Çocuklara kötülüklerden korumak için yapılacaklar listesi
8/10
·195 syf.··
2026 4. kitabı
Suçlular sadece başka insanları hedef seçmediler. Yani yakın akrabalardan yada Koç, hoca amca gibilerden de çıkabilir. Bazı ebeveynler Belki de çocukları tedirgin etmekten korkarak hiçbir şey yapmazlar. Maalesef bu başını kuma gömme tarzı yaklaşım çocukların savunması kalmasına sebep olur. Tüm eleştirilere itaat etmelerini gerektiren katı bir tarzda yetiştirilmiş çocuklar özellikle risk altındadır.@ Hayatta hiçbirimiz her şeyi çözemeyiz, Bu yüzden başkalarının tavsiyelerine başvurur. Çocuk yetiştirme konusunda ucuz teorilere başvuranlar, kendilerini Nasrettin hoca'nın masalında yanlarında bir eşekle ve oğluyla giden hocanın durumunda bulurlar. Yani ne yapsalar çözüm bulamıyormuş gibi hissederler. Sezgi ve sağduyudan yararlanmak Sezgi bir şeyi düşünmeden anlamanı sağlayan ani bir histir. Mesela ani ve sebepsiz bir duyguyla karşıdakinin iyi biri olmadığını hissedebilirsiniz işte bu sezgidir. Mesela bazı iş adamları sahte bir işin neredeyse kokusunu alır. Birkaç yıl polislik yaptım ve Sezgin kayda değer bir şekilde gelişmeye başladı. Sezgi ve sağduyu birlikte gider. Birçok insanın başı sağduyu görmezden geldiği için belaya girer. Sağduyu, eğer bir şey gerçek olamayacak kadar iyi görünüyorsa, genellikle gerçek olmadığını öngörür. Mesela baba çocuklarıyla aşırı ilgilenen bir Koru şefini tuhaf bulduğunu ancak çocukların ve annelerinin bu ilgiden memnun olduklarını bildiğinden onların mutsuz etmek istemediğini itiraf etmiş. Yani sağduyu ve sezgisini görmezden gelmiş ve bedelini oğlu ve ailesi ödemiştir (tacizci bir Kore şefi olayından alıntı) yetişkinler sağduyu sahibidir bunu çocuklarına da geçirmek için çaba göstermelidir. Küçük çocuklara bile sezgilerine güvenmeleri öğretilebilir. Şüphelenen bir çocuk kaba davranmaktan korkmadan kaçmalıdır. Çocukların sevgilerini
Çocukları Kötülüklerden KorumakRobert Stuber · Beyaz Yayınları · 19986 okunma
10/10
·193 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 04 Mart 2026 00:00
"KRAL ŞAKİR: DÜNYALAR KARIŞTI" Gözlerinizin içine bakıyorlar, kulaklarınızı dolduruyorlar, aklınızı ele geçiriyorlar. Peki ya siz? Hâlâ kendinizde misiniz? Müzik ruhun gıdasıdır derler... Peki ya ruhunu ele geçirirse? Şehirde günlerdir büyük bir heyecan var. Herkesin dilinde tek bir isim: AYZ. Yapay zekâyla kontrol edilen bu müzik grubu, ilk kez sahne alacak. Biletler saatler içinde tükenmiş, sosyal medya duyurularla çalkalanıyor. Genç yaşlı herkes bu büyülü geceyi bekliyor. Ama kimse gerçekte ne olacağını bilmiyor. Konser başladığında, ilk notalarla birlikte şehirde tuhaf şeyler olmaya başlıyor. Şarkılar çaldıkça, dinleyicilerin gözleri cam gibi parlamaya, hareketleri yavaşlamaya başlıyor. Hipnoz dalgası şehre yayılıyor. İnsanlar artık kendilerinde değil. Gözleri sahneye kilitlenmiş, kulakları sadece AYZ'nin müziğini duyuyor. Ve kimse farkında değil... Ta ki Şakir ve ailesi şehre varana kadar. Şakir, ailesiyle birlikte şehre yeni gelmiş sıradan bir genç. Ama sıradan bir gün onları beklemiyor. Şehrin garip sessizliğini, insanların transa geçmiş hallerini ilk fark eden onlar oluyor. Şakir'in yanında: · Necati: Tecrübeli, kurnaz, her işin üstesinden gelebilecek bir arkadaş · Canan: Zeki, gözlemci, ipuçlarını birleştiren güçlü bir kadın · Ve diğerleri: Her biri farklı yeteneklere sahip bir ekip Bu sıradan insanlar, şimdi şehri kurtarmak gibi sıradışı bir görevin tam ortasındalar. Peki nereden başlayacaklar? Şakir ve ekibi, kısa sürede işin perde arkasını keşfediyor: AYZ'yi kontrol eden server'lar, şehrin dört bir yanına dağılmış durumda. Bu server'ları bulup devre dışı bırakmadan hipnoz dalgasını durdurmak mümkün değil. Ama server'lar sıradan yerlerde değil. Onları bulmak için şehrin en gizemli noktalarına yolculuk yapacaklar: 1. Lunapark: Dönme Dolabın Sırrı İlk
