Murakami ile ilk tanışmam Sahilde Kafka ile olduğu için çok mutluyum.
Bu kitapta beni etkileyen şey, olayların mantıklı bir şekilde açıklanması değildi. Tam tersine; rüyalarla gerçeğin birbirine karışması, karakterler arasındaki görünmez bağlar, açıklanamayan olaylar ve her şeyin bir sembol gibi hissettirmesiydi.
Konuşan kediler, gökten yağan balıklar, paralel gerçeklikler ve metafizik kapılar... Bunların hiçbiri bana fantastik bir roman okuyormuşum hissi vermedi. Sanki karakterlerin bilinçaltında dolaşıyormuşum gibi hissettim.
Roman boyunca en çok Saeki Hanım ve Oşima karakterlerinden etkilendim. Özellikle Saeki Hanım, geçmişte yaşadığı bir anının içinde yaşamaya devam eden, hüzünlü ama çok güçlü bir karakterdi. Kitabı bitirdikten sonra bile zihnimde en çok yer eden kişi o oldu. Oşima ise bilgeliği, sakinliği ve edebiyatla kurduğu bağ sayesinde romanın en özel karakterlerinden biriydi.
Kafka, Nakata ve Hoşino karakterleri bile ayrı ayrı öyle güzel tatlar bıraktı ki bende aslında. Kafka çekçe karga demekmiş. Bunu hikaye içerisinde defalarca görmek çok hoştu.
Nakata'nın ise aslında toplumun çok dışında kalan ama dünya ile bağlantısını bir şekilde kurabilen bir karakter olması etkileyiciydi.
Müzik, edebiyat, felsefe ve psikoloji kitap boyunca yalnızca birer tema değil; hikâyenin ruhunu oluşturan unsurlar gibiydi. Bazı sayfalarda bir roman değil de uzun bir düşünce yolculuğu okuyormuşum hissine kapıldım.
Sahilde Kafka, bana göre cevaplardan çok sorular bırakan bir kitap. Bittiğinde her şeyi anlamış hissetmedim ama birçok şeyi hissetmiş hissettim. Belki de Murakami'nin asıl amacı buydu.
Bazı kitaplar okunur ve unutulur. Bazıları ise bittikten sonra insanın içinde yaşamaya devam eder. Sahilde Kafka benim için ikinci gruba giren kitaplardan biri oldu.
Şiddetle
Sahilde KafkaHaruki Murakami · Doğan Kitap · 202012,1bin okunma
Otomatik Portakal
Kitabı okumaya başladığımda bu nasıl bir kitap diye düşündüm, devam edip etmemekte kararsız kaldım. Yoğun argo kullanımı da ilk başlarda okumayı zorlaştırdı. Tabii devam ettim. Suç, şiddet, tecavüz, korku, dehşet; her şey var ve bunları yaparken zevk almaları insanı ayrıca rahatsız ediyor.
Anlatıcı olan ana karakterin müzik aşkı ise oldukça enteresan. Bu kadar karanlık ve acımasız bir karakterin klasik müziğe tutkuyla bağlı olması, karakteri daha karmaşık hâle getiriyor. Sonrasında beklenen güç savaşı ve kumpaslar geliyor.
İlginç bulduğum başka bir şey de sokak ve cadde isimleriydi. Bunlar gerçek isimler değil; Umutsuzluk Caddesi, Tükeniş Sokağı, Zaferler Mahallesi, Aydınlar Sokağı gibi isimler kullanılmış. Bu isimler bana mekânları tarif etmekten çok toplumun ve insanların durumuna gönderme yapıyormuş gibi geldi.
Ancak kitap benim için yalnızca şiddet ve suçtan ibaret değildi. Asıl mesele, insanın özgürlüğü ve seçim hakkıydı. Hapishane çözüm mü? Bana göre kitap bunun cevabının peşine düşüyor. Peki ya zihin özgürlüğü? Bedeni özgür, zihni esir bir insan ne kadar yaşayabilir? İnsan olmak neyin karşılığında zihin özgürlüğünden vazgeçmektir?
Romanın en güçlü yanı da burada ortaya çıkıyor. Bir insanı zorla iyi yapmak gerçekten onu iyi bir insan yapar mı? Kötülük yapma seçeneği elinden alınmış bir insan ahlaki olarak değerli sayılabilir mi? Devletin ya da herhangi bir otoritenin güvenlik adına insan zihnine müdahale etmesinin sınırı nedir? Kitap boyunca aklımda kalan asıl sorular bunlardı.
Sonuç şaşırtıcı mıydı? Bana göre hayır. Ancak kitap iyi ve kötünün yer değiştirip değiştiremeyeceğini, özgür iradenin insanı insan yapan temel özelliklerden biri olup olmadığını sorgulatmayı başarıyor. Otomatik Portakal, şiddetiyle akılda kalan bir kitap olmaktan çok,
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,2bin okunma
Haruki Murakami'den okuduğum ikinci kitap Sahilde Kafka ile sizlerleyim.
