10/10
·156 syf.·
2026 53. kitabı
Merhaba Sevgili okur Adrian Beck tarafından kaleme alınan #TheKitapYayinlari tarafından yayımlanan , 7-9 yaş ve üzeri çocuklara hitap eden eğlenceli bir macera ve casusluk kitabı olan #pofidikajankedi nin yorumu ile karşınızdayım. Pofidik dünyanın en korkusuz ajanıdır ama o zamanını pineklemekle ve bir şeyler atıştırmakla geçirmeyi tercih etmektedir. Pofidik ve casus arkadaşları Jade ile Kit, aslında sadece eğlenmek için bir su parkına giderler. Ekip su parkında keyif yapmayı planlarken, kendilerini bir anda devasa bir casusluk operasyonunun tam ortasında bulurlar. Pofidik ve arkadaşları kıskanç ajanlari yok etmeden önce onları durdurabilecekler mi yoksa pofidik yine atıştırmalıklar yüzünden saçma sapan şeyler mi yapacak? Eğlence,mizah, gizem ve kelime oyunlarıyla dolu şahane bir seri biz çok sevdik
Pofidik Ajan KediAdrian Beck · The Çocuk Yayınevi · 20267 okunma
Düşünme yeteneği zayıf toplum…
Puan vermedi·152 syf.··
2026 14. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 16:51
Roman, isminden de anlaşılacağı gibi idam ile yargılanan bir kadının hikayesini ele alıyor. Ama asıl anlatılmak istenen, toplumun bir kadına biçtiği değer, cinsiyet eşitsizliği ve adalet sistemi... Hakimin baştan ön yargıyla yaklaştığı bu dava, aslında haksız yere yargılanıp idama mahkum edilen bir kadının acınası hikayesi. Yer yer argo ve köy ağzıyla yazılmış cümleler başta rahatsız etse de, kitabın gerçekçiliğini artırıyor. Kitabın en vurucu kısmı sayfa 150’deki şu satırlar: > "...hayal gücü kıt, düşünme ve karar verme yeteneği zayıf kişilerden oluşmuş bir toplumun ilerleyemeyeceği, bir koyun sürüsü kadar kolay yönetileceği de bir başka gerçektir. Düşünce özgürlüğünü bir kavram olarak bile ortadan kaldırmanın en iyi yolu, düşünmeyi bilmeyen kuşaklar yetiştirmektir." Özetle: Sorgulamayan toplum, kendi celladını yaratır. Okunması gereken, sarsıcı bir eser. Şimdiden iyi okumalar… Pınar Kür Asılacak Kadın
Asılacak KadınPınar Kür · Can Yayınları · 202611,5bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·523 syf.··
2026 18. kitabı
Eser insanların huzur ve güvenlik ihtiyacı nedeniyle doğa durumu dediğimiz ilkel ve vahşi durumdan çıkarak; toplumsal bir anlaşma yoluyla devlet dediğimiz (mutlak otorite'yi) nasıl kurduklarını ve mutlak otoritenin neden egemen güç olması gerekliliiğini bizlere açıklar. Doğa durumu; insanlar arasında genel bir eşitlik hali mevcuttur. Lakin insan tabiatına ait (bencillik, hırs, istek) gibi özelliklerin kıt kaynaklar ile birleşmesi nedeniyle çatışma durumu süreklidir. Güvensizlik ve kaos ortamı hakimdir. Can ve mal güvenliği yoktur. Kısaca yabanıl ve ilkel bir yaşam mevcuttur. Toplumsal anlaşma; zamanla insanlar arasında can ve mal güvenliğini sağlayabilmek adına, mutlak güce sahip üst bir otoriteye bağlı olma ihtiyacı ortaya çıkar. Bu otorite kitapta (Tevrat'a göre deniz canavarı olan) Leviathan'ken günümüzde ise devletin taa kendisidir. Kısaca devlet insanların temel hakları olan (yaşam, barınma ve huzur) gibi ihtiyaçlarını koruyabilmek adına bir araya gelerek oluşturdukları bir yapıdır. DAYATMA sonucu oluşmuştur. Devlet ise üç ana vasıfa sahiptir: Mutlak güç; yasama, yürütme ve yargı onun iradesindedir. Ondan habersiz hiçbir şey yapılamaz. Sarsılmaz iktidar; kimse onun otoritesini sorgulayamaz, eleştiremez veyahut devirmeye çalışamaz. Devlet bazlı özgürlük; devlete bağlı fertler kanunlar çerçevesinde istediğini yapmakta özgürdür. Sınırlar devletin kırmızı çizgileridir. Din devletin üzerinde bir güce sahip olamaz eğer olursa çeşitli karışıklıklar ortaya çıkar. Misal ortaçağ avrupası... Papa ve kilise kısaca (Roma) devletler üstü bir konumda olduğu için sürekli bir çatışma ve iktidar mücadelesi mevcuttur. Kitaptan da yola çıkarak din ve devlet ile ilgili görüşlerimi kısaca dile getirmek istiyorum. Din devlet üstü bir konuma yerleştirilemez. Din devletin mutlak
LeviathanThomas Hobbes · Yapı Kredi Yayınları · 20241,266 okunma
BENDEN KESİTLER;
8/10
·367 syf.··
2026 38. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 14:48
"Melezlik Brezilya halkının yüzüdür, melezlik onun kültürüdür." Çünkü bende bir melezdim ve " Yaşamak, yaşamı anlamak, insanları tüm halkı sevmek gerekliydi. Irk ayrımı, statü, din ayrımına hayatım boyunca karşı çıktım. Melezlere yapılan ayrımcılığa ve ötekileştirilmeye hep karşı çıktım. Ben kim miyim? Ben " Pedro Archanjo. Benim hayatımı, inançlarımı, değer yargılarımı, yaşadığım toplumun siyasi ve ekonomi dengesizliklerini canım yazar kaleme almış. Güzel de olmuş. Demek ki dünyada bir iz bırakmışım ki böyle birşeye gerek duymuş. Ben Brezilya' nın Bahia topraklarında doğdum ve büyüdüm. Çoğu kişiye göre görünür bile değildim. Fakir bir ailenin kıt kanaat geçinen bir bireyiydim. Bilginin ve eğitimin ışığında kendimi geliştirmeye adadım ve hayatımı sanatla yoğurarak doğru olanı uygulamaya adadım. Mucizeler Dükkanı adında ki kurum benim kurtarıcım oldu. Yoksulları önemli kişileri bir araya getiren bir tür senato, kalabalık ve önemli bir meclisti. Bu meclis toplum tarafından saygı görür ve önemsenirdi. Keşke böyle kurumlar çoğalsa en azından kendini önemsiz sanan bireyler kendilerini toplumda bir yer edindiklerinin güvenini yaşarlar. Hayatımı, eleştirilerimi ve neler başardığımı öğrenmeniz adına hayatıma göz atmanızı isterim. Sevgiyle Kalın.
