“Nasıl bir histi içimdeki? Neden hem kazanmış hem de kaybetmiş gibi hissediyordum? Neydi bu? Küçük bir kızın yitik zaferi miydi? Yoksa zafer çığlığından doğan bir kaybediş mi?” (syf. 285)
Selamlar! Uzun bir süredir kitap okuyamadığımdan dolayı uzun süredir inceleme yapmadığım için bu satırları yazmak zorunda gibi hissettim kendimi. Bu yüzden üç saat kadar önce bitirdiğim kitabı tekrardan elime alıp eleştirilecek ayrıntıları tek tek yazmaya karar verdim.
Kitabımız, Yıldız Gece Korkut'un sıradanlaşmış hayatına Ali Levent'in girmesini konu alıyor. Karakterlerin isimleri dışındaki tüm lakapları kitap boyunca çok gereksiz buldum, öncelikle bunu söylemek istiyorum. Kız karakterimiz hakkında sürekli “tembel, okul sonuncusu, haylaz” gibi laflar, erkek karakterimiz içinse -kitabın isminden bile anlaşılacağı üzerine- “çalışkan, okul birincisi, inek, saçları tas koyulup da kesilmiş, babaanne gözlüklü” gibi sözler dolanıyor. Kitabın arka kapağında bile karakterleri böyle tanımlıyor yazar ve bu beni çok rahatsız etti. İki insanın konuşabilmesi, anlaşabilmesi ve hatta sevebilmesi için fiziksel özelliklerin hiçbir önemi yoktur. Başta yazar olmak üzere -çünkü kitap boyunca üstüne basa basa bu lakapları kullanıyor- herkese lafımdır bu.
Bunların dışında, artık ezilen ya da küçük düşürülen kadın karakterlerinden sıkıldığım, daha çok, özellikle de bu zamanlarda, güçlü kadın karakterleri okumak istediğim için başlarda kitaba karşı fazla önyargılıydım. En ufak bir detaya bile takılıp kitabı gömmeye çalışıyordum. Fakat yazarımız sağ olsun ki bu tezimi çürüttü ve ilerleyen bölümlerde kız karakterimizin aslında yaşadıklarına karşı ne kadar güçlü durabildiğini bize gösterdi.
Kitapta anlatılmak istenenleri klişe bulmadım, gerçekten özgündü lâkin, her şeye bir kötü eleştiri yapıyormuş gibi