Puan vermedi·270 syf.·
2026 340. kitabı
İnanmak istediğine inanır insan. Yalan olduğunu bile bile inanır insan. "S:15 kurmaca ile gerçeğin iç içe geçtiği bir yolculuğun hikâyesi. Sabahattin Ali cinayetini aydınlatmaya çalışan esrarlı bir yazarın, kendi hakikatini de aramasının, her durakta, her otelde, her gecede, her kentte cinayetin izleriyle birlikte kendinden ve hayatından eksik parçaları da bulmaya çalışmasının romanı. Sabahattin Ali'yi Ben Öldürdüm Gerçekten hakikati bilmek istiyor musun? Peki hakikate ulaşmak mümkün mü? “İnsanlar öldüğünde izlediği filmler ne olur bilmiyorum. Dinledikleri şarkılar, içlerinde biriken özlemler. Okudukları kitaplar boşa mı okunmuş olur misal? Bir kuş gibi çırpınan kalpleri, ısındıkları bahar güneşleri, ciğerlerine çektikleri taze çimen kokuları. İlk sonbahar yağmurlarıyla gizledikleri gözyaşları. Yalnızlıktan üşüdükleri kışlar, kederi gizlemek için saklandıkları çocukluk gülüşleri, sadece yalnız olmadıklarını düşündükleri için imrendikleri insanlar…” Sabahattin Ali'yi Ben Öldürdüm Gerçekten hakikati bilmek istiyor musun? Peki hakikate ulaşmak mümkün mü?
Roman-Edebiyat
Sabahattin Ali'yi Ben ÖldürdümGökçer Tahincioğlu · İletişim Yayınları · 2023115 okunma
Kurguyla karışık gerçekler
Puan vermedi·270 syf.··
2026 18. kitabı
Sabahattin Ali sevgimiz sorgulanmasın.Yazarın kısacık ömrüyle ilgili çoğu şeyi bilsem de Sabahattin Ali okuma isteğim bitmiyor.Her okuduğumda üzülmem de geçmiyor. Sabahattin Ali’yi Ben Öldürdüm, kurmaca ile gerçeğin bir yolculuğu.Kurgu kısmında Sabahattin Ali cinayetini aydınlatmaya çalışan bir yazarın, kendi gerçeklerini aramasını bu arayışları karşısındak hayatına giren karakterleri de Sabahattin Ali romanlarından geçen kişiler üzerinde yapıyor. Gerçek kısımda romanın sonunda Gökçer Tahincioglu, Sabahattin Ali cinayetinde bugüne kadar gün ışığına çıkmamış, cinayetle ilgili iddiaları doğrulayabilecek belgeleri açıklıyor. İnsanlar öldüğünde izlediği filmler ne olur bilmiyorum. Dinledikleri şarkılar, içlerinde biriken özlemler. Okudukları kitaplar boşa mı okunmuş olur misal? Bir kuş gibi çırpınan kalpleri, ısındıkları bahar güneşleri, ciğerlerine çektikleri taze çimen kokuları. İlk sonbahar yağmurlarıyla gizledikleri gözyaşları. Yalnızlıktan üşüdükleri kışlar, kederi gizlemek için saklandıkları çocukluk gülüşleri, sadece yalnız olmadıklarını düşündükleri için imrendikleri insanlar…”
Sabahattin Ali'yi Ben ÖldürdümGökçer Tahincioğlu · İletişim Yayınları · 2023115 okunma
Reklam
7/10
·192 syf.··
2026 14. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Mart 2026 15:24
#KitapYorum #BekleBeni #ZülfüLivaneli #CanYayınları #Roman Merhaba arkadaşlar, Bugün sizlere, Can Yayınları'ndan çıkan, Zülfü Livaneli'ye ait, "BEKLE BENİ" isimli romanı tanıtmaya çalışacağım. Zülfü Livaneli'nin kitapları hakkında çok bilgiye sahip değilim. Niyetlenip okumak istediğim eserleri elbette oldu. Ancak araya ya zaman girdi, ya da başka kitap seçimleri. Hep "ha bugün" "ha yarın" şeklinde erteledim. Hani derler ya her nasip vaktine esirdir diye. Demek ilk