Bazı kitaplar okurken adeta yaşanıyor. Alim Serkan Cesur’un ‘4’ adlı romanı da tam olarak böyle bir kitaptı benim için. Her satırıyla, her karakteriyle, kalbimin bir köşesine dokundu.
150 sayfalık bu roman, Ömer’le Cennet’in ilk bakışta tesadüf gibi görünen ama aslında hayata, aidiyete, seçimlere ve içsel yalnızlıklara dair çok şey söyleyen karşılaşmasını anlatıyor. Ömer, pavyon dünyasına ait olmayan düzgün bir çocuk; Cennet ise o dünyanın sahnesinde, sesiyle var olan bir kadın. Ama hikâyeleri bir noktada kesişiyor ve birbirlerinin hayatlarına dokunmaya başlıyorlar… Ve biz de bu dokunuşlara tanıklık ederken, kendi içimizdeki Cennet’le, kendi Ömer’imizle karşılaşıyoruz.
Bu romanı okurken içimden defalarca “Bu sadece onların hikâyesi değil” dedim. Çünkü aslında hepimiz bir noktada ait olmadığımız yerlerde bir anlam arıyoruz. Kimliğimizle, geçmişimizle, seçimlerimizle sınanıyoruz. Ve bazen bir ses, bir bakış, bir kalp çarpıntısı her şeyi değiştirebiliyor.
Alim Serkan Cesur’un dili sade ama ruhu olan bir anlatımı var. Betimlemeleriyle pavyonun kırık dökük ışıklarının altında saklanan hayalleri, suskunlukları ve kaybolmuşlukları öyle bir anlatıyor ki, karakterlerin iç dünyasına sessizce süzülüyorsunuz. Ömer’in Cennet’e olan ilgisi bir aşkın ötesinde, bir insanı anlamaya ve kurtarmaya çalışma çabası gibi… Belki biraz Yeşilçam, evet, ama tam da o nahiflik, bu hikâyeyi kalbimde bir yere sabitledi.
Kitabı bitirdikten sonra birkaç dakika sessiz kaldım. Kafamda yankılanan tek şey şu oldu: “Bir insanın sesi başka birinin kaderini değiştirebilir mi?” Bence evet. Ve ‘4’, bunu anlatmanın en zarif yollarından birini seçmiş.
Kalbi olan herkesin bu kitabı okumasını isterim. Çünkü bu kitap sadece bir kurgu değil; bir his, bir yüzleşme, bir iç geçiriş, yazarın da belirttiği gibi gerçek