Müverrih Leon Cahun ve Muallim Barthold'a göre

Cengiz Han

Yusuf Akçura
Tahmini Okuma Süresi:
3 sa. 36 dk.
Sayfa Sayısı:
127
Basım Tarihi:
Ekim 2018
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
ISBN:
9786051556864
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

8/10
·127 syf.··
2020 23. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2020 10:02
Yusuf Akçura nın Cengizhan üzerine vermiş olduğu iki konferansın yazıya geçirilmiş halidir. Akçura günümüz yazar ve tarihçilerin aksine farklı bir Cengizhan bir profili çizmektedir. Cengizhan'a da anlatırken Leon Cahun ve Barthold'un çalışmalarını kaynak olarak göstermektedir. cengizhan'a bir de Akçura'nın gözünden okumanızı tavsiye ederim...
Tarih
Cengiz HanYusuf Akçura · Ötüken Neşriyat · 201872 okunma
Cengiz Han
8/10
·127 syf.··
2024 38. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2024 20:37
Eserde Türkler, Tatarlar ve Moğollar arasında köken birliği vurgulanıyor.Türkçülüğün fikir babalarından Yusuf AKÇURA nın Cengiz Han tasavvuru ile başlayan eser Müverrih Leon Cahun ve Muallim Barthold un Cengiz Han ın doğumundan başlayıp, kabileleri birleştirmesi, Timuçin in ne zaman ve nasıl Cengiz han olduğu,Cengiz han ın garb a taarruzunun nasıl basladığı ve sonuçlarını ,imparatorluğun yasalarını yapılanmasını ve cengiz han ın ölümüne kadar olan tarihi anlatıyor .
1K
Cengiz HanYusuf Akçura · Ötüken Neşriyat · 201872 okunma
Cengiz Han
Puan vermedi·127 syf.··
2022 41. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Kasım 2022 14:23
Yusuf Akçura'nın bu kitabı bana tarihe bakmada farklı bir bakış açısı kazandırdı, okuyan herkese kazandıracağından şüphe duymuyorum. Cengiz Han'ı saygıyla anardım, şimdi ise saygım daha da derinleşti diyebilirim. Kitabın konusuna gelecek olursak; Léon Cahun ve Barthold'un yazdıklarından alıntılar yaparak kendi düşüncelerini anlattığı konferansındaki konuşmasının kağıda dökülmüş halidir. Temuçin'in doğumundan başlayıp Cengiz Han'ın ölümüne kadar anlatmıştır. Beni en çok etkileyen kısımsa kan kardeşi Camuha'yla arasında geçen son konuşmaları oldu; Cengiz'in kan kardeşini öldürmek istememesi Camuha'nın ise affedilmeyi kendine yediremeyip idamını istemesi... Saygılarımla...
Yusuf Akçura
Cengiz HanYusuf Akçura · Ötüken Neşriyat · 201872 okunma
9/10
·127 syf.·
2020 56. kitabı
Yusuf Akçura'nın, Leon Cahun ve Barthol'un kaynak kitapları esas alınarak yapılan Cengiz Han konulu konferanslarının yazıya geçirilmiş halidir. Timuçin'in doğuşundan Cengiz oluşuna, tahta çıkışından ölüşüne bütün hayatını akıcı bir dille anlatmış. Fakat bu konferanslar - dolayısıyla kitap - aslında tarihi bir araştırma olarak yapılmadı. Turan'ı imkansız bulanlara cevap olarak daha önce Türk - Moğol birliğini kurmuş olan Cengiz'in örnek olması için hazırlanmıştır.
Tarih
Cengiz HanYusuf Akçura · Ötüken Neşriyat · 201872 okunma

Yazar Hakkında

Yusuf AkçuraYazar · 30 kitap
Yusuf Akçura veya Kazanlı Yusuf Akçura (Tatarca: Yosıf Aqçura), (2 Aralık 1876 - 11 Mart 1935), Türk yazar ve siyasetçi. Türkçülük akımının önde gelen temsilcