Fazıl Necip'in ilk olarak 15 Şubat 1926 yılında bir dergide sırayla yayımladığı bu eserde; annesinin zoru ve baskısıyla mutsuz bir evliliğe sürüklenen genç bir adamın hikayesi anlatılır.
Kitapta aynı zamanda geleneksellik ve yenileşmenin çatışması da anlatılır. Zaman ilerledikçe okuyucu da merak uyandırma hissi de artan kitapta, yazarın kullandığı sade dil okuma hissini de güçlendiriyor. Dönemin olayları da sırayla anlatılıyor eserde.
Fezzan'ın birbirine kavuşması hayal mi yoksa gerçek mi olacak sorusuna kitapla tanışacak olanlar cevap verebilecek.
Keyifle, merakla ve kısa zamanda okuduğum bu eseri sizlerin de okuması dileğiyle...
Sadece kendini rahatını düşünen bencil bir annenin, oğlunun sevdasını hiçe sayması, kahramanımız Nedim, Rezzan' a deli divane aşıktır. Ama önlerinde büyük engel anne vardır. Annemiz oğluna eş değil, aslında kendi isteklerine uygun, sözünde çıkmayacak bir bir gelin istemektedir ve inadı yüzünden hem kendi oğlunu, hem Rezzan' i hem de Leman' i bedbaht etmiştir.... Keyifle okuduğum kitaplardan biri oldu benim için. Keyifli okumalar...
Fazlı Necip adını ilk bu kitapla duydum diyebilirim ve yazarın dilini çok sevdim. Roman, sade ve akıcı anlatımıyla sıkılmadan sonuna kadar bir çırpıda okunuyor. Kitabın konusuna gelirsek geleneksel bir ailede büyümüş, batılı fikirlere alışmamış Nazmiye Hanım'ın; onun tam tersi, İngilizce eğitimi almış, hayatını batıya uygun uyarlamış oğlu Nedim'in fikirlerinin çatışmasını görüyoruz. Nazmiye Hanım oğlunu sessiz, sözünü geçirebileceği bir kızla evlendirmek ister. Ancak Nedim küçüklüğünden beri Rezzan'ı sevmektedir, onunla evlenmek ister. Rezzan, Nazmiye Hanım'ın istediği tarzda bir gelin değildir ve Nazmiye Hanım oğluna istediği kızla evlenmesini yoksa evden gidip oğlunu terk edeceğini söyler. Nedim'in bu tutum karşısında ve sonrasında neler yaptığını okuyoruz.
Aşk mı ? Yoksa anne mi? Okurken bu yaşanan ikilemi sorguluyorsunuz..
Arkadaşlar merhaba.
Bu kitabı bir tavsiye üzerine okumuştum. Çokta beğendiğimi söyleyebilirim sizlere. Anlatılan hikaye size başlarda karışık gelebilir. Çok fazla farklı isimlerde karakter canlandırılmış kitapta. Karıştırmamız doğal o sebepten.:) ama arkadaşlar kitabın ortalarına gelince öyle dalıyorsunuz ki hikayenin içerisine böyle bir şey yok:) küçük asosyal büyütülen çocuğun kendi çabalarıyla büyümeye bir şeyleri keşfetmeye başlaması üzerine kuruluyor hikaye. Annesi öyle bir kadın ki başta nefret ediyorsunuz, sonradan ise bazı konularda hak veriyorsunuz. Şahsen ben kendi fikrimce kadına hak verdim. Annelik vazifesini gösteriyor evladına karşı. Bazen abartabiliyor ama annedir bu arkadaşlar ne yaparsa yapsın evlatları olarak onlara kızıp bağırmaya hakkımız yok. Bunlar benim yorumlarım. Sizlerin düşünceleri elbet farklı da olabilir. Saygı duyarım.
Kendimi kitap incelemesi yazacak nitelikte bir okur olarak görmüyorum ama geliştirmek için de bir yerden başlamak gerektiğine inanıyorum.
AH, ANNE FAZLI NECİP
Fazlı Necip’in okuduğum ilk kitabı. Yazar 1906 yıllarının İstanbul’unu çok güzel tasvirliyor, içerisindeki resimlerle de olayların mekanların zihnimizde canlanmasına yardımcı oluyor. Klasiklerin temel özelliklerini {akıcılık, sadelik, anlaşılırlık…} içinde barındıran bir eser olmuş. Fakat duyguları, hisleri, acıyı, sevinci, çaresizliği aktarımda biraz eksik kalmış. Okuyunca içinde yaşamayıp yüzeysel bir okuma yapıyorsunuz.
Birazcık konusundan bahsedersek: Takıntılı, geçmişte yaşayan bir anne ve çocukluğu bu anne yüzünden resmen fanusta geçmiş ama yüzü geleceğe dönük oğlu arasındaki çatışmayı işliyor. Bu çatışma neticesinde isyan ve intihar yol ayrımında kalan Nedim’in yaptığı tercih tüm hayatını etkiler. Hatta sadece kendi yaşamını etkilemez onunla birlikte iki kızın da hayatı etkilenir. Biz okurlara da bu serüveni takip edip okuyup keyfini çıkarmak düşer.
