Konusunu duyduğumda bana yetenekli mutantların yer aldığı X-Men filmlerini çağrıştıran bilimkurgu türündeki ‘Ağlamayan Çocuk’ kitabını bitirdim.
Baş kahraman Mikail ile yedi yaşında ilkokula başlayacağı sıralarda, başında ünlü psikiyatri profesörü Şefika Anne’nin olduğu Ankara’da özel bir proje yurdunda tanışıyoruz. Mikail, özel bir çocuk. Bir kitabı saniyeler içinde beynine kopyalayabiliyor, yaşı ve güçleri ilerledikçe nesneleri telepatik olarak hareket ettirebiliyor, insanların anılarını görüp duygularını hissedebiliyor, zihinlerine girip istediklerini yaptırabiliyor. Ancak Şefika annesinin ısrarları ve en yakın dostu Umut sayesinde normal bir çocuk gibi davranıyor. Yeteneklerini gösterirse yalnız kalmaktan korkuyor ve gizlice onları geliştirse de açığa vurmuyor. Yedi yaşında tanıdığımız Mikail’in büyüyüp 20li yaşlara gelene kadar başından geçenleri, Umut’la gittiği okulları, askeri okul sonrası iş hayatlarını, yurtta beraber kardeş gibi oldukları abla ve abilerinin hikayelerini okuyoruz.
Mikail’in düşüncelerini, gittikçe artan şaşırtıcı yeteneklerini, Şefika Anne ile olan paylaşımları, diyaloglarda geçen fikirleri severek okudum. Mikail, kitap boyunca ben kimim, neden böyleyim sorularını kendisine sorarken, ben de bunları merak ederek okudum. Yurttaki diğer çocukların da hikayeleri üzücü olsa da ilgi çekici bölümlerdi. Ancak tekrarlayan bazı kelime kalıpları, cümleler, çocukluk bölümündeki detaylar bana biraz fazla geldi. Mikail’in gelişimini okumak güzel ve gerekli olsa da aradaki bazı okul bölümleri, tatil bölümleri, Şefika anne ile odadaki bölümler bana uzatılmış geldi. Mikail’in askeri okulu, bando bölümünde görev alması, özel harekata geçişi, yurda gelen yeni çocuk Lona, akıl hastanesi bölümleri çok daha merakla ve hızlı okundu. En sonda gelen bir karakter ile