Ben, Strahd beni oldukça tatmin eden, mutlu etmeyen ancak böyle bir vaatte de bulunmayan bir kitaptı. Atmosfere ve karakterlerin bazılarına - Özellikle Strahd - bayıldım. Strahd hayatı savaş meydanlarında geçmiş acımasız bir lord. Genel kanının aksine, Strahd benim gözümde "vay şerefsiz, vay köpek" denilecek düz bir kötü karakter değil. O, Tatyana'nın güzelliğine kurban gitmiş, duygularının esiri olmuş zavallı bir adam. Onu bir canavar olarak değil, kendi tutkularının altında ezilen trajik bir figür olarak okudum. Ölümü yense bile duygularını özellikle sahip olma isteği ve hırsını yenememiş zavallı bir adam. Sonunda ortaya çıkan şey bir canavar değil, takıntısı yüzünden yüzyıllarca aynı kızın hayaletini kovalayan ve gölgelerde saklanmak zorunda kalan bir lord.
Christie Golden tarafından yazılan serinin ilk kitabı olan Sislerin Vampirinden sonra Patricia Nead Elrod tarafından kaleme alınmış bu ikinci kitapta , Ravenloft evreninin ana karakteri Lord Strahd ' ın Barovia içinde sıkışıp kalan ve bitmek bilmeyen yaşamının sancılarını , ihtiraslarını , aşk uğruna yapabileceklerini ve sonsuz yalnızlığını sade ve akıcı bir dille okumanızı öneririm. Kitap ve seri hâliyle fantastik bir evrende geçse bile gerek karakterin gerek mekanların ve gerekse olayların örgüsü her türden okuyucu rahatlıkla içine çekebilir. Elbette ilk kitaptan başlayarak okumanızı öneriyorum.
Harikaaaa bir kitaptıı!!!
Uzun süre sonra en keyif aldığım kitap diyebilirim... İşte fantastik hikaye böyle olur!! Herşey tam dozunda, mistik bir havada ve heyecan vericiydi. Çok yaratıcı bir akıl tarafından yazılmış gibi hissettim. Çok etkilendim.
Kitabın ilk 50 sayfasını zor okudum. Kitabın konusu güzel ama korkudan okuyamadım. Okuyacak olursanız bence biraz cesaret lazım. Az okunan bir kitap ama bence korku sevenlere için güzel.
SPOİLER
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Serinin ikinci kitabını bitirdim. İlk kitapta bahsedilen kısımların öncesinden bahsediyordu. Lord Strahd'ın hayatını içeren bir kitap tamamıyla. Jander ile ilgili en küçük ayrıntı bile yok. Olmasını isterdim aslında bu konuda bir kitap belki de vardır.
•
Kitabın ilk 30 sayfası aşırı derece boğucuydu. Hani geçmek bilmiyor, açılmıyor. Yordu baya ama sonra bir açıldı. Tam anlamıyla mükemmel bir anlatıma dönüştü. Strahd'ın insanlık dönemlerini ve savaşçı/komutan kimliğinden bahsedilen bir kısım vardı. Mükemmel işlenmiş. Bazı küçük dövüşler, küçük savaşlar, saray içi silah eğlentileri mükemmel işlenmiş.
•
Sergei'in göz rengi mavi olarak anlatılmış burada belki daha önceki kitapta bir çeviri hatası olmuştur yani sonuç olarak gözleri açık mavi :)
•
Sergei mükemmel bir dövüşçü olarak resmediliyor kitabın bir kısmında Sergei konusunda duruluyor iyi de yapılıyor.
•
Alek, Strahd'ın en iyi komutanlarından biri ve en yakın arkadaşı, hatta vekilharcı ama Strahd'ın gözü dönüp Tatyanna uğruna yapması gerekenler arasında Alek'i öldürüp kanını içmesi de var. Öyle epik bir dövüş sahnesi azdır muhtemelen, roman tarihinde. Duygusal ve vurucuydu. Kitaba ara vermek zorunda kaldım.
•
Şimdi bazı hatalara gelelim. Strahd ilk kitapta hayvanları kontrol edemiyordu. Bunu Jander'den görüp şaşırıyordu. Hatta ondan öğreniyordu ama burada kontrol edebiliyor. Belki de benim anlamadığım bir detaydı ama aklıma ilk gelen bu oldu.
•
Onun dışında kitap gayet akıcı, gayet güzeldi. Kocaman bir 8'i hak etti. Vampir kitapları böyle olsun. Vampirle aşkı ilk kim eşleştirtiyse kahrolsun.
Tutkunun bir insanı ne hale getirebileceğini gösteren, Strahd'ın geçmişini anlatan, daha yakından tanımamızı sağlayan gotik türünde bir fantastik roman, günümüzde bir çok vampir tiplemeleri dolaşıyor ortada ama asıl olması gerektiği gibi yazılan kitap, sevenlerin kaçırmaması gerektiğini düşünüyorum.
Bu kitap esasen vampir hikayesi değil, yönetici olmak için doğmuş, en iyi şekilde eğitim almış kültürlü bir aristokrat tarafından yazılmış bir günlük. Kitap edebi olarak güçlü, gerçekçi ve bahsettiğim o kültürlü yazım tarzı çeviride de kaybolmamış. Fantastik edebiyata ilgi duymayan herhangi bir okuyucu bile bu kitabı keyifle okuyacaktır. Bu arada yazarın analiz yeteneği ve anlatım tarzı muazzam. Kitap akıp gidiyor.
Kitapta ana karakterimiz Strahd ‘ın önce fatih, ardından bir yerleşik bir lorda dönüşmesini izliyoruz. (Bram Stoker Dracula’sı gibi, Barovia da bir çok yandan Transilvanya’yı anımsatıyor). Karakterin yaşam tarzı değişmeye başlıyor. Bir süre sonra küçük kardeşi Sergei yanına geliyor. İşte bu olaydan sonra Strahd içe dönmeye başlıyor, bastırılmış duygular, istekler su yüzüne çıkıyor.
Aynı zamanda saplantılı aşk hikayelerinden biri bu kitap. Asla zaman kaybı değil. Fantastik edebiyat sevenler için hoş bir alternatif. Plajda, yolculuklarda vb rahatlıkla bitirebileceğiniz, sizi yormayacak, okumaya değer, etkileyici bir eser.
P. N. ElrodBen, Strahd - Bir Vampirin AnılarıBram StokerDracula
Fantastik kurgu evrenleri arasında ayrıcalıklı bir yeri olan Ravenloft evreninin en önemli karakterini anlatır. Hikaye esas itibariyle aşkı uğruna vampir olan adam temasını içerse de, gerek üslubundaki kasvet, gerekse karakterlerin salya sümük bir aşk hikayesinden daha farklı bir temayı işliyor olması sebebiyle, türdeşlerinden açık bir şekilde ayrılmaktadır. Zira, bugüne kadar gördüğünüz vampirlerden farklı olarak, Strahd'ın karizması yakışıklılığı veya aşkından değil bizzat şeytaniliğinden kaynaklanmaktadır. Strahd'da bir aşkın pençesinde olmasına karşın, bizzat kendisi olan Barovia toprakları gibi vahşeti ve kötülüğü ile bir bütündür. Popüler kültür imgelerindeki gibi, pürüzsüz teni ve yakışıklılığı değil, aşk için katliamın ve kötülüğün sınırlarını zorlayabilmesi onu farklı kılmaktadır. Üstelik Strahd'ın aşkı onu devinim içerisinde olan bir felakete de sürüklemektedir.
Ezcümle adam gibi değil, vampir gibi vampirdir Strahd.