatıyor. Bazı dizelerde durup tekrar okuduğum oldu. Mesela şu kısım beni baya etkiledi: Koklanmayı bekleşen çiçekler misali sıcak nefes hissetmemiş… ninnisiz büyümüş çocukluklar kırıldıkça kalpleri kırılmaya hazırlanmış yeniden ne bir albüm ne de bir çerçeveye konmuşlar... hep boşluğa tutunmuşlar yaprakları yitik dallar gibi… sevgisizliğin gölgesinde donmuşlar Bu dizeler bence kitabın genel hissini çok iyi veriyor. Okurken insanın içine hafif bir ağırlık çöküyor ama bu kötü bir şey değil. Daha çok durup düşündüren, bazen de insanın kendi içini yoklamasına sebep olan bir his. Kitap boyunca en çok hissettiğim şey yalnızlık ve eksiklikti. Ama böyle çok karamsar bir şekilde değil; daha çok alışılmış, kabullenilmiş bir yalnızlık gibi. Sanki her şiirin içinde yarım kalmış bir şeyler var. Bu da şiirleri daha gerçek hissettiriyor.Bazı yerlerde kendimden parçalar buldum, bazı yerlerde de hiç yaşamadığım duyguları hissettim. Bu da bence bir şiir kitabı için önemli bir şey. Okurken sadece okumuyorsun, gerçekten hissediyorsun. Kısacası benim için güzel bir okuma deneyimi oldu. Şiirle arası iyi olanlar ya da biraz durup düşünmek isteyenler bence sevebilir. Ben okuduğuma pişman olmadım, hatta altını çizdiğim birkaç dize bile oldu. Büyük ihtimalle arada açıp tekrar bakarım.
ŞiirlerTahsin Özmen · Antoloji.Com Kültür ve Sanat · 20177 okunma
Puan vermedi·523 syf.··
2026 24. kitabı
Serinin dördüncü kitabından devam ediyoruz. Diğer kitaplarda olduğu gibi bu kitabımızda da aksiyon hiç bitmedi her sayfası dolu dolu bir okuma oldu benim için. Yedi Kapı’da hikâye artık sadece yaşananlarla değil, yüzleşilenlerle derinleşir. Özlem’in kalbi, geçmişten bugüne taşıdığı yüklerle doludur ve bu yükler onu yedi farklı kapının eşiğine getirir. Her kapı bir duyguyu, bir travmayı, bir korkuyu ya da bir gerçeği temsil eder. Açılan her kapı, Özlem’in kendinden sakladığı bir parçayı gün yüzüne çıkarır. Bu kitapta Özlem, sadece başkalarını değil, kendini affetmeyi öğrenmeye başlar. Neşe, acı ve umut iç içe geçerken; dostluklar sınanır, aşklar sorgulanır ve güven kavramı yeniden şekillenir. Geçmişin gölgeleri, bugünün kararlarını etkilemeye devam ederken Özlem her adımda biraz daha güçlenir, biraz daha cesurlaşır. Yedi Kapı, bir kadının kırıldıkça nasıl büyüdüğünü, kaybettikçe kendini nasıl bulduğunu anlatır. Okuyucu, Özlem’le birlikte her kapıdan geçerken aslında kendi iç kapılarını da aralamaya başlar. Çünkü bazı kapılar kapanmak için değil, insanın kendine ulaşması için açılır.
7 Sultanın LanetiÖzlem Neşe Beydili · Dls Yayınları · 20259 okunma
Puan vermedi·152 syf.·
2026 76. kitabı
“__İnsana da, insanlığa da düşmanım ben. Sana gelince', keşke köpek olaydın da Birazcık olsun sevebileydim seni!”__(s.77) Bu alıntıyla öfkeyle birlikte derin bir hayal kırıklığının dışa vurumu olarak karşımıza çıkarıyor, Timon’un geldiği noktayı değil, nasıl o noktaya sürüklendiğini anlatıyor. Bir zamanlar insanlara güvenen, veren, paylaşan birinin, aynı insanlardan gördüğü vefasızlıkla içten içe nasıl değiştiğini daha ilk satırda hissettiriyor. William Shakespeare, Atinalı Timon eserinin tonunu bir replikle kuruyor, sevginin nefrete dönüşebileceğini, insanın kırıldıkça sertleştiğini anlatmaya başlıyor. Oyunu ilk başlarda oldukça parlak ilerliyor. Timon herkese veren, insanları etrafında toplayan dostlukla beslenen bir karakter olarak kuruyor. etrafındaki insanların çoğu onun cömertliğinden besleniyor gerçekten bağlı kalmıyor. Apemantus’un “Övülmek isteyen övenden daha değerli değildir.” sözü daha baştan bu düzenin sahte olduğunu hissettiriyor. Zamanla Timon’un parası tükeniyor ve o kalabalık yavaş yavaş dağılıyor. İşte kırılma tam burada başlıyor. Bir zamanlar sofralar kurduğu insanlar ona sırtını dönüyor. Bu noktadan sonra oyun bir çöküşten çok, bir dönüşüme evriliyor. insana olan inancını tamamen kaybettiğini gösteriyor. İnsan verdiği kadar değer görmediğinde kırılmıyor sadece değişiyor da Timon’un yaşadığı şey bir hayal kırıklığından öte, insanlığa karşı duyduğu derin bir öfkeye dönüşüyor. Shakespeare hikayeyle dostluk kavramını sorguluyor. Gerçek dostlukla çıkar ilişkisi arasındaki farkı gösteriyor. İnsanların iyi gün dostu olduğunu, zor zamanlarda geriye pek bir şey kalmadığını net bir şekilde hissettiriyor. Okurken sahneler keskin bir şekilde değişiyor. Kalabalık ve canlı ortam yerini birden sessiz ve karanlık bir atmosfere bırakıyor. Bu geçişleri
Bercesteden
Atinalı TimonWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20242,320 okunma