"Adadaki herkes bilir! Bilmezden gelmek Nehir Hanım, hayatta kalmanın da tek şartıdır. #alıntı"
Hayatta kalabilmek uğruna bilmezden gelip sessizliğe çekilen bir ada halkının eski soyla kutuplaşmasını çözümler, Adak üçlemesinin ikinci kitabı Eski Soy!
İlk kitabı okurken Nehir Efser öğretmenin sürülerek adaya gelmesine, okulu ve adayı tanımasına, başından geçenlere tanıklık etmiştim. İkinci kitap olan Eski Soy'da ise öğretmen aracılığıyla adayı tanıyoruz. Onun başına gelen olaylar, adada gelişen olaylarla çakışmaya başlar. Senem, Ülgen, Mişa gibi öğrencilerinin arasındaki çatışma ve kutuplaşma onu Eski Soy'u tanımaya, onları görmezden gelmemeye sürüklüyor.
Yağmur ve fırtınanın şiddetle artması, sis bulutlarının adanın üzerinde yoğunlaşması, derelerin taşması ve ölümler... Özellikle çocuk ölümleri bir kilit noktadır bu kitapta.
Serinin gelişme niteliği taşıyan bu ikinci kitabında da gerilim devam ederek Nehir Efser öğretmeni bir girdabın içine sürüklemektedir. İnatçı bir kişiliği var demiştim, önceki kitabın yorumunda. Bu inatçı yönüyle düşüncelerinden vazgeçmeyip dile getirirken çözüm peşinde koşsa da inançları onu, diğerlerinden farklı bir profile yerleştirir.
Peki ya görmezden geldiği eski soy kimdir, nedir? Tabii ki adadaki görünen kalkın dışarıdan geldiğini tahmin edebiliriz. Hâl böyle olunca adanın yerlileri geri planda kalır. Çünkü sıradan insan değiller. Aralarında sıklıkla büyü, mühür, adak, kan gibi kelimeler üzerinden konuşuyorlar. Eski bir inanışa, dine sahip olan yerlilerin, kendilerini korumaları gerekmektedir. Ancak işler sarpa sarıyor. Öğretmen de tuzu biberi olunca bakalım neler olacak? Özellikle Hüküm kitabında nasıl bir hüküm verilecek, çok merak ediyorum.
Bu kitapta bireyin psikolojisinden çok, toplumun, özellikle ikiye ayrılan toplumun