📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İki yıldır okumayı planladığım bu kitabı sonunda okuma fırsatı buldum. Okumaya büyük bir hevesle başladığım "Bin Muhteşem Güneş" hakkında düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.
Kitap, Afganistan’da geçen ve farklı hayatlara sahip iki kadının, Meryem ve Leyla’nın kesişen hikâyesini anlatıyor. Tek oturuşta uzun sayfalar okutacak kadar sürükleyici, bıraktığınızda ise aklınızdan çıkmayan bir eser.
Meryem, evlilik dışı dünyaya gelen bir çocuktur ve küçük yaşlardan itibaren hayatın zorluklarıyla mücadele eder. Babası onu gizlice ziyaret etse de Meryem uzun süre onun babası olduğunu bilmez. Annesinin, toplum baskısına dayanamayarak intihar etmesinin ardından gerçekleri öğrenir. Babasına sığınmak ister ancak babası onu kabul etmez. Bunun üzerine Meryem, kendisinden çok büyük, daha önce evlilikler yapmış olan Raşit ile evlenmek zorunda kalır.
Raşit, Meryem’i sürekli küçümseyen ve aşağılayan bir adamdır. Bu sırada Afganistan’da savaş başlar. Henüz 15 yaşında olan Meryem hamile kalır ancak çocuğunu kaybeder ve bir daha çocuk sahibi olamaz. Raşit ise tüm bunların suçunu Meryem’e yükler ve ona karşı daha da sertleşir.
Diğer yandan Leyla’nın ailesi de savaşın ortasında kalır. Evleri bombalanır ve Leyla anne-babasını kaybeder. Enkazdan Meryem tarafından kurtarılır ve Raşit’in evine getirilir. Henüz 11 yaşında olan Leyla, çaresizlik içinde Raşit’le evlenmek zorunda kalır. Bu durum Meryem’i derinden yaralasa da zamanla iki kadın birbirlerini anlamaya başlar ve güçlü bir dostluk kurarlar.
Leyla’nın çocukları olur ve Meryem bu çocuklara kendi evladı gibi bakar. Hikâye boyunca fedakârlık yapan hep Meryem’dir; ancak ne yazık ki hak ettiği değeri göremez. Bu durum beni en çok etkileyen ve düşündüren noktalardan biri oldu. Kitap, bazı coğrafyalarda kadınların hâlâ ne kadar zor şartlar
İki yıldır okumayı planladığım bu kitabı sonunda okuma fırsatı buldum. Okumaya büyük bir hevesle başladığım "Bin Muhteşem Güneş" hakkında düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.
Kitap, Afganistan’da geçen ve farklı hayatlara sahip iki kadının, Meryem ve Leyla’nın kesişen hikâyesini anlatıyor. Tek oturuşta uzun sayfalar okutacak kadar sürükleyici, bıraktığınızda ise aklınızdan çıkmayan bir eser.
Meryem, evlilik dışı dünyaya gelen bir çocuktur ve küçük yaşlardan itibaren hayatın zorluklarıyla mücadele eder. Babası onu gizlice ziyaret etse de Meryem uzun süre onun babası olduğunu bilmez. Annesinin, toplum baskısına dayanamayarak intihar etmesinin ardından gerçekleri öğrenir. Babasına sığınmak ister ancak babası onu kabul etmez. Bunun üzerine Meryem, kendisinden çok büyük, daha önce evlilikler yapmış olan Raşit ile evlenmek zorunda kalır.
Raşit, Meryem’i sürekli küçümseyen ve aşağılayan bir adamdır. Bu sırada Afganistan’da savaş başlar. Henüz 15 yaşında olan Meryem hamile kalır ancak çocuğunu kaybeder ve bir daha çocuk sahibi olamaz. Raşit ise tüm bunların suçunu Meryem’e yükler ve ona karşı daha da sertleşir.
Diğer yandan Leyla’nın ailesi de savaşın ortasında kalır. Evleri bombalanır ve Leyla anne-babasını kaybeder. Enkazdan Meryem tarafından kurtarılır ve Raşit’in evine getirilir. Henüz 11 yaşında olan Leyla, çaresizlik içinde Raşit’le evlenmek zorunda kalır. Bu durum Meryem’i derinden yaralasa da zamanla iki kadın birbirlerini anlamaya başlar ve güçlü bir dostluk kurarlar.
Leyla’nın çocukları olur ve Meryem bu çocuklara kendi evladı gibi bakar. Hikâye boyunca fedakârlık yapan hep Meryem’dir; ancak ne yazık ki hak ettiği değeri göremez. Bu durum beni en çok etkileyen ve düşündüren noktalardan biri oldu. Kitap, bazı coğrafyalarda kadınların hâlâ ne kadar zor şartlar
Canım sıkıldığında yine kitaplığıma gittim.
Önceden altını çizdiğim cümleleri aradım.
Belki bana iyi gelen bir satır bulurum diye düşündüm.
Ama fark ettim ki insan, en kırgın zamanlarında güzel cümlelerin altını çizemiyor.
Sadece okuyor. Sessizce geçiyor sayfaların arasından.
Yine de kitapları karıştırmak iyi geldi.
Bazı kitaplar insanın hayatında bir dost gibi duruyor.
Konuşmuyorlar ama anlıyorlar.
Bir cümlede “Dünyanın içindeki bir şefkat adası” yazıyordu.
Sanırım ben de biraz onu arıyorum.
Başka bir sayfada ise şöyle diyordu:
“Yalnızlığım benim çoğul türkülerim.”
Belki de insan en çok, kendine benzeyen cümlelerde dinleniyor.
Kitaplığıma baktıkça hem ne kadar çok okuduğumu görüyorum hem de ne kadar az şey bildiğimi.
Ve galiba bu yüzden hâlâ okumak istiyorum.
Çünkü bazı insanlar için kitaplar yalnızca okunmaz; sığınılır.
Kitaplar, benim için bir liman ve sıkıldıkça o limana sığınmayı seviyorum...