·
Okunma
·
Beğeni
·
742
Gösterim
Adı:
Rüya Sakinleri
Baskı tarihi:
1999
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755392424
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Bruno's Dream
Çeviri:
Handan Akdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Irish Murdoch yine felsefeci yazar kimliğiyle çıkıyor karşımıza. Romanda ele aldığı aşk, rastlantı, gerçeklik gibi temel konular kimi zaman kurmacanın dokusu içinde erimiş olarak, kimi zaman da üstünde yüzen bir çiçek demeti gibi yoğun bir halde sunuluyor.

Ölüm döşeğindeki ihtiyar Bruno büyük bir kaygıyla geçmişini ve bugününü düşünürken hayatı yeniden yorumlama noktasına gelir. Sürekli gerçekliği sorgular. Yaşamış olduğu pek çok şeyin bir rüya olduğunu, aslında hayata hiç dokunmamış olduğunu keşfeder. Her şey bir rüyadır ve herkes bir başkasının rüyasında var olmaktadır. Bruno düşüncelerini geliştirirken çevresindeki insanlar da kurlaşmadan aşka kadar çeşitli ilişkiler içine girerler. Bazen beklenmedik biçimde bir uçtan bir uca savrulup yer değiştirirler.

Yazar, benmerkezci yapıları yüzünden ötekini "ıskalayan" ve bunun için de sık sık yanılan; sözde aşkı ararken başkalarını nesne olarak gören karakterler aracılığıyla insanın iç ve dış dünyasındaki bocalamalarına ve buradaki bir ahlak anlayışı eksikliğine dikkat çekiyor. Sözgelimi bir aşk ilişkisinde insanın işleyebileceği en büyük suçun belki de karşısındakinin daha fazla sevmesine izin vermesi olabileceği söylenirken tartışmaya açılan yarı örtülü soru-cevaplar da var: Yürümeyen ilişkilerdeki sorun "doğru kişi" sorunu mudur, yoksa "tekeşlilik" sorunu mu? İnsanların anlayışlarına göre kılıktan kılığa giren bir tanrı hangi durumlarda yararlı olabilir? Aşk amaç mıdır, yoksa?.. Roman yer yer sinematografik atmosferlerle, yer yer de felsefi diyaloglarla örülmüş. Bazen bir dramın ya da gülmecenin, bazen de bir fikrin peşinden sürükleniyoruz. Her iki durumda da sürükleyici ve canlı bir roman.
(Tanıtım Bülteninden)
320 syf.
·14 günde·Beğendi·7/10
Iris Murdoch’un Rüya Sakinleri’nde yine aynı şeyi hissettim.Herhangi bir kitabından herhangi bir karakterini çıkarıp, başka bir kitabına koysanız sırıtmaz.Tüm kitapları aslında tek bir bütünün parçası gibi.Kendini anlamaya çalışan, sürekli bir arayış içinde olan karakterlerinin hedefe ulaşmak için katettiği mesafeler hep sürprizlerle dolu.Amaç değişmese de amacın nesnesi olan kişiler sürekli bir değişim halinde.Sanırım Murdoch’un kitaplarında, karakterlerin arasındaki mizah dolu karmaşayı seviyorum.
320 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
İrlandalı yazar Iris Murdoch uzun zamandır tanışmayı beklediğim bir yazardı. Her ne kadar Rüya Sakinleri’nin (orijinal adıyla Bruno’s Dream) ilk 70 sayfasında yazarı ilk defa okumaya pek uygun olmayan bir romanında onu tanımaya çalıştığımı düşünsem de kitap yavaş yavaş farklı katmanlarıyla ilgimi çekmeyi başladı. Murdoch, varoluşçu felsefeyle ve psikolojiyle uzun süre ilgilenmiş bir yazar. 1969’da ilk baskısını yapan bu romanında da Bruno adında çok yaşlı bir adamın sürekli yaşlanmayı sürdürmesini, dönüşüm geçirmesini ama bir türlü ölümle buluşamamasını varoluşçu bir bakış açısıyla ve mitolojik öğelerle desteklemiş. Roman Londra’da geçiyor ve iyi bilinen o kasvetli havaya ek olarak mekân tasvirleriyle yazar müthiş bir atmosfer yaratmış. Romanda farklı kişilik yapılarında çok sayıda karakter var ama hepsi bir şekilde birbirleriyle güçlü bağlarla ilişkili ve zamanla tıpkı Bruno gibi kendi dönüşümlenin içinden geçiyorlar.