Edebiyat
Kral Şakir: Dünyalar KarıştıVarol Yaşaroğlu · Eksik Parça Yayınları · 202510 okunma
Reklam
Güzelliğin Arzu Dürtüsü II: Tomie ve Sonsuz Tekrarın Ontolojisi
Puan vermedi
Tomie’nin ikinci cildinde beni asıl sarsan şey artık onun geri dönüp dönmeyeceği değil; kaç farklı biçimde geri dönebileceğidir. İlk kitapta bedenin parçalanması bir şok etkisi yaratıyordu, burada ise tekrar eden bir yasa gibi işliyor. Sanki ölüm, Tomie evreninde istisna değil, sıradan bir durak hâline gelmiş. Bu da korkuyu biyolojik olmaktan çıkarıp metafizik bir düzleme taşıyor.Bu ciltte Tomie artık tekil bir figür olmaktan çok, çoğalan bir ilke gibi hareket ediyor. Aynı yüz farklı bağlamlarda beliriyor; her seferinde aynı ben, aynı bakış, ama başka koşullar içinde. Bu durum beni şu soruya götürüyor: Kimlik nedir? Bedensel süreklilik mi, hafıza mı, yoksa yalnızca tekrar eden bir form mu? Eğer bir varlık sonsuz kez yeniden üretilebiliyorsa, hâlâ “biri” midir, yoksa artık bir kategoriye mi dönüşür? Junji Ito burada neredeyse Platoncu bir tersyüz etme yapıyor gibi geliyor bana. Tomie tek bir özün kopyaları değil; kopyaların kendisi öz hâline geliyor. Orijinal diye bir şey kalmıyor. Her Tomie hem gerçek hem de sahtedir. Bu, modern dünyadaki kimlik çoğalmasını, dijital avatarları ve sürekli yeniden kurulan benlikleri düşündürüyor.İkinci ciltte erkek karakterlerin Tomie’ye duyduğu arzu daha da mekanikleşir. İlk kitapta tutku bireysel bir delirme hâliyken burada neredeyse otomatik bir refleks gibi işler. Bakış, isteme, sahip olma ve yok etme arasında kısa devre oluşur. Sanki özgür irade devre dışı kalmıştır; arzu artık bir seçim değil, programlanmış bir dürtüye dönüşür.Bu noktada Tomie’nin kendisi de yalnızca fail değildir; kendi çoğalmasının tutsağı gibidir. Parçalanmak onun için bir son değil ama bir kurtuluş da değildir. Aynı yüzün tekrar tekrar sahneye sürülmesi, bana sonsuzluğun bir armağan değil, varoluşsal bir kapan olduğunu düşündürüyor. Heidegger’in ölümle kurduğu
Tomie - Cilt 2Junji İto · Gerekli Şeyler Yayıncılık · 2020364 okunma
8/10
·280 syf.·
2025 20. kitabı
5 Saniye Kuralı, basit ama güçlü bir prensip etrafında şekillenmiş: “5’ten geriye say ve harekete geç.” İlk bakışta çok kolay görünen bu yöntem, aslında beynin otomatik erteleme ve tereddüt mekanizmasını devre dışı bırakıyor. Kitap boyunca bilimsel araştırmalar, yazarın kendi tecrübeleri ve kuralı deneyimleyen insanların gerçek hikâyeleri yer alıyor. Ben kitabı okurken bu kuralı günlük hayatımda denedim. Örneğin, soğuk suya girmek konusunda hep tereddüt ederim. Ancak “5-4-3-2-1” diyerek hiç düşünmeden suya girdiğimde gerçekten farkı hissettim. Bu basit sayım, yarış başlangıçlarındaki gibi beynin harekete geçme dürtüsünü tetikliyor. Kararsız kaldığınızda, aklınızın ve kalbinizin ilk yöneldiği seçeneği netleştirmenize de yardımcı oluyor. Kitabın en sevdiğim yanı, kurala dair sade ve uygulanabilir bir çözüm sunması. Ancak eleştirecek olursam; içerik zaman zaman çok tekrar ediyor. Takipçi hikâyeleri ilginç olsa da bazı bölümler gereksiz uzatılmış. Daha kısa ve öz olsa etkisi daha yoğun olabilirdi. Yine de, küçük bir eylemin hayatın birçok alanında büyük değişimler yaratabileceğini hatırlatması bakımından değerli bir kitap. Hayatta birçok şey basittir, ancak hiçbir şey kolay değildir cümlesi ise zihnime kazındı. Okuması kolay, uygulanması ise biraz cesaret isteyen bu kural, özellikle ertelemeyi bırakmak ve harekete geçmek isteyen herkes için faydalı olabilir.
1000Kitap
5 Saniye KuralıMel Robbins · Epsilon Yayınevi · 2022179 okunma
Ve Karşınızda Halit Kıvanç!