buluşmamız bu romana ayarlıymış. Zamanın efendisi öyle buyurmuş. Tabi bu süre zarfında sadece sanatçı kimliğini severek takip ettim. Yıllar evvel Ankara Hipodromda gençerle buluştuğu bir konserine gitmiştim. Ön saflardan şarkılarına eşlik etmiş çok beğenmiştim. Kişiliği, duruşu, iletişimi, fikirleri, sağ duyusu, sevgi dolu bakışları, vermek istediği mesajları büyük bilgelikle sunuşu taktire şayandı. O gün kalbinin mahzenindeki beyaz güvercinleri gökyüzüne salışı, özgürlüğe doğru kanat çırpan binlerce sesin eşlik ettiği türkülerin uçuş uçuş birbirine sarılışıydı sanki. Seçili gönül sayfalarını paylaşan bu nahif kalp, eminim ki her birimizin içinde barışın, huzurun, insanlık sanatının rüzgârlarını estirdi. "BEKLE BENİ" gönül çukurumdaki heybeden çıkanlarla yüzleşmemi sağladı. Sabrın incili kaftanına sahip olmaktı tek derdim belki de. Pek çok yerde beklemenin boyutlarında takılı kaldım, satırlar uzun bir yolculuğun, derin izlerinde çıkışı bulmaya çalışan kâşifin acemi takipsizliğiydi sanki. Hep başa saran bir işgence sarmalı hislerimi sarmaşık misali esir aldı. Bazı duygulara selam verdim, karanlık kuyularda ses oldum, esaretin bedeline giden yolda bir seyyahın yorgunluğunu yaşadım, yolda giderken ayağına batan dikenlerin acısında çokça ağladım, uzun kışlar, kısa baharlar geçirdim, hep bekledim,
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,2bin okunma
Ah Türkan! (Orhan’lar ölmeyebilir, hayatınıza kendiniz yön verin)
7/10
·116 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2026 09:28
Bir kadının kendini yeniden bulması ve hayata tutunmasını anlatan bir hikaye gibi görünse de; aslında kadın erkek farketmeksizin insanın önce ben demesi gerektiğini, körü körüne hiçbir şeye hayatını feda etmemesini, bir yerlerde bir ışığın bir umudun hep var olduğunu, anlatıyor. Okuduğum her cümle de “ya Orhan ölmeseydi, Türkan hep böyle mi yaşayacaktı? Hayatına bir yön vermeden, sevmeden, sevilmeden, bir vazo gibi kenarda, varlığının bir anlamının olmadığı bu hayata devam mı edecekti?” sorusunu uzun uzun düşünürken buldum kendimi. Evet Türkan çiçeklenmişti sonunda ama bunun için Orhan’ın ölmesi mi gerekiyordu? Kaç baharlar kaybetti kaç yazlar kaç kışlar… Yarayı saran zaman değil sevgidir. Yaralarınızın sarılacağı yolculuklara çıkmakta geç kalmamanız umudu ile<3
ÇiçeklenmelerMelisa Kesmez · İletişim Yayınları · 20267,6bin okunma
Okudum bitti
9/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2026 23:57
Nar Ağacı Nazan Bekiroğlu ’nu okurken beni etkileyen şey hikâyenin kendisinden önce dili oluyor. Masalımsı ama yapay değil; sakin, yumuşak, acele etmeyen bir anlatımı var Okurunu yormadan, fark ettirmeden içine alan bir dil bu. O yüzden onun kitaplarında “ne anlatıyor?” sorusu geri planda kalıyor; asıl mesele nasıl anlattığı Nar Ağacı da tam olarak böyle bir kitap: süslü olmayan ama derin, sessiz ama güçlü bir anlatıyla akıp gidiyor Roman, İran’dan Kafkasya’ya, oradan Anadolu’ya uzanan büyük bir savrulmayı anlatırken Trabzon’un işgalini, muhacirliği ve göç yollarında çekilen sıkıntıları da