Bu kitapla birlikte artık Murakami'nin tarzını tam olarak özümsedim diyebilirim. Açıkçası benzer özelliklerde başka bir yazar okuduğumu çok hatırlamıyorum. Tarzının her okura da hitap edeceğini düşünmüyorum. Çok beğenenlerinin olmasının yanında kendisine uzak hisseden okurlar da olacaktır. Aynı zamanda bu tarzıyla dünyada eserleri çok satan yazarlar arasında hep olacaktır. Adam bir kere hayal dünyanızın sınırlarını zorluyor. Bir insan bunları nasıl düşünebilir, nasıl akıl edebilir diye düşünmeden edemiyor insan. Ayrıca edebi yönü de oldukça kuvvetli. Ben en başından kitabı beğendiğimi belirteyim. Hatta uzun süredir bu kadar hızlı okuduğum bir kitap olmamıştı. Her bitirdiğim bölümden sonra bir sonraki bölümü heyecan ve merakla okudum. Olay örgüsü ve kurgusu tek kelimeyle mükemmeldi.
Sahilde Kafka 15 yaşında evinden kaçan Kafka Tamura'nın hikayesini anlatıyor. Babasının tüyler ürperten kehanetinin peşinde başından geçen olaylar, sizi oradan oraya sürüklüyor. Rüya ile gerçeğin birbirine karıştığı, metafor üstüne metafor içeren, bir çok sorunun cevapsız kaldığı, yine bir çok şeyi anlamakta zorlandığım ilginç bir eserdi. Murakami bu eserinde de cinselliği yoğun bir şekilde kullanmış. Özellikle ensest ilişkilerin yer aldığı bölümler haliyle biz okurları rahatsız edecek nitelikte. Gerçi ensest ilişkiler söz konusu mu onu da çözmek biraz zor. Yukarıda da dediğim gibi bir çok cevapsız sorular mevcut, belki de yazar bu soruların cevaplarını okurun hayal dünyasına bırakmıştır. Zaman kavramının yer yer anlamını yitirdiği, kedilerle konuşan, havadan sülük ve balık yağdırabilen insanların yer aldığı, hayalle gerçeğin birbirine karıştığı ilginç bir eser. Kafka Tamura'nın kütüphanede geçen yaşantısı ile bir çok
Cozy bir kasaba hikayesi derken bir cinayet oluyor ve onu çözmeye çalışıyoruz. Bana çok ne olacağına karar verememiş bir kitap gibi geldi. Çok yüzeysel hissettim, karakterler de sığ gibiydi derinlik yoktu. Kesinlikle benlik bir kitap değildi. Zor bitirdim üzülerek. İçine girmekte de zorlandım ilk sayfalarda alakasız şeyler okuyormuşum gibiydi. Kardeşinin müzik zevkini beğenmeyişinin hikayeye ne katkısı var yani?
Eğer ağır olayların derin karakterlerin olduğu içerikleri okumayı/izlemeyi sevmeyen; hafif olaylar hikayeler okuyan ama farklı bir şey okumak isteyen biriyseniz şans verebilirsiniz.
Bence bana en çok bir şeyler katan kitap oldu. Gerçekten kitap okuduğumu bana hissettiren duygusal bir kitaptı. ok iyiydi. Bunu sevdiğim için "Kiraz Ağacı ile Aramızdaki Mesafe" kitabını da çok beğendim.
İçimdeki MüzikSharon M. Draper · Timaş Genç Yayınları · 202139,9bin okunma
Merhabalar, kitaptan tam keyif alabilmek için hem klasik müzik tarihine (bestecilerin dönemlerine, tarzlarına) hem de müzik teorisine (kontrpuan, senfoni yapısı vb.) belirli bir düzeyde aşina olmak gerekir. Aksi takdirde cennetteki diyaloglar sadece "isim bombardımanı" gibi gelebilir. Demem o ki kitabın içindeki terimler biraz anlamsız gelebilir (tamam birazdan fazla anlamsız gelebilir.) Fakat kitap bittikten sonra bir çok klasik müzik sanatçısının gönül işlerine kadar bilgi sahibi oluyorsunuz.
Kitap, klasik bir biyografi ya da alışılagelmiş bir roman değil; adeta edebi bir kolaj ve deneysel bir performanstır. 1991 yılında, Mozart’ın 200. ölüm yıldönümü anısına kaleme alınan kitap, Burgess’in sadece bir edebiyatçı değil, aynı zamanda hayatının büyük bölümünü besteler yaparak geçirmiş sıkı bir müzisyen olduğunu en net gösteren yapıtlarından biridir.
Kitabın Türkçe ismindeki "Deyyuslar" vurgusu boşa değildir. Burgess, Mozart gibi saf bir dehanın, dönemin "soylu, burjuva ve dalkavuk" tabakası tarafından nasıl sömürüldüğünü, anlaşılamadığını ve sefalete itildiğini sert bir ironiyle eleştirir.
Kitaptaki en güçlü temalardan biri, müziğin varoluşsal amacıdır. Burgess, Mozart’ın ağzından sanatı sadece elitlerin hayatını süsleyen bir "duvar kağıdı" veya bir "oyuncak" olarak görenlere adeta meydan okur. Salieri üzerinden ise "Neden bu kusursuz yetenek benim gibi disiplinli birine değil de, ahlaken çocuksu ve fevri olan Mozart’a verildi?" sorusuyla ilahi adaleti ve dehanın doğasını sorgular.
Özetle; Mozart ve Deyyuslar, Anthony Burgess'in Mozart'ın dehası önünde saygıyla eğilirken, bir yandan da onun etrafındaki yozlaşmış dünyaya, hatta müziği felsefi olarak tam kavrayamayan modern insana orta parmak çıkardığı, edebi olarak deneysel, zihnen hafifletici ama felsefi olarak ağır