"Fotoğraftaki 1 masalcıydı..." Kendini Floransa ya, Dante nin, Leonardo nun, Botticelli nin dünyasına atan Perulu 1 aydın 1sanat galerisinde rastladığı 1fotograftan yola çıkarak, eski arkadaşı Saul un izini sürecektir...
Saul Zuratas yüzünün sağ yanı tümüyle kaplı şarap tortusu renginde 1dogum lekesi vardı, kızıl saçlı belki de dünyanın en çirkin delikanlısıydi ama çok hoş, iyi 1yuregi vardı, "Bana Mascarita derler, yani Maske Surat" derdi kendini tanıtırken ve babasını gücendirmemek adına da her cumartesi sinagogda saatlerce otururdu babası Yahudi, annesi 1Hristiyan olup din degistirip Yahudi cemaatinden hiç1zaman kabul görünmeyen, Saul genç yaştayken ölen 1kadindir ve annesinin ölümünden sonra da babası kendisini toplayamaz...
"Yüzümdeki leke eskiden beni çok rahatsız ederdi. Ama kimselere anlatmazdım. Kendimle, ruhlarımla paylaşırdım derdimi. Sırrını çözemediğim bu leke yiyip bitirirdi beni. Çok üzülürdüm. Ama artık aldırmıyorum. ... 1kaç dolunay önce, Koshireni kıyısında yanlarında kaldığım 1aileye sordum ilk kez. ''Yüzümün böyle olmasının sizin için 1önemi var mı?" En yaşlı Tasurinchi, "Önemli olan, insanların ne yaptıkları ve ne yapmadıklarıdır," diye karşılık verdi. Dedi ki: "Önemli olan, insanların yürümeleri, alınlarına yazılı olanı yerine getirmeleridir. Önemli olan, avcının avladığı hayvana, balıkçının tuttuğu balığa dokunmaması, tabulara saygı gösterilmesidir. İnsanların yürüyebilmeleri önemlidir; güneşin batmaması, dünyanın düzeninin bozulmaması, karanlığın
ve şeytanların geri gelmemesi için. Önemli olan budur. İnsanın yüzündeki lekenin ne önemi olabilir ki?" Bilgelik buydu işte...
Kendisi aile bakkalında çalışmak isteyip, müşteriler kaçıp ürkeceği düşüncesinden Hukuk Fakültesi ne gitmiştir ki babası onun Zaturas adını bakanlar kurulunda görmek ister