Kıt akıllıların âdeti işte budur: Kişileri hakikat ölçüsü ile değil, hakikati kişilere bağlı olarak tanırlar. Akıllı adam, akıllıların efendisi Ali el-Murteza'nın -Allah ondan razı olsun- sözüne uyar. O şöyle demiştir: "Gerçeği/doğruyu kişilerle tanıma, gerçeği/doğruyu tanırsan gerçeğe/doğruya sahip olanı da tanımış olursun." O halde akıllı kimse önce gerçeği/doğruyu tanır, sonra sözün kendisine bakar; eğer gerçek/doğru ise söyleyen doğru yolda da olsa yanlış yolda da olsa o sözü kabul eder. Hatta bazen akıllı kimse sapkınların sözleri arasından gerçeği/doğruyu çıkarmaya çalışır ve bilir ki altının madeni topraktır ve sarrafın, iç görüsüne güveniyorsa, elini kalpazanın kesesine sokmasında ve saf altını sahtesinden ayırmasında bir sakınca yoktur.