Oysa ben, hayat bir şiir olsun istemez miydim sevgili?
Hayat sonsuz ve lekesiz bir sarılma olsun istemez miydim?
Ama olmuyordu sevgili. Ne zaman birazcık mutlu olsam, çok, ama çok kısa bir sürede gölgelendi hep...
Kendi ölümümle beni en çok uzlaştıran şey bir düşünce, senin ve benim kemiklerimin birlikte gömülüp dağıldığı, çırılçıplak kaldığı bir yer düşüncesi. Kemiklerimizin ortalığa saçılmış darmadağın yattıkları bir yer. Kaburga kemiklerinden biri kafatasıma dayalı. Sol el kemiklerimden biri kalça kemiğinin içine girmiş. (Kırık kaburga kemiklerimin üstünde göğsün bir çiçek gibi.) Ayak kemiklerimiz, yüzlercesi darmadağın. İç içeliğimizi böyle imgeleyişimin, yalnızca kalsiyum fosfattan oluşsa da, huzur verici olması garip. Ama öyle. Seninle olduktan sonra, kalsiyum fosfat bile olmanın yeteceği bir yer düşünüyorum.
"Her zaman kısa yoldan koş: Kısa yol doğaya uygundur ve herkesi en sağlıklı şeyi söylemeye ve yapmaya yöneltir. Çünkü bunun gibi bir amaç seni zahmetten, dertten, tereddütten, tüm entrikacılardan ve gösterişten kurtarır."
"Sözün özü, insani olan her şeyin önemsiz ve kısa ömürlü olduğunu idrak et, dün ufacık bir mukus olanlar, yarın bir mumya veya küle dönüşecekler. Zamanın bir anını bile doğaya uygun geçir ve memnuniyetle ayrıl yaşamdan; tıpkı onu yaratan toprağa ve yetiştiren ağaca şükranlarını sunmak için olgunlaşınca yere düşen bir zeytin tanesi gibi."
Bu kızın her şeyi güzeldi: İri, apak elleri, kısa, dalgalı saçları, sert hatlı burnu ve dudakları; fakat yüzünün en güzel yeri iyilik ve dürüstlük okunan iri kahverengi gözleriydi.