40’ların Cadı Kazanı

·
Okunma
·
Beğeni
·
998
Gösterim
Adı:
40’ların Cadı Kazanı
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
174
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054274581
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Araştımacı Gazetecilik Vakfı Yayınları
Baskılar:
40
40’ların Cadı Kazanı
"Gazetecinin ve tarihçinin işlevleri ayrıdır. Gazeteciler, tarih yazmazlar; tarihçilerin yararlanacağı kaynakları bulmaya ve sunmaya çalışırlar. Tarihçinin görevi başkadır. Tarihçi, tarih yazarken, anılardan ve belgelerden yararlanır. 40'lı yıllarla ilgili birçok anı yayınlandı. Bu dönemde yaşanan olayların hemen hepsi, ayrı ayrı incelenmeye değer konulardır. Amacım kuşbakışı da olsa 40'lı yılları biraz daha yakından görebilmek ve gösterebilmekti. 40'lı bugünleri de yönlendiriyor. Cadı kazanları bugün de kaynıyor. Kazanlarda yananlar, kazanların altına odun atanlar, bugün başka başka insanlar. Ama sonuç değişiyor mu? Hayır!
174 syf.
·3 günde·10/10
Kalemine sağlık Uğur Mumcu demeyi çok isterdim ancak doğru bilgileri doğru yoldan, belgeleriyle halka sunduğun için susturdular seni. Gerçek bir vatansever olman, halkını yaklaşan tehlikeye karşı uyarman, uyumakta olanı uyandırman işlerine gelmedi çünkü. Ruhun şâd olsun diyorum.

“Çok partili yaşamın hamuru soğuk savaş mayasıyla yoğruldu. Bu koşullarda oluşan bir demokrasinin, son otuz yılda üç askeri müdahale ile karşılaşması ve her üç yılına bir sıkıyönetim dönemi düşmesi hiç de şaşırtıcı değildir. Kırklı yıllar, Türkiye'de demokrasinin niçin bir türlü işlemediğini de kanıtlıyor.”

Kitap 40’lı yılların toplumsal ve siyasi yaşamını, o günlerin bugünlere olan etkilerini gayet net ve açık bir dille anlatmış. Uğur Mumcu’nun yazdığı her şeyde olduğu gibi belgeler o kadar net ki, itiraz edebilene şaşarım.

Hiç işim çıkmasa da okumayı kesmesem diye diye okudum bu eseri. Siyasi ve toplumsal konulara ilginiz yoksa bile okuyun, nasıl bittiğini anlamayacaksınız.
174 syf.
·Beğendi·10/10
Uğur Mumcu, sağcısının da solcusunun da kaybettiğine üzülmesi gereken bir değerdir. Bildiğimiz üzere esas itibarıyla sol görüşlü olan Mumcu, objektifliği elden bırakmayarak yer yer Atsız ve arkadaşlarına hak vermiştir. O dönemi anlamak adına muhteşem bir kitap
174 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Bir Uğur Mumcu klasiği diyebiliriz kitabı okuyunca. Gazetecinin ve tarihçinin işlevleri ayrıdır. Gazeteciler, tarih yazmazlar; tarihçilerin yararlanacağı kaynakları bulmaya ve sunmaya çalışırlar. Tarihçinin görevi başkadır. Tarihçi, tarih yazarken, anılardan ve belgelerden yararlanır.
174 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10
40’lı yılların korkutucu siyasi karışıklığı, insanların korkularıyla ön yargılarıyla okumaktan öğrenmekten kaçışları bu dönemi karanlık bir dönem olarak bırakıyor. Günümüzde bile yanlış bilgiler, yorumlar, yönlendirmeler devam ediyor. Bu nedenle çok önemli bir dönem okuması sunuyor kitap. Uğur Mumcu’nun şu sözünü hatırlamak gerek hemen:
“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.”

Uğur Mumcu müthiş araştırmacı kimliğiyle, nesnel yaklaşımıyla bu dönemde isim isim kimlerin hangi görevlerde bulunduğunu, siyaset ve yayın dünyasında ne gibi ilişkilerin ve faaliyetlerin içinde olduklarını belgeler aracılığıyla anlatılıyor. Zamanı geniş ve kapsayıcı bir yaklaşımla aktarıyor, sürecin sonunda ne olduğunu göstermek amacıyla yaşadığı dönem ve geçmiş arasında gidip gelerek daha iyi bağlantılar kurulmasını sağlıyor. Tarihi ve siyaseti sıkılmadan, merak duygumu hiç kaybetmeden ve baştan sona pek çok noktada şaşkınlık içinde okudum.

Sabahattin Ali - Nihal Atsız davası, Irkçılık-Turancılık davası, demokrasi, çok partili hayata geçiş süreci, Hasan Ali Yücel davası, Köy Enstitüsü davaları, Nazım Hikmet olayı ve dönemin diğer gelişmeleri...Dosyalar, raporlar, yazışmalar, mahkeme tutanakları, mahkeme kararları, meclis tutanakları, mektuplar, elçilik, konsolosluk yazışmaları, gazetelerde yayınlanan karşılıklı eleştiri yazıları dosya kayıt numaralarına kadar ayrıntılı bir şekilde verilerek aktarılmış.

