📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bütün sorun da zaten burada başlar. Zira pratik fayda kavramı zahiri masumiyetinin ötesinde bizi karanlık dehlizlere çekecek bir mahiyete sahiptir. Her şeyi plastik hâle getirmenin pratik ve ekonomik faydası olabilir ama insanın yaşam kalitesine bir katkısı olur mu? Eğitim sisteminin pratik faydası gençleri meslek hayatına hazırlamak olabilir ama onları iyi insan yapar mı? Bilimin teknolojinin bir aracı hâline gelmesi pek çok pratik fayda sağlıyor olabilir ama varlığın ve hayatın anlamını kavramamıza katkı sağlar mı? Anlam, pragmatik değerler silsilesine dâhil midir? Yoksa onu da gereksiz, karmaşık, işlevsiz ve pratik faydası olmayan bir kavram olarak geride mi bırakmalıyız?
Örf ve adetlerin fertleri yönettiği, hiç de zengin olmayan, muhafazakar kasaba hayatının insana bahsettigi en büyük nimet, şüphesiz, derin bir iç dünyası ve yüce duygular gibi sıkıntılardan onu
kurtarmasıydı. Gerçekten de kasabalı, gerek dağ başında tek başına yaşayan bir çoban gerekse yalısında inzivaya çekilmiş bir beyzadeden çok farklı olarak, dünya ve insanlar hakkındaki bütün hükümlen önceden verip bunları geleneklerinde yaşatan bir cemaat için de ömür sürerdi.
Benim dünyada tattığım en büyük lezzet, hayat değil, insanlık! Her zaman olduğu gibi şimdi de, yaşıyor olmanın değil, insan olmanın zevkini çıkarıyorum.
Her ne kadar bilmek bir kibir, insan inanmak için yaşamalıdır, diye düşünmeye devam etsem dahi ikinci kez kendini okutan bu roman hem en mühim meselelere değiniyor hem de maceranın unutturucu gücünü sunuyor.
Evet bilmek imana giden yolda gerekli olan bir aşama. Ama bilmeyi kutsayan bilimci pozitivist bakış insana gerçekten bilmeyi sunuyor mu? Sunulan şey bilmeye dair özden parçalar muhteva etse dahi bu hakikat denilen anlama, saf bilgiye, huzura ulaştıran malumata, ne bileyim eşyanın hakikatine ulaştırır mi insanı? Sanmıyorum.
En başa dönersem İhsan Oktay Anar romanları bütün bu farklı düşüncelere rağmen beni sarıyor. Bir okuma kurdu olan ergen gibi metni hemen bitiriverme isteği uyandırıyor. Hatta şu an olduğu gibi ikinci kez okuma isteği oluşturuyor. Bu bence geçmişle kurduğu yakın ilişki, işlenen zamana ait kelimeler, deyimler vs. İle oluşturulmuş nevi şahsına münhasır üslubu ,elbette hikayenin baglamla kurduğu bağ ile serüven hissinin kuvvetli bir şekilde metnin her yerinde hissedilmesinden kaynaklanıyor sanırım.