merkeze alıyor. Evini, toprağını, geçmişini geride bırakmak zorunda kalan insanların yaşadığı belirsizlik, korku ve yoksunluk; bağırmadan, satır aralarına sinmiş bir hüzünle aktarılıyor Göç burada sadece bir yer değiştirme değil, insanın hayata tutunduğu dalların bir bir kopması gibi duruyor Settarhan ve Zehra’nın hikâyesinde aşk var ama tamamlanmıyor; bekleyiş var ama çoğu zaman sessizce yaşanıyor Her şey biraz yarım, biraz eksik. Nar ağacı da bu yüzden güçlü bir sembol: dağılmış ama kökünden kopmamış hayatların karşılığı Zaman değişiyor, sınırlar değişiyor ama insanın içindeki acı pek değişmiyor Nar Ağacı bana göre bir tarih ya da göç romanından çok, ayrılığın ve kaderin insanın iç dünyasında bıraktığı izlerin hikâyesi. Kitap bittiğinde geriye büyük cümleler değil; sessiz bir hüzün ve uzun süre insanın içinde kalan bir duygu kalıyor Nazan Bekiroğlu’nun kalemi de tam olarak bunu yapıyor: sarsmadan, bağırmadan, masal anlatır gibi derine dokunuyor
Nar AğacıNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202534bin okunma
6/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2025 79. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 29 Kasım 2025 11:34
Holokost filmlerini izlerken ya da kitaplarını okurken hep Tanrı buna nasıl izin verdi derim. Kitabı okurken de Kolima için Tanrı’nın unuttuğu bir yer diye sık sık içimden geçirdim.Kolima öyküleri buz gibi bir dille, süsleme, duygu sömürüsü, dramatik patlamalar olmadan, her an başka başka ölümlerle, insanı ayakta tutan dayanışma, onur, ahlak gibi değerlerin nasıl yok edildiğine, insanlığın nasıl kaybolduğuna tanık oluyoruz. Burada kötü doğduğunuz için değil, hayat şartları, koşullar yüzünden kötüsünüz. Kampta bir gün kurban olan diğer bir gün karnını doyurmak, ısınmak, dinlenmek için bir başkasını satabilir.Varsa yoksa normlar. insan sadece üretim için var.İşin biterse yenisi gelir. Normunu tamamlamayan kişi kanuna karşı gelmiş ve devlete ihanet etmiş demektir. Bunun karşılığını cezasına ek bir cezayla hatta hayatıyla öder.Burada maalesef mahkumların hakkı az, yükümlülüğü ise çok. Cezalar bireyleri ıslah etmek içindir.Ama Kolima’da yok etmek için.Daha iyi yemek için daha çok çalışmak gerekiyordu; daha çok çalışmak içinse daha iyi yemek.Nasıl bir kısır döngüyse artık. Doğa da burada devletin bir şiddet aracı gibi. Burayı seçmişler zaten buraya ulaşmak son derece zor.Burası Dünya’nın bittiği yer, Dünya’nın sonu.Donmuş topraklar aynı zamanda doğal kaynaklar ve kıymetli madenler açısından da son derece zengin bir yer. Rejim bölgeyi ekonomik değer elde etmek için endüstrileştiriyor. İnsan sömürüsü, doğal kaynak sömürüsüyle birleşiyor. Çok zor uzun kışlar. Yazlar yok gibi. İnsanlar günleri sayamıyorlar. Mevsimler kaybolmuş.Umutları kaybolmuş. Soğuk öldürücü.Devlet hiç ellerini bile kirletmeden doğa mahkûmların icaplarına bakıyor. Düşünce suçluları, adi suçlulardan bile daha aşağıda.Düşünen, okuyan insan istemiyorlar.Böyle insanları sistemleri için bir tehdit
Kolıma ÖyküleriVarlam Shalamov · Jaguar Kitap · 2019182 okunma
Reklam
Reklam