Hep kafamda soruların, belirsizliklerin olduğu bir dönemle ilgili net bilgilere ulaşabildim. Merak ettiğim ama hep ertelediğim bir şeydi bu dönemle ilgili okuma yapmak.

A’dan Z’ye Sabahattin Ali kitabını okuma sürecimin içine sürpriz bir biçimde giriverdi kitap.Bu sayede çok verimli bir dönem okuması yapmış oldum.

Çocukluğumda 24 Ocak 1993 sabahında televizyonda gördüğüm o siyah beyaz görüntülerle hissettiğim büyük üzüntünün derinliğini, Uğur Mumcu’nun değerini şimdi daha da iyi anladım.

40’ların Cadı Kazanı dünlere ve bu günlere ışık tutuyor.
Köy Enstitüleri, yetiştirdiği binlerce öğretmen ile okuma-yazma çığrı açmış; ayrıca köylüyü de örgütlemişti.
Bu bir devrimdi. Kansız, silâhsız bir devrim!
Savcı Aloç'un Üsteğmen Alparslan Türkeş ile ilgili değerlendirmesi şöyleydi; okuyalım:
"332 senesinde Kıbrıs'ta, Lefkoşa'da doğmuştur. Küçük yaşta asker ocağına iltihak eden Alparslan Türkeş, 937-38 senesinde Nihal Atsız'ın pençesine düşmüş ve siyasi faaliyetten tamamen uzak, askeri camianın temiz havasını bulandırmaya yeltenmiştir.
Atsız'ı gölgede bırakacak derecede Irkçı, Turancı ve menfidir.
Tahkikattaki sarih ifadesinde: (Türkiye'de yalnız Türk soyundan gelenler yaşamalıdır. Bilhassa devlet mekanizmasına katiyen karışık ırklar getirilmemelidir. Karışıklıklar çıkarsa çok az kalacağımızdan Asya'daki Türklerle birleşmemiz zaruridir) diyor."
Sıkıyönetim Savcısı Türkeş'in Atsız'a yazdığı bir mektupta da Irkçılık- Turancılık konusunda "Kalem kifayet etmezse o zaman işi silâhlara bırakacağız" dediğini de aktarıyordu.
Üsteğmen Alparslan Türkeş, mahkeme önündeki sorgusunda "Devletin kabul ettiği prensiplere bağlı, onlara hürmet ve riayetten" ayrılmadığını, "Koyu bir milliyetçi olduğunu, ancak zannedildiği mânâda ırkçı olmadığını" söyleyecekti.
40'lı yılların ikinci yarısı soğuk savaş yıllarına rastlar. Türkiye çok partili yaşama bu soğuk savaş koşullarında hazırlandı.
.....
Bu soğuk savaş dönemi, DP hükümetini, milli emniyet görevlilerinin aylıklarının CIA tarafından ödenmesine izin verecek ölçüde işbirliğine itecekti.
Cadı kazanları bugün de kaynıyor. Kazanların içinde yananlar ve bu kazanların altlarına odun atanlar bugün başka başka insanlar. Ama sonuç değişiyor mu?
Hayır.
1944’te yargılananlar, 1970’lerde iktidar oldular; 1980’lerin siyasetini ve ideolojisini de yönlendirdiler.
Uğur Mumcu
Sayfa 90 - Tekin Yayınevi
Hiçbir Milli Eğitim Bakanı, Türk milli eğitimine Hasan Âli Yücel kadar katkıda bulunmadı.
Yücel, bakanlık yaptığı dönemde Türk Milli Eğitimi' ne damgasını vurmuştu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
40’ların Cadı Kazanı
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
174
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054274581
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Araştımacı Gazetecilik Vakfı Yayınları
Baskılar:
40
40’ların Cadı Kazanı
"Gazetecinin ve tarihçinin işlevleri ayrıdır. Gazeteciler, tarih yazmazlar; tarihçilerin yararlanacağı kaynakları bulmaya ve sunmaya çalışırlar. Tarihçinin görevi başkadır. Tarihçi, tarih yazarken, anılardan ve belgelerden yararlanır. 40'lı yıllarla ilgili birçok anı yayınlandı. Bu dönemde yaşanan olayların hemen hepsi, ayrı ayrı incelenmeye değer konulardır. Amacım kuşbakışı da olsa 40'lı yılları biraz daha yakından görebilmek ve gösterebilmekti. 40'lı bugünleri de yönlendiriyor. Cadı kazanları bugün de kaynıyor. Kazanlarda yananlar, kazanların altına odun atanlar, bugün başka başka insanlar. Ama sonuç değişiyor mu? Hayır!

Kitabı okuyanlar 61 okur

  • Halil Selalmaz
  • Neşe

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%8.3 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0