Bir Gün Mutlaka

Yılmaz Güney
Tahmini Okuma Süresi:
3 sa. 38 dk.
Sayfa Sayısı:
128
Basım Tarihi:
1998
İlk Yayın Tarihi:
1977
Yayınevi:
Güney Yayınları
ISBN:
9789757956273
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Sıralamalar

Yorumlar ve İncelemeler

6/10
·178 syf.··
Beğendi
·
2023 55. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 09 Mart 2023 22:11
1977 yılına ait ilk baskısı okumanın keyfiyle yazıma başlıyorum. Sinemamızın Kemal Sunal gibi emektar isimleri dışında tamamen mide bulandırıcı yapımlarla rezil olduğu dönemde mesajlarını olduğu gibi veren, yüzü halka dönük bir sanatçının mücadelesinin yansımasıdır bu kitap. Kemal Sunal’ın tek farkı esprilerle ironi yaparak bu mesajları vermesi ve dönem insanlarının ‘İroni’ denilen bu türü anlamaya zekalarının yetmemesi neticesinde sansür görmemesidir. Yılmaz Güney ise mesajını olduğu gibi verir ve siyasi görüşünün de etkisiyle ‘herkesi kominik yapacak bu uzak durun’ saçmalığından dolayı sansüre uğrar. Burada şunu belirteyim. Siyasi olarak değil Zihnî olarak benim görüşüm Milliyetçiliktir. Yılmaz Güney’i oturtmak istedikleri nokta ile benim düşüncemin büyük farkları yoktur. Çünkü benim düşüncemde Milliyetçilik, yaşadığı vatan toprağını kendi canından çok sevmek ve vatanı için çabalamak anlamına gelir. Cebini doldurmak, naralar atmak anlamına gelmez. Ülkem için, ülkemde yaşayan biri için bir karnını doyurmak, birini elinden tutup kaldırmak, uzaklarda kalmış birinin bir kitap fazla okumasını sağlamak gibi basit gözüken şeylerde en ufak bir katkım olursa benden milliyetçisi yoktur. Benim ülke sevgim, ülkem için herhangi bir karşılık beklemeden de bir şeyler yapmaktır. Yılmaz Güney de aynı düşünceyle halka bir şeyler vermek için çabalar. Nasıl? 1975 yılında filmi çekildi bu eserin ve 1977 yılında da hem senaryosu hem de çekim zorlukları ve nelerle uğraştıklarının anlatıldığı bir kitap yayımlandı. Zorluklar ve baskıları da şöyle özetleyelim. Filminin kopyalarının yakılması ve kaçırılması artık basit kalacaktır çünkü seyircilere de baskı yapılmış, tehdit edilmiş, yetmemiş gösterildiği sinemalar bombalanmış. İnsanlar korksun da seyretmesin diye. Hatta araştırmak isteyenler
Birgün MutlakaYılmaz Güney · Güney Yayıncılık · 197754 okunma
9/10
·152 syf.··
2021 14. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2021 16:40
Yılmaz Güney, Bir Gün Mutlaka’da devrimci mücadelenin önemini ve toplumu içten içe çürüten yozlaşmanın önüne geçebilmek için neler yapılabileceğini gösteriyor.
Bir Gün MutlakaYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 202054 okunma
Reklam

Yazar Hakkında

Yılmaz GüneyYazar · 30 kitap
Babası Siverekli Zaza, annesi ise Vartolu bir Kürt olan Yılmaz Güney, özellikle Çirkin Kral dönemi sonrasında çektiği ve önemli bir sinemacı olarak kabul edilmesini sağlayan Cannes ödüllü Yol, Sürü, Umutsuzlar gibi filmleriyle tanınır. Yılmaz Güney'in gerçek adı Yılmaz Pütün'dür. Kendi ifadesine göre Pütün kırılması zor sert meyve çekirdeği demektir. 1937 yılında, köylü bir ailenin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Babası Siverek Desman Köyü'nden olup Annesi Muş'un Varto ilçesindendir. Kendisi Adana'da büyümüş ve Adana birçok filmine konu olmuştur. Adana'da bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere İstanbul'a gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçte bir yandan da hikâyeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz'ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı. Yılmaz Güney, 1959 yılında Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı "Bu Vatanın Çocukları" ve "Alageyik" isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de filmlerde rol alır ve oynar. "Karacaoğlan'ın Karasevdası"nda da yönetmen yardımcılığı yapar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm olur. İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir "Anadolu çocuğunun" otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde Çirkin Kral lakabını alır. Bu dönemdeki en önemli filmi Lütfü Akad'ın yönettiği ve kendisinin yazdığı "Hudutların Kanunu"dur. Bu dönem boyunca oyunculuğunu geliştiren Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışı bu dönemde artık oturtmuştur. Yılmaz Güney, 1971 yılında Efraim Elrom'un öldürülmesinden sorumlu olan başta Mahir Çayan olmak üzere diğer Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi üyelerini sakladığı gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkûm edildi. Yılmaz Güney içeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır. 1974'te cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevinde kalan Yılmaz Güney aynı yıl "Arkadaş" filmini çekti. Yine aynı yıl "Endişe" adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim'de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976'da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden yurtdışına firar etti. Yılmaz Güney'in hapisten kaçışı da filmlerini anımsatmıştır. Hapse girmeden önce çekmiş olduğu "Şeytanın Oğlu" filminde: bir günlük bayram izininde dışarı çıkan ve kayıplara karışan bir adamın hikâyesini anlatmıştır. Filmine benzer bir yaşantı tecrübe etmiştir. Bir günlük izin ile hapisten çıkan Güney, Antalya'nın Kaş ilçesinden Yunanistan'a bağlı Meis adasına, oradan da İsviçre'ye kaçmıştır. Daha sonra Fransa'ya geçer ve yaşamının geri kalanını orada geçirir. Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde senaryolarını yazdığı ve Zeki Ökten tarafından çekilen "Sürü" ile yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından çekilen "Yol" filmleri büyük ses getirdi. Cezaevindeyken GÜNEY adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. Yol'un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivali'nde ödül aldı. Yurt dışına kaçtıktan sonra Fransa'da "Duvar" filmini çekti. Güney'in, 1976 yılında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyanın sinemaya aktarıldığı "Duvar" onun son filmi olmuştur. Son yıllarını Paris'te geçiren Güney, mide kanseri nedeniyle 9 Eylül 1984'te yaşamını yitirdi ve Paris'te toprağa verildi.