Tahmini Okuma Süresi:
8 sa. 10 dk.
Sayfa Sayısı:
288
Basım Tarihi:
1992
Yayınevi:
İmge Kitabevi Yayınları
Orijinal Adı:
The Bell
ISBN:
Yok
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

#1001kitap~~~
10/10
·288 syf.··
2022 193. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2022 00:48
Iris Murdoch 15 Temmuz 1919 yılında Dublin'de doğdu ki yine 1Dublinli yı çokça sevmiş hatta gittikçe hayranlığım artmış olabilir :))) Çocukluğu Londra'da geçti. Öğrenimini Oxford Somerville College'de tamamlayan Murdoch 1930'larda Komünist Parti üyeliğinde de bulundu. 1944'de UNRRA'a (Birlesmiş Milletler Yardım ve Rehabilitasyon Örgütü) katılarak Belçika ve Avusturya'da göçmenler için çalıştı. Varoluşçulukla tanıştığı bu dönem, sonraki yaşamını ve düşüncesini belirlemesi açısından çok önemlidir. 1948'de Oxford Üniversite'sinde Felsefe Kürsüsüne öğretim görevlisi oldu. 1970'de Irlanda Akademisi'ne, 1975'de American Academy of Arts and Let ters onur üyeliğine seçildi. Murdoch yapıtların da, polisiye kurgu tekniğiyle ahlak anlayışlarını, evlilik ve aile kurumunu, cinselliği, din ve inançlar üzerine sorgulamalar yapar. Çan İris Murdoch'un erken dönem ro­manlarından en iyisi olarak kabul edilir ki hiç1şey bile olmasa giriş paragrafı okumaya değer olduğunu gösteriyor, ~~~Dora Greenfield kocasını terk etti, çünkü ondan korkuyordu. Altı ay sonra ona dönmeye yine aynı nedenle karar verdi. Paul, ettiği telefonlarla, yolladıği mektuplar ve merdivenlerdeki hayali ayak sesleriyle gitgide daha büyük 1işkence olmaya başlamıştı. Dora kendini suçlu hissediyordu, suçluluk duygusu korkuyu getirdi. Sonunda Paul'ün yokluğunun işkencesini değil de, varlığının işkencesini seçti~~~ şu cümledeki psikoloji başka hiç 1sekilde ifade edilemezdi resmen deha ürünü 1giriş paragrafı bence, yokluğundaki o korku işkencesi!!! uzun süre okuyamadım düşünmekten bu paragrafı okuyunca... Benediktin Ma­nastırı lmber Court'ta inzivaya çekilmiş 1grup insan arasındaki gergin, mutsuz ilişkileri anlatır. Bu insanlar burada, dışarıdaki dünyada kendilerini üzen sorunları çözmeyi ummaktadır. Ruhani gereksinimleri
İnsan ve Duygular
ÇanIris Murdoch · İmge Kitabevi Yayınları · 199254 okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2021 52. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2021 20:09
Çan, Iris Murdoch’ın dördüncü romanı. Kronolojik ilerlemiyorum ancak benim de yazardan okuduğum dördüncü kitap oldu. Murdoch her kitapta beni ayrı etkiliyor. Çan, genç bir kadın Dora ve eşi Paul’ün sorunlu evliliğiyle başlıyor, oldukça etkileyici bir girişe sahip. Yazardan daha önce okuduğum romanların aksine bu kez Londra’da değil, İngiltere’nin tenha bir kasabasında ilerliyor kurgu. Paul’ün sanat tarihi ile ilgili araştırması nedeniyle, kendi manastırı da olan ücra bir bölgeye geçici bir süreliğine gidiyorlar. Burada Murdoch, adeta bir mikro toplum yaratıyor ve insan doğasının tüm çeşitliliği, insan karakterinin tüm karmaşasıyla beraber ahlaki doğrularla yaşama uğraşını sorguluyor. Her karakterin oldukça ilginç olduğu romanda, yine insan ilişkileri ile ilgili tespitler çok vurucu. Kitabın okuru etkisi altına alan bir atmosferi var, hatta okuduğum Murdoch romanları arasında en güçlü atmosfere sahip kitaptı kesinlikle. Murdoch’ı benim için çok başarılı bir yazar yapan, yalın ve basit bir üslup ve son derece sağlam bir kurguyla, hem edebi açıdan doyurucu hem de felsefi alt metin barındıran eserleri yazmış olması. Yani ne felsefi kaygıları kurguyu boğuyor, ne de edebi eser yazma kaygısıyla irdelemek istediklerini arka plana atıyor. Bence bu dengeyi tutturmak muazzam bir başarı ve çok az yazar bunu yapabiliyor. Okuduğum diğer tüm Murdoch kitapları gibi yine elimden bırakamadan okudum ve çok sevdim. Murdoch okumadıysanız lütfen okuyun, Ağ ile başlamanızı tavsiye ederim. Çan, en son İmge Kitabevi tarafından 1992’de basılmış, şu an ne yazık ki basımı yok ancak sahaflarda oldukça uygun fiyatlara bulabilirsiniz.
ÇanIris Murdoch · İmge Kitabevi Yayınları · 199254 okunma
10/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2025 19. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2025 13:10
Sonunda bana son dönemde ilaç gibi gelen iyi bir kurgu okudum. Kitap, İngiltere kırsalında bir dini topluluk olan Imber Manastırı çevresinde gelişen olayları konu alıyor. Temel olarak da dini inançlar, cinsellik, eşcinsellik, suçluluk duygusu, kendini keşfetme ve bireysel ahlak gibi temalar işleniyor. Kendi halinde hayatlarını devam ettirmekteyken bu küçük tarikata Dora, Paul ve Toby'nin misafir gelmesiyle beraber olaylar gelişiyor ve giriftleşiyor. Tabii bir de kitaba adını veren gizemli bir Çan var ortada. Murdoch yazarlığının yanısıra bir filozof olmasına rağmen roman biçimine sadık kalarak kurguyu ustaca ilerletebiliyor. Yani arada kendini kaybedip felsefi kavramlarla okuyucuyu boğmuyor:) Sorgulamalarını; karakterler üzerinden yaptığı çözümlemelerde, felsefi ve ahlaki çıkmazlarla acı çeken ruh hallerinde, ilişkilerdeki pişmanlıklar, bağlar ve umutlarda gayet akıcı ve insani bir yönden anlatabiliyor. Asıl başarısı da burada bence. Murdoch kesinlikle benim yazarım. Okumaya devam edeceğim
1000Kitap
ÇanIris Murdoch · Ayrıntı Yayınları · 202454 okunma
Puan vermedi·
“Eğer başta neyi temsil ettiğini anlayabilseydim, onunla asla birlikte olmazdım.” eğitimsiz,deneyimsiz bir kadın; kendini entelektüel, kibar ve klas bir adam olarak tanıttığı kişiye ilgi duyup sonradan adamın ahlaki sorunları olduğunu ve kendisi için uygun biri olmadığını fark ettiği an bu cümleyi kuruyor, eğer kadın ilk başta adamın okuduğu kitabın içeriğini bilseydi adamın ne tür bir insan olduğunu bilebileceğini söylüyor, karşındakinin okuduğu kitaptan hangi karakterde olduğunu çözümleme işi çok mantıklı geldi açıkcası. İşin özünde herkes kişiliğini yansıtan bir kitapmış
The BellIris Murdoch · Vintage Classics · 201954 okunma
Puan vermedi·368 syf.··
2025 154. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Eylül 2025 21:21
Kitap fiziksel olarak iki gün önce bitti aslinda ama kafamda uzadı gitti çizdiğim satirlara tekrar döndüm bazi bölümleri tekrar okudum yazarla tanisma kitabim oldu Meltem Gurle nin öve öve anlattigi yazar kalemi dili muhtesemdi... Dunya dan el ayak çektiklerini sanan bir grup insanin ibadet için seçtikleri mekanı ve yaşadıklarıni anlatan bir kitap ***Nasıl bir hikâyesi olursa olsun, erdemin, masumiyetin kıymeti bilinmelidir. Faziletin aydınlatan ve arındiran bir ışığı vardır, tecrübenin degerine dair saçma sapan sözlerle sönükleştirilmemelidir. Gençlerimize, tecrübe edinin, demek ne de yanlıştır! Bunun yerine onlara masumiyetlerine deger vermeleri ve onu korumaları söylenmelidir.
ÇanIris Murdoch · Ayrıntı Yayınları · 202454 okunma

Yazar Hakkında

Iris MurdochYazar · 22 kitap
Murdoch, 15 Temmuz 1919'da İrlandalı bir annenin ve İngiliz bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Evin tek çocuğu olan Muroch, dokuz yaşından itibaren yazmaya yöneldi. 1932'de Bristol'de genç kızların gittiği Badmington College'a başladı. Burada gecen altı yılın ardından, klasik edebiyat okumak üzere Oxford'daki Sommerville College'a kaydoldu. Üniversite yıllarında pek çok önemli şair ve entelektüelle tanıştı. Franz Steiner ile uzun süreli bir aşk yaşadı. 1938'de Iris Murdoch Komünist Parti'ye girdi. Klasik Edebiyat diplomasını aldı ve 1940'lardan sonra Londra'ya yerleşip Ekonomi Bakanlığına çalıştı. Komünistlerin siyasi tutumlarından hayal kırıklığına uğrayarak partiden ayrıldı. II. Dünya savaşının sonlarında Birleşmiş Milletler'de çalıştı. Belçika ve Avusturya mülteci kamplarında görev aldı. Bu görev için Avrupa'da yer aldığı sıralar Sartre ve Simone de Beauvoir ile tanıştı. Bu tanışma genel olarak felsefeye özel olarak da varoluşçuluğa yönelmesini etkiledi. Cambridge'de Wittgenstein'ın görev yaptığı Nevnham Üniversitesi'nde dersler alarak felsefe doktorasını aldı. 1948'de Oxford'da St.Anne College'da felsefe profesörü olarak göreve başladı ve 1963'e kadar burada çalıştı. Elias Cannetti'yle yakın ilişkisi oldu. 1954'te ilk romanını (Under the Net) yayınladı. 1956 yılında ise ölene kadar hiç ayrılmayacağı eleştirmen ve Oxford Üniversitesi İngilizce profesörü olan John Bayley ile evlendi. Çocukları olmadı. 70'li yıllardan itibaren felsefe yazıları yazmaya da yöneldi. 1996 yılından itibaren ortaya çıkmaya başlayan unutkanlıklarıyla birlikte hastalığı belirginleşti. 1997'de Bayley, karısının alzheimer hastası olduğunu açıkladı. Binlerce okuru ve hayran kitlesi olan yazar Murdoch kendi kitaplarının adını dahi hatırlayamıyordu. Kendi durumunun farkında olan ve bunu "çok kötü, sessiz ve karanlık bir yerde olmak" şeklinde tanımlayan Murdoch, 8 Şubat 1999'da Oxford'da alzheimer hastalığından dolayı öldü. Romanları Iris Murdoch ilk romanı Under the Net'ten (Türkçesi Ağ) itibaren edebiyat dünyasında dikkat çekti ve büyük bir hayran kitlesine sahip oldu. İçinde psikolojik temaların yer aldığı bir dedektif romanı olan bu ilk kitabında, aynı zamanda sonraki bütün romanlarında da görülecek olan varoluşçu felsefenin izleri belirgin olarak görülür. Romanın kahramanı Jack Donague bir tür Sartrecı kahraman olarak ortaya çıkmıştır. A Severed Head (Kesik Bir Baş) romanında ise Carl Gustav Jung'un psikanalitik teorisinin temeli olan arketipler teorisini kullandı ve çok etkili oldu. Bu kitap daha sonra tiyatro oyunu olarak sahnelendi. "Çan", "Kara Prens", "Deniz, Deniz" gibi kitaplarıyla Murdoch her zaman büyük bir ilgiyle karşılandı, birçok kez ödüllendirildi. 1978'de kendisine Booker Ödülü verildi. 60'lı yıllardan itibaren hemen her yıl bir kitap üreten Murdoch zamanının en üretken yazarları arasında sayıldı, ancak Murdoch'un romanlarında çok yazan ve çok okunan bir yazar olmanın ötesinde onu 20. yüzyıl edebiyatının en önemli isimlerinden biri haline getiren bir nitelik de her zaman kabul edildi. Murdoch, genel olarak romanlarında popüler polisiye ve gerilim roman teknikleriyle felsefi/kuramsal sorunları ortaya koyan bir yol izledi denilebilir. Onun roman kahramanları çoğunluk varoluşçu felsefecilerin ürettiği kahramanlara benzer, varoluşuyla ve yaşamıyla uyumsuz, sanatçı ya da sanatçı ruhlu, başarısız, hem kendileriyle hem de çevrelerindeki insanlarla sorunlu kişileri anlatır. Bu kişiler karamsar, umutsuz, ikilemler içinde yol bulmakta tereddütlü, şaşkın, yanılgı içerisinde, yalnız ve tedirgin kişilerdir. Bu kişiler her zaman bir ağa yakalanmış, bir çemberin içine alınmış, kuşatılmış gibidirler. Bunların çoğu zaman modern bireyin bazı açmazlarını sergilediği söylenebilir. Hemen her kitabında Murdoch psikolojik gerilim ögesini ya da psikolojik diğer ögeleri kullanır. Bunun yanı sıra yaşam-sanat, cinsellik-aşk, aşk-özgürlük, din, evlilik, platonik-erotik aşk, yalnızlık, rastlantısallık, öteki insanlarla ilişkiler gibi meseleler sürekli olarak olayların akışı içerisinde değerlendirilir. Edebiyat Murdoch'a göre etik meselelerin ve insansal ilişkilerin karmaşasını değerlendirmek bakımından daha elverişli bir alandır. Murdoch'un romanlarında bu temalara bağlı olarak umutsuzluk ve ironi derinden işleyen temalar olarak sürekli kendisini hissettirir. Zaman zaman kara mizah örnekleri ortaya çıkar. Romanın kurgusal yapısı üzerinde ya da dil üzerinde oyunlara girişmez Murdoch, ancak kurgusal şaşırtmacalarla ve belirsizliği çok iyi kullanmasıyla sürekli okurun dikkatini uyanık tutar, olayların gelişimini merak ettirir, her seferinde okuru kendi kurguladığı sonuçların çok ötesinde sonuçlara götürür. Felsefi çalışmaları Murdoch teorik ve felsefi metinlerde kaleme almıştır; meslekten bir felsefeci olarak bu alandaki çalışmalarında da önemli bir yazar olduğunu gösterir. İlk teorik yapıtı sayılan Sartre, Yazarlığı ve Felsefesi onun Sartre üzerine eleştirel bir değerlendirmesini sunar. Varoluşçuluk Murdoch için önemli olmuş bir felsefe yönelimidir. Edebiyatı, yaşamın ve ahlaki sorunların değerlendirilmesinde daha verimli bir alan olarak düşündüğü için kullanan Murdoch, bu alanda felsefi/etik/estetik sorunları irdeler. Bununla birlikte ayrıca felsefe metinleri kaleme almış ve bunlarla bazı konulara açıklık getirmeye çalışmıştır. Varoluşçu felsefenin yanı sıra dil, gerçeklik, yanılsama vb konularda ilgi alanı içinde yer alır ve onun edebi metinlerinde doğrudan ya da dolaylı olarak işlenir. Ateş ve Güneş adlı çalışması, Platon'un sanat üzerine düşüncelerinin değerlendirilmesi olduğu gibi, Murdoch'un kendi sanat anlayışını da sunduğu bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Platon'un, Murdoch'a göre, sanatçıları sevmemesinin nedeni, sanatçıların akıllarını tehlikeli bir şekilde kullanmaları ve yaratıcılıklarını akıldışı şekilde ortaya koymalarıydı. Biz zaten gölgeler dünyasında yaşıyorduk ve bu gölgelerin yeniden gölgelere dönüştürülmesi, Tanrı'ya meydan okumak olacaktır. Şairler, yazarlar, ressamlar vs.nin varlığı, Tanrı'nın varlığına tehdit oluşturur. Bu nedenle Platon sanatçıları felsefe ülkesinden dışlamıştır. Murdoch etik sorunsalın yanı sıra estetik sorunsala ilişkinde değerlendirmelerini geliştirir; Platon değerlendirmesinde sanat ile gerçek arasındaki ilişki bağlamında değerlendirmeler üretir. Kant, Kierkegaard, Wittgenstein gibi filozoflardan hareketle sanatın yerini belirlemeye çalışır ve Platoncu teze karşı çıkar.