"ATAMAN"
"Gizlenen gerçeklerin er geç açığa çıkma gibi bir huyu vardır."
Her insanın bir kırılma noktası vardır. Bazen hayat, bizi hiç planlamadığımız yollara sürükler. Kendi halinde, işine gücüne bakan genç bir esnaf olan Ataman’ın hikâyesi de tam olarak böyle başlıyor. Hayalleri büyük, hedefleri netti: Şirketini büyütmek, daha çok insana ulaşmak, emeğinin karşılığını almak…
İstanbul’da katıldığı bir bilişim fuarında yaptığı kârlı görünen anlaşma, Ataman’ın hayatının dönüm noktası olacaktı. Fakat çok geçmeden bunun ustaca kurgulanmış bir dolandırıcılık olduğunu anladı. Azımsanmayacak miktarda borcun altına girmişti ve bu yük, özgürlüğüne mal oldu.
Bir zamanlar piyasanın en büyük bilgisayar çipçisi olma hayaliyle yaşayan genç bir esnafken, hayat onu bambaşka bir rotaya sürükler. Dolandırılır, hapse düşer, gardiyanların gözünde hapishanenin “delisi”ne dönüşür. Ama Ataman’ın hikâyesi, sıradan bir suç hikâyesi değil; olaylar zincirinin adım adım ördüğü, felsefi sorgulamalarla güçlenen bir yolculuk.
Hayatı, kazandığı küçük zaferlerle sessizce ilerliyordu. Ama bir gün, hayatın en acımasız yüzüyle karşılaştı. Beton duvarların soğukluğu, demir parmaklıkların keskin çizgileri ve kara toprağın uğursuz sessizliği, onu adım adım başka birine dönüştürdü.
Cezaevi, bazıları için son, bazıları için ise başlangıçtır. Ataman için bu duvarlar arasında kurduğu dostluklar, hayata bakışını tamamen değiştirdi. Artık saf, kırılgan Ataman yoktu. Onun yerine, dostlarının “Reis” diye andığı, planlı, güçlü ve kararlı bir adam vardı. Ama içindeki yangın dinmemişti: İntikam…
Ataman, kendisini yarı yolda bırakanlardan, binlerce masum insanı dolandıranlardan hesap sormaya ant içmişti. Ancak bu kez, iyi adam rolünde olmayacaktı. Adam kaçırma, psikolojik şiddet, şantaj, cinayet… Ve işin içine bir