“Ah Anne” bir dönem kitabı olduğu için hoşuma gitti.1906 senesi bir Nisan sabahı,Kadıköy vapuru,haremlik-selamlık bölümleri,vapur sallanıyor,kadınlar gülüşüyor,eğleniyor,
kestane kebap yiyor,sohbet ediyorlar.
Sanki birbirlerini tanıyormuş gibi senli benli konuşaraktan,taa en özel aile meselelerini konuşacak kadar muhabbet ediyorlar.Hanımların çoğu sigaralarını tüttürüyorlar.
Şiddetli dalgalardan vapur ilerleyemiyor, Haydarpaşa iskelesine yaklaşıyor.Roman böyle başlıyor.Okurken o dönem gündelik hayatın içindeyim gibi…
Eskiye ait her ayrıntı hoşuma gidiyor.
Bir dönem romanı hem de bir aşk romanı.
Nazime Hanım hayatını oğluna adamış oğlu Nedim’i neredeyse esaret altında,geleneksel bildiği yollarla büyütüyor,
oğlunun hislerini görmezden gelip teyze kızıyla evlendiriyor.
Nedim yolunu şaşırıp,
acısını dile getirip “Ah,anne!” diyerek tüm yaşadıklarına tepkisini dile getiriyor.Nedim’in aşk serüveninin hikayesini anneler ve oğulları konusuyla beraber Abdülhamit Dönemi,dağılma süreci,milli mücadele ve parti çalışmalarına dair gözlemleri ve bir devir kapanırken ki toplumsal değişimi Nedim üzerinden okuyoruz.Fazlı Necip’i ilk kez Menfi romanıyla adını duymuştum da okumuştum.Türk romanının gelişimini takip etmek ve toplumsal değişimi görmek adına değerli ve anlamlı buluyorum böyle eserleri.Devam ediyorum Türk edebiyatı okumaya.
Ah, Anne romanı takıntılı, mazide yaşayan bir anne ile yüzü geleceğe dönük oğlu arasındaki çatışmayı konu edinir. İstanbul'un kalburüstü ailelerinden birine mensup olan Nedim, anne baskısı altında, neredeyse kimseyle görüştürülmeksizin eski usullerle büyütülmektedir. Fakat Nedim'in hayalleri büsbütün başkadır, o Batılı bir eğitim almak ister. Sonunda kazananlar oğullarını kendilerine saklayan, kendi mutluluklarından başka bir şey düşünmeyen anneler mi yoksa yenilik yanlısı sevdalılar mı olacak? Kendi kararlarını verebilen kadınlar mı yoksa evinden çıkmayarak boyun eğenler mi? Yanıtlar yaklaşık yüz yıldır dergi sayfalarında bugünün okuruyla buluşmak için bekleyen romanın satırları arasında gizli.*
*Arka kapak
Ah, AnneFazlı Necip · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20211,043 okunma
Selaamm dostlar! Yeni bir Türk edebiyatı klasiği yorumu ile geldim. Bugün, edebi çalışmalarının yanı sıra gazeteci ve eğitimci kimliğiyle de ön plana çıkan Fazlı Necip’in Türk Hayatı mecmuasının sayfaları arasında kalan eserlerinden biri olan “Ah, Anne” romanından söz edeceğim sizlere.
Roman; takıntılı, mazide yaşayan bir anne ile yüzü geleceğe dönük oğlu arasındaki çatışmayı konu edinir. İstanbul’un kalburüstü ailelerinden birine mensup olan Nedim, henüz bir yaşında yetim kalır. Annesi Nazime Hanım ise bundan böyle bütün sevdasını, emelini, hayatını oğluna adar. Nedim, günlerini geleneklerine çok bağlı olan annesinin baskısı altında, neredeyse kimseyle görüştürülmeksizin eski usullerle yetiştirilerek geçirmektedir. Bir gün konağın karşısında, sokağın öte tarafında bulunan ev Mecdi Bey ve ailesi tarafından tutulur. Nedim bu yenilikçi ailenin yaşayışına tanıklık ettikçe annesinin kanadı altından çıkmak, kendi kanadıyla uçmak hevesini duymaya başlar. Mecdi Bey’in oğlu Süreyya ve kızı Rezzan ile olan dostluğu onun için yegane eğlence ve neşe kaynağıdır. Zamanla Rezzan ile birbirlerine karşı birtakım özel hisler de beslemeye başlarlar. Samimi hallerinden bir şekilde haberdar olan Nazime Hanım ise bu ilişkiye katî suretle karşı çıkar. O; Nedim’i, kız kardeşi Ayşe’nin kızı Leman ile baş göz etmek ister. Sesi sedası çıkmayacak, kaynanasına esir gibi itaat edecek böyle bir gelinin tatlı hayallerini kurar. Vaziyet açıktır, Nedim için iki yol vardır: ya itikatlara, âdetlere, tutuculuk hislerine karşı isyan ederek kendi saadeti uğruna annesini ve ailesini feda edecek ya da içinde yaşadığı muhitin âdetine, eğilimlerine boyun eğerek onların rahatı ve saadeti için kendi sevdasından, emellerinden vazgeçecektir. İşte iki yol… Biri isyan, biri intihar…
Nazime Hanım’ın cümleleri
Bu kitapta bir anne oğlunu düşündüğünü söyleyerek bencilce isteklerde bulunuyor ve oğlu bu istekleri yerine getirmeye çalışıyor. Fakat annesini memnun etmeye çalışırken kendi hayatını mahvediyor. Bu yetmezmiş gibi sevdiği kadını da mutsuzluğa sürüklüyor. Neyse ki sonunda her şey tatlıya bağlanıyor.