1000Kitap
Mucizeler DükkânıJorge Amado · Sel Yayıncılık · 202495 okunma
Puan vermedi·279 syf.··
2026 65. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 22:41
İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin en önemli yazarlarından olarak gösterilen Paul Bowles, Fas'a yerleştikten sonra yazdığı ilk roman olan Esirgeyen Gökyüzü'nde, öyküsüne fon olarak seçtiği Doğu'yu ve Büyük Çöl'ü bir karşıtlığın simgesi olarak ele alır ve modern Batılı insanın uğradığı ruhsal çölleşmeyi bu karşıtlığın şiddeti bağlamında anlatır. (Kitabın arka kapağı.) Yazarın 1947 yılında Fas’ın Tanca şehrine kalıcı olarak yerleşmesinden hemen sonra kaleme aldığı bu yapıt, post-modern insanın anlam arayışını Kuzey Afrika’nın klostrofobik kasabalarından çölün sonsuz dehlizlerine taşır. Roman; evliliklerindeki mekanikleşmeyi ve içsel boşluğu iklimsel bir radikallikle tedavi etmek isteyen Amerikalı entelektüel çift Port ve Kit Moresby ile onlara eşlik eden sığ burjuva figürü Tunner’ın, geri dönüşü olmayan coğrafi ve ontolojik kayboluşunu konu alır. Bernardo Bertolucci’nin 1990 yapımı sinema uyarlamasında, Vittorio Storaro’nun elinden çıkan o hipnotik ve dumanlı sarı tonlarla görselleştirilen bu klostrofobik trajedi, romanda çok daha nesnel, mesafeli ve cerrahi bir dille işlenir.
Esirgeyen GökyüzüPaul Bowles · Ayrıntı Yayınları · 19985 okunma
Puan vermedi·48 syf.··
2026 112. kitabı
Stefan Zweig'ın sürükleyici bir psikolojik kitabını daha okumuş bulunuyorum. Özellikle yalnız kalmanın insana yaşattığı travmaları çok güzel anlatmış. 48 sayfalık ince bir kitapta bu kadar çok yoğun duyguyu ne kadar da güzel okuyucuya aktarmış. "Onurunun kırılması yumruklardan daha çok canını yakmıştı." "Ölümüne kovalanmış bir hayvan gibi öylece yatıyor, alçak sesle kesik kesik soluyordu; korkusu, duyguları, acı ya da utanç hissiyatı kalmamıştı. İçini tarifsiz bir dermansızlık kaplamıştı; ne intikam ateşi ne de öfke vardı artık, tek hissettiği dermansızlık, tarifsiz dermansızlıktı; gözyaşlarıyla birlikte bütün kanı da akıp gitmişti ve orada kendi ağırlığından yere çökmüş cansız bedeni yatıyordu sanki. Ayağa kalkmayı denemedi bile; bunları yaşadıktan sonra kendini nereye atacağını bilmiyordu." "Daha önce hiç denememiş olmasına karşın şahane rol yapıyordu. Çünkü başkalarının önünde duygularını göstermeyi engelleyen her şeyi; korkuyu, kaygıyı, utancı, çekingenliği üzerinden atmıştı, nesnelerle gerçekten yalnızca oynuyordu şimdi." "Sırf insanların yokluğunu çektiği için kendini ölümün kollarına bırakmıştı aslında, ufacık bir komediyle kandırılabilen bu kıt akıllı sersem insanların. Ölüm denen şey kolay geldi ona, hatta ölürken gülümseyebiliyordu insan, gerçekten, denedi, hem de pek güzel gülümseyebiliyordu ve ölüm geldiğinde güzel ve huzurlu, doğaüstü mutlulukla ışıldayan bir yüze sahip olmak hiç de güç değildi. Gerçekten, öldükten sonra bile mutluluk komedisi oynanabilirdi, bunu daha önce bilmiyordu. Her şey, insanlar, dünya, ölüm ve yaşam ona bir anda müthiş eğlenceli geldi, öyle ki hoppa dudaklarındaki yapay gülümsemesi bir anda bilinçsizce gerçek oluverdi. Karşısında bir ayna varmış gibi doğruldu, ölümü bekledi ve gülümsedi, gülümsedi, gülümsedi."
Bir Çöküşün ÖyküsüStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202591,8bin okunma