Bakır Atlı, Puşkin’in şiir diliyle yazılmış ama roman kadar güçlü bir eseri.
Kısa ama derin. İlk satırlardan itibaren sanki Petersburg’un soğuk, gri sokaklarında yürür gibi oluyorsun.
Şehir neredeyse bir karakter gibi… hem güzel, hem acımasız.
Puşkin burada sadece bir hikâye anlatmıyor; insanın kaderle savaşını, gücün karşısında ezilen küçük insanın sessiz çığlığını dile getiriyor.
Kahraman Yevgeni’nin yaşadığı felaket, aslında sıradan bir adamın büyük bir dünya karşısında nasıl çaresiz kaldığını gösteriyor. O Bakır Atlı heykel – yani Çar I. Petro – sadece bir heykel değil, devletin, kudretin, hatta tarihin simgesi gibi duruyor.
Bu eserde en çok Puşkin’in duyguyu sade ama etkili şekilde anlatışına hayran kaldım. Her dizede hem acı hem hayranlık var. Şehrin güzelliğiyle insanın yalnızlığı iç içe geçmiş. Bir yanda görkemli Petersburg, diğer yanda yoksul bir adamın kalp sızısı…
Bakır Atlı, bence sadece Rusya’nın değil, insan ruhunun da şiiridir.
Kısacık bir hikâyede bile “insanın büyüklüğe karşı kırılganlığını” bu kadar derin hissettirmek, sadece Puşkin’e yakışırdı :)