Konu her açıldığında; dünyaya bir imtihan için geldiğimizi, dünya ömrümüzün ahiret kıyasla bir "göz açıp kapama" süresi kadar kısa olduğunu ve yaptıklarımızın/yapmadıklarımızın hesabını vereceğimiz o güne inandığımızı ifade ederiz. Peki, teoride bildiğimiz bu hakikat, pratik hayatımızda ne kadar yer kaplıyor? Ne yazık ki; Dünyanın bitmek bilmeyen koşuşturmaları, Arzu ve isteklerimizin sonsuzluğu, Beklentilerimizin ağırlığı... Bizi bazen öyle bir kuşatıyor ki, asıl hakikati ıskalıyoruz. En önemli olanı ihmal edip, sadece geçici olanın peşinde bir ömür tüketebiliyoruz.
1000Kitap
Her mevsim yazım
"Bundan sonra durmaz, hiç uymaz, Bana gözlerin lazım. Bundan sonra n'apsam kışa bakmaz. Ben her mevsim yazım..."
Müzik
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsanın bu dünyadaki temel trajedisi, kendi varlığının ağırlığını taşıyamayıp onu nesnelerin hafifliğiyle takas etme arzusudur. Modern insan, varoluşsal boşluğunu (horror vacui) anlamlandırmak yerine, etrafını biçimlerle, renklerle ve ambalajlarla kuşatarak görünmez bir kalkan inşa ediyor. Bu, felsefi anlamda bir "kendinden kaçış" estetiğidir. Nesnelere yüklediğimiz anlamlar, kendi içsel hiçliğimize karşı ördüğümüz duvarlardan ibarettir. Biz eşyaya sahip olduğumuzu iddia ederken, aslında nesne bizi kendi mekanına hapsediyor ve bizi kendi doğasına uydurarak nesneleştiriyor. Yani bilinç, kendi yarattığı yapay dünyada, ürettiği araçların kölesi haline gelen trajik bir özneye dönüşüyor. Zaman ise bu varoluşsal oyunun en amansız hakimidir. Kronolojik zamanı (kronos) kutsallaştırıp, anın getirdiği niteliksel zamanı (kairos) tamamen gözden kaçırıyoruz. Hız, modern bilincin kendini sorgulamasını engelleyen afyon felsefesidir; çünkü durmak, insanın kendi içindeki o tekinsiz boşlukla, yani kendi varlığıyla baş başa kalması demektir. İnsan durduğunda, zamanın onu eskitmediğini, aksine kendisinin zamanı hoyratça tükettiğini fark eder. Bu farkındalığın yaratacağı ontolojik kaygıdan (anksiyete) kaçmak için, adımlarımızı daha da hızlandırıyor, saniyeleri birer tüketim nesnesi gibi harcıyoruz. Deneyimi değere dönüştüremediğimiz, sadece üzerinden geçip gittiğimiz bir patinaj alanıdır artık hayat. Kusursuzluk algısı da bu illüzyonun estetik ayağını oluşturur. Doğa, doğası gereği asimetrik, kusurlu ve ölümlüdür. Oysa insan, kendi faniliğinden duyduğu korku yüzünden her şeyi pürüzsüzleştirmeye, sterilize etmeye çalışıyor. Kırılan bir nesneyi, incinen bir ruhu ya da
Derin bakışlar, bu kadar kısa mı yaşarlar?
gelmiş geçmiş en iyi müzik klipleri `thriller` – `michael jackson` müzik klibini kısa filme dönüştüren eser. zombi koreografisiyle pop kültürünün en ikonik görüntülerinden biri olmuştu puff.. youtu.be/sOnqjkJTMaA?si=... `take on me` – `a-ha` canlı çekim ile çizim animasyonunu birleştiren ilk klip çok beğenmiştim. youtu.be/djV11Xbc914?si=... `november rain` – `guns n' roses` sinematik anlatımı ve dev bütçesiyle rock tarihinin en görkemli kliplerinden biri. youtu.be/8SbUC-UaAxE?si=... `daniel powter` // `bad day` mükemmel?? [cdn.eksisozluk.com/2026/6/23/u/uub... görsel] “kadın yağmur çiziyor, adam şemsiye çiziyor” youtu.be/gH476CxJxfg?si=... `maria mena` // `just hold me` kelebek ! youtu.be/tyvA6lFdiWc?si=...
Bol uzun kollu uzun bir elbise var şimdi onu kendime göre bi şeyler yapmak istiyorum. Acaba yine kısa kollu bir elbiseye mi çevirsem yoksa etek üst takım mi yapsam diye düşünüyorum ama etek üst sanırım daha garanti olur ben takım olan şeyleri daha çok seviyorum