“Nuh (Aleyhisselam)’dan günümüze kadar gelen bütün müşrik ve kafirler hem cahil idi hem de tevil ehli idiler. Ve hakeza İbn-i Arabi, İbn-i Faris, Tilmisani ve sufilerden diğerleri gibi birçok hulul akidesine sahip kimseler de tevil ehlidirler. Diğer taraftan kabirlere tapan müşrikler ‘Büyük bir hükümdarın yanına vasıtasız girmek mümkün değildir.’ diyerek ya da ‘Kabir ziyareti esnasında tıpkı güneşe tutulan aynanın yansıması gibi kabirde bulunanın ruhundan ziyaret edenin kalbine bir yansıma olur.’ diyerek tevilde bulunmuşlardır. Aynı şekilde Hristiyanlar da tevilleri sonucunda büyük bir iftira atarak şirke düşmüşlerdir.”
Fiiliyatımızın kaynağı, kendimizi zamanın merkezi, nedeni ve
sonucu zannetmeye bilinçsizce meyilli olmamızdadır. Reflekslerimiz ve gururumuz, teşkil ettiğimiz et ve bilinç parçasını bir gezegene dönüştürür. Eğer dünyadaki konumumuzu doğru olarak anlayabilseydik;eğer kıyaslamak , yaşamaktan ayrılmaz olsaydı, mevcudiyetimizin ufaklığının açığa çıkması bizi ezerdi. Ama yaşamak, boyutlarına karşı körleşmektir...