Puan vermedi·350 syf.·
2025 426. kitabı
Alt başlık: Bir Koltukta Çok Karpuz Merhabalardan bir demet sayın okuyucular. ≈) Bugün sizlere yapabildiğim kadarıyla ilklerin ismi Halit Kıvanç'ı anlatacağım. Hoş geldiniz. -Biraz uzun... Çayınızı kahvenizi hazır edin isterseniz. ≈)- Nereden başlasam bilemiyorum, alt başlıkta da dediğim gibi bir koltukta çok karpuz... -kitabı buraya sığdırmam gerekir≈)- Öncelikle soyadından başlayalım. “İlkokul başları falan. Biliyor musunuz, bu so­yadı işini okuma yazma bilmeyen annemle, ben küçücük ço­cuk ... Evet ailede o kadar ağabeyler varken biz gittik, ailenin bütün nüfus muamelelerini yaptırttık. Sıra geldi soyadına. "So­yadı ne" dediler. Listeler var oralarda. "Biz bunu evde bir ko­nuşalım" dedik. Kemal ağabeyim "Ben çok güzel bir soyadı buldum" dedi, "Tarkan". Tarkan hiç fena soyadı değil. O za­ manlar daha bugünkü Tarkan'ın annesi babası bile doğma­mıştı herhalde...Tarkan soyadı denince bir gün, iki gün dü­ şünüldü. Babam benimsemedi. - Aile meclisinde konuşuluyor bunlar öyle mi? - Onlar konuşuyorlar, biz duyuyoruz. Gazetede bir yazı okumuş Kemal ağabeyim. "Soyadı için teklifler" konulu bir yazı. Orada "Kıvanç" da var. Parantez içinde de "İlk defa Ata­türk tarafından kullanılmıştır bu deyim" yazıyor. Kemal ağa­beyim "Kıvanç" diyor. "Bakın nasıl söylenişi" filan... Gittik, aldık Kıvanç soyadını. -Göbek adıda Mecit imiş. Nüfusta kayıtlı...- İlk Sunuculuğu - İşte bu çok enteresandır. Bakın ben bebekken bile kunda­ğımın yanında gazete vardı. Yani bebekliğimden itibaren ga­zete gördüm ben ve okumaya çok küçük yaşlarda gazete ile başladım... ... – Kendiliğinizden mi okumuşsunuz, yoksa "Oku da oğlum bir göster amcana" gibi mi? - Hayır, hayır değil. Annem "Oğlum gazete bile okuyor de­yince, ben de başlamışım okumaya. Yani bu, benim ilk sunu­culuğum. Kendimi sunmuşum. (İlkokula
Bir Koltukta Kaç KarpuzAydın Engin · İş Bankası Kültür Yayınları · 200310 okunma
MİZAH MI LAZIM PROPAGANDA MI?
Puan vermedi·72 syf.·
2024 28. kitabı
Zaman ayırırsanız memnun olurum. Hem hafıza tazelersiniz. * Güldürü mevzusunun medyadaki en önemli unsurlarını karikatürler oluşturuyor. Yazılı medyanın, dijitale neredeyse boyun eğdiği şu dönemde gazete ve dergilerin tirajı düşmüş olsa bile karikatür dergileri için, özellikle kitleye ulaşma açısından işin rengi pek de böyle değil. Karikatürün gerek ebat ve gerekse doğası gereği görsel oluşuyla dijitale son derece uygun olması bunda başat neden olarak görülebilir. Sebeplere, okunmasının zaman almaması ve hatta kimi zaman okunmaya gerek dahi olmaması da eklenebilir. Yine karikatürlerin, internette “caps” denen kısa ve akılda kalıcı görsel ürünlerle benzer kimlikte oluşu ona artı yazan bir başka etmen olarak dikkat çekiyor. Bu dalın ülkemizde yoğun biçimde kullanılmaya başlaması 2. Abdülhamid zamanına denk düşüyor. Pek çok şey gibi bunda da Fransız ve Amerikan rüzgarından etkileniliyor. Ve yine pek çok şey gibi “halkın yanında” mottosuyla sunulmasına karşın “halka rağmen” icra ediliyor. Peki nasıl başlıyor? İleriki zamanlarda aynı şekilde devam etmek suretiyle Sultan 2. Abdülhamid eli kanlı, bağnaz, cahil, zalim, cani katil biri olarak resmediliyor. Bu batı medyasında da o zamanın Türkiye medyasında da bu şekilde. Çünkü batı, yani efendiler öyle diyor. imgur.com/a/Alac1kd Aradan geçen asırlık zamanın akabinde tarihini halen batı gölgesinde okuyan ülke medyasında pek değişen bir şey yok. Başta 2. Abdülhamid ve Yavuz Sultan Selim olmak üzere hemen tüm Osmanlı padişahları yukarıdaki sıfatlarla anılır vaziyette. Elbette bu, Osmanlı’nın temsil ettiği değerlerle örtüşmeyen zihniyetin sonucundan kaynaklanıyor. Sertaç Timur, tanımlarından biri “daima muhalif” olan sanatçıların, bu raporda karikatüristlerin, ikircikli durumlarına dikkat çekiyor. Nitekim İttihat ve
Türkiye’de Mizah DergileriSertaç Timur Demir · Seta · 20163 okunma
Reklam
Reklam