Kitabı okurken bazı sahnelerde gerçekten çok kızdım annesine. Hem yeğenini hem de oğlunu kendisi için feda etti. Sadece kendi saadetini düşündü ve oğlunun eğitimini bile kendi isteği doğrultusunda şekillendirdi. Ayrıca adama da çok kızdım. Kurbanlık koyun gibi annesi ne derse kabul ediyor. Daha güçlü bir duruş sergileyebilirdi. Bu hikayede yanan Leman oldu. Gerçi o da biraz saf bir karakter ya neyse. Yazarın dili gayet güzel ve anlaşılırdı. Daha çok okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Yeşilçam filmi tadında, eski-yeni çatışması, aşk, entrika, hasret, acı, gözyaşı, mutluluk ne ararsanız var, okuması kolay, insanı yormayan bir anlatımı var, tavsiye ederim
Doğum Tarihi - Selanik 1863
Selanik Duyun-u Umumiye İdaresi’nde çalışan Abdurrahman Nafiz Efendinin oğludur. Fazlı Necip 18 yaşındayken "Asır" adlı bir gazete çıkarmak istiyordu. Babası Selanik Valisi Mustafa Zihni Paşa’ya gitti. Ama istibdat döneminde bir yayın organına sahip olmak pek kolay değildi. Valilik ile Dahiliye Nazırlığı arasında yazışma tam 32 ay sürdü. "Asır" 19 Ağustos 1895’te ilk sayısını çıkardı. Selanik’te Hamidiye Matbaası’nda basıldı. Pazartesi ve perşembe, haftada iki gün yayınlanıyordu. Gazetede iki kişi çalışıyordu; Fazlı Necip ve Ahmet Atıf adında serbest çalışan bir muhabir. Fazlı Necip tecrübeliydi; daha önce Gonca-i Edeb Dergisi’nde makaleleri çıkmıştı. Bu derginin sahibi Osman Tevfik Efendi, gazeteci Ahmet Emin Yalman’ın babasıydı. Fazlı Necip gazeteciliği öğrendiği bu ailenin damadı oldu. Osman Tevfik’in kardeşi Abdurrahman Nafiz’in kızı Rebia ile evlendi. İki çocukları oldu: Mustafa Necip (Bir) ve Meliha (Til). Fazlı Necip, "Temmuz Devrimi"nden sonra gazetenin adını "Yeni Asır" olarak değiştirdi. Bu arada İstanbul’daki Matbuat-ı Dahiliye Müdürlüğü’ne atandı. Gazeteyi halasının oğlu Abdurrahman Arif’e bıraktı.
Bir çok roman çevirisi yaptı. "Arsen Lüpen" bunlardan en bilinenidir. Genelde polisiye çevirilerle ilgilendi. Külhani Enteller (Edipler) Jöntürkler den Cumhuriyete kadar İnkılap içinde geçen tarihi Zaman, Rumeli'yi Neden Kaybettik, Saraylarda Mecnunlar gibi eserleri basılmıştır. Roman haricinde eğitim ve öğretim amaçlı kitaplar yazdı.
Türk edebiyatında "Mektubat" isimli eseri Cumhuriyet Tarihinin en mühim ediplerinden biri olarak kabul gördü. Mektubat, Beşir Fuad'ın ölümünden sonra yayınladığı onunla yaptığı mektuplaşmaları içeriyordu.
Sinema alanında Ahmet Fehim'in yönettiği 1919 yapımı Binnaz isimli filmde yardımcı yönetmen olarak çalıştı. 1922 yılında ise "İstanbul Perisi" isimli filmi yönetti.
YÖNETMENLİĞİNİ YAPTIĞI KISA FİLMLER
İstanbul Perisi - 1922
DİĞER FİLMOGRAFİSİ
Binnaz - 1919 .... Yardımcı Yönetmen