Sándor Márai’den okuduğum ilk kitaptı Csutora. Açıkçası kitaba büyük beklentilerle başlamadım ve bitirdiğimde de bayıldığım kitaplar arasına girdiğini söyleyemem. Ama okurken beni düşündüren ve bitirdikten sonra da aklımda kalmaya devam eden bir metin oldu.
İlk bakışta bir köpeğin hikayesini okuyacakmışız gibi görünse de kitap ilerledikçe meselenin köpekten çok insan olduğunu fark ediyoruz. İnsanların canlılara, eşyalara hatta birbirlerine bile yükledikleri anlamları, beklentileri ve sahip olma duygusunu görüyoruz. Özellikle Csutora’nın cins bir köpek olmadığının anlaşılmasıyla birlikte insanların ona bakışının değişmesi bana oldukça çarpıcı geldi. Aynı canlı, aynı karakter ama bir anda değeri değişiyor…
Kitap boyunca beni en çok etkileyen şey ise Csutora’nın bir türlü kalıplara sığmaması oldu. İnsanlar onu değiştirmeye, anlamlandırmaya ve kendi dünyalarına uygun hale getirmeye çalışırken o hep kendi doğasında kalıyor. Bu durum ister istemez insanın kendi hayatını da düşündürüyor. Ne kadarımız gerçekten kendimiz gibi yaşayabiliyoruz, ne kadarımız başkalarının beklentilerine göre şekilleniyoruz
Márai’nin dili oldukça sade ve akıcıydı. Kısa bir kitap olmasına rağmen satır aralarında çok şey söyleyen metinlerden biri. Büyük duygusal kırılmalar yaşatmadı bana ama sakin sakin ilerleyen, düşündüren ve okuduğuma memnun kaldığım bir kitap oldu. İlk Márai deneyimim olarak da yazarın diğer kitaplarını merak etmeme yetti.