Teknik anlamda, üçüncü tekil anlatıcının adeta bir kamera bakış açısını yakaladığı anlarda keyifli bir okuma sunuyor kitap. Ayrıca romanın zaman algısını öyle bir yerden değişliklere uğratmış ki Murdoch, keşke daha çok yapsaydı bu geri dönüşleri dedirtti bana.

Kısacası, farklı tarzda bir kitap okumak isteyenlere sabırlı olmaları koşuluyla önerebilirim kitabı.
320 syf.
·2 günde·7/10
Bi çok karakter var ve hepsinde insan dogasına ve ahlaķına ait saptamalar felsefeyle birlikte güzel verilmiş. İnsanın iç karmaşalaŕının ifadesinde ve bunları dışa vurmasında bazı yerlerinde ayna tutuyor, sanki kendini görür gibi oluyorsun, bazı yerlerdede aaa böyle kişiler var diyebiliyorsun.
320 syf.
·Puan vermedi
Aşk için söylenmemiş hiç bir cümle yok.
Ama söylenenlerin hepsi öznel.
Çünkü bütün aşklar biriciktir. Ne yoğunlukları, ne süreleri, ne acıları, ne mutlulukları benzer.
Kimisi asil kimisi rezilken yaşanır, rezilken bile asil hissedilir, bazen asilken rezil.
Bir anı tüm ömre yayabilecek;
belki zeigarnik etkisi, belki de arzunun o belirsiz nesnesi.
Cemal Süreya'ya göreyse aşk; "meşru bir şey olamaz. O da şiir gibi meşrulaşınca ölür."

Dünyadan olmayan ve dünyadan başka bir yerde hissettiren.
Hiç bir şey hissetmiyorken karnına dolması kelebeklerin ve ardından ölüp oturmaları göğsüne.
Kelebeklerin ömrü kısadır, meleklerin de.
Kanat perdeleri düşer netliğin çizgileri belirir.
Aşk ne özgürdür ne köle. Sadece tek kişiliktir o nasıl isterse öyle olur.


Aşk için söylenmemiş hiç bir cümle yok.


Iris Murdoch Rüya Sakinleri'nde aşkın basitliğini ve özelliğini, öldürücülüğünü ve yok ediciliğini ama her şeyden önce kişiselliğini, sadece aşık olana ve o ana ait olan soyutluğunu; ölmek üzere olan Bruno ve onun çevresindekilerin ilişkilerinden son derece basit olarak anlatmaya çalışmış. Son derece sade ve akıcı bir dile sahip, eline alıp 2-3 günde bitirmemek çok zor.

Bitirdiğinizde hayatta tutunulacak ya da sığınılacak bir sabitin olmadığının farkına varıyorsunuz. Ne örümcekler, ne pullar ne de aşk...

Nigel'in mektubundan s.290:

"Aşk garip bir şey. Hiç şüphe yok ki dünyayı döndüren sadece ve sadece o. Tek önemli etkinliğimiz. Onun dışında her şey toz, çınlayan ziller ve can sıkıntıları. Ama öte yandan nasıl bir bela olduğu da malum. Nasıl da imkânsızı hayalinde yaratır, ulaşılmazın ayaklarına sarılır. Herkesin herkesi dilediği gibi sevebileceği, tuhaf bir düşüncedir. Doğada bunu yasaklayan hiçbir şey yok. Kediler krallara bakabilir, değersizler iyileri, değersizler değersizleri, iyiler iyileri sevebilir. Veee bir bakmışsınız: Büyük ışık belki gerçeği belki yanılsamayı ortaya koyarak yanıyor. Ve ne acıdır ki, çok sevgili Danby, gizleme kalbi yer bitirirken insan nasıl çoğu zaman yalnız seviyor, solipsizm içinde, beyhude bir kapsül içinde. Bu bir gelenek meselesi değil. Aşk gelenek dinlemez. Her şey olabilir, yani bir şekilde, korkunç bir şekilde, imkansız diye bir şey yoktur. Ah ben de bunu düşündüm canım ve bu acımın önemsiz bir parçası değildi hiç. Sen beni sevebilirdin. Bu ne yazık ki mantıksal olarak mümkündü. fakat benim gitmemem sebep görünen olanının olanaksızlığını anlamam değil, çok büyük aşkımın çok büyük bir yıkıcı olduğunu bilmemdir. Eğer aziz olsaydım seni sever ve bunu sana söyler, senin yanında kalır, sana hiçbir zarar vermez, seni zararsız hava gibi çevreler ve seni ne kadar sevdiğimi fark etmeni sağlardım. O büyük meleksi şeyin tahmin edilemez gücü, bir kere karanlık gizliliğinden sıyrıldığında bizi sürüklerdi...nereye mi? Bilmiyorum ama aşağıya. Senin rezil bir rolü oynaman gerekecekti. Bense.."
Bruno uyanıyordu. Oda karanlıktı. Nefesini tutup ne karanlığı olduğunu anlamaya çalıştı; acaba gece miydi yoksa gündüz mü, sabah mıydı yoksa öğleden sonra mı.
Iris Murdoch
Sayfa 7 - Ayrıntı yayınlar
İnsan bir rüya içinde geçiriyor hayatı, hepsi fazlasıyla zor. Ölüm tümevarımı yalanlıyor. Neydi bütün yaşananlar, diyebileceğimiz bir “şey” yok. Sadece rüya var, rüyanın yapısı, özü ve son yaptıklarımızla yalnızca başka birinin rüyasında varoluyoruz; gittikçe, gittikçe gözden kaybolan bir gölgenin içindeki gölge.
Yaklaşık doksan yıldır yaşıyorum ve hiçbir şey bilmiyorum. Doğanın korkunç ritüellerini seyrettim ve kendi varlığımın basit içgüdüleri içinde yaşadım, şimdi sona geldiğimde bilgelikten eser yok.
Özgürlük, insanın yalnızca kendi irade gücünü ortaya koyması, onu gerçekleştirmesi değildir. Özgürlük daha çok bizim başkalarının varlığını tasarlayabilme gücümüz, başkasını başkası olarak kabul edebilme yeteneğimizdir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Rüya Sakinleri
Baskı tarihi:
1999
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755392424
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Bruno's Dream
Çeviri:
Handan Akdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Irish Murdoch yine felsefeci yazar kimliğiyle çıkıyor karşımıza. Romanda ele aldığı aşk, rastlantı, gerçeklik gibi temel konular kimi zaman kurmacanın dokusu içinde erimiş olarak, kimi zaman da üstünde yüzen bir çiçek demeti gibi yoğun bir halde sunuluyor.

Ölüm döşeğindeki ihtiyar Bruno büyük bir kaygıyla geçmişini ve bugününü düşünürken hayatı yeniden yorumlama noktasına gelir. Sürekli gerçekliği sorgular. Yaşamış olduğu pek çok şeyin bir rüya olduğunu, aslında hayata hiç dokunmamış olduğunu keşfeder. Her şey bir rüyadır ve herkes bir başkasının rüyasında var olmaktadır. Bruno düşüncelerini geliştirirken çevresindeki insanlar da kurlaşmadan aşka kadar çeşitli ilişkiler içine girerler. Bazen beklenmedik biçimde bir uçtan bir uca savrulup yer değiştirirler.

Yazar, benmerkezci yapıları yüzünden ötekini "ıskalayan" ve bunun için de sık sık yanılan; sözde aşkı ararken başkalarını nesne olarak gören karakterler aracılığıyla insanın iç ve dış dünyasındaki bocalamalarına ve buradaki bir ahlak anlayışı eksikliğine dikkat çekiyor. Sözgelimi bir aşk ilişkisinde insanın işleyebileceği en büyük suçun belki de karşısındakinin daha fazla sevmesine izin vermesi olabileceği söylenirken tartışmaya açılan yarı örtülü soru-cevaplar da var: Yürümeyen ilişkilerdeki sorun "doğru kişi" sorunu mudur, yoksa "tekeşlilik" sorunu mu? İnsanların anlayışlarına göre kılıktan kılığa giren bir tanrı hangi durumlarda yararlı olabilir? Aşk amaç mıdır, yoksa?.. Roman yer yer sinematografik atmosferlerle, yer yer de felsefi diyaloglarla örülmüş. Bazen bir dramın ya da gülmecenin, bazen de bir fikrin peşinden sürükleniyoruz. Her iki durumda da sürükleyici ve canlı bir roman.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 30 okur

  • Nur
  • Hüseyin Dengiz
  • Zeynep Yurdaer
  • SEVGİ BOz
  • Matmazel
  • Emre başatlı
  • Özlem Akbaş
  • Melike Ataizi
  • özlem er
  • Reşat çamurlu

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%11.1 (1)
8
%22.2 (2)
7
%44.4 (4)
6
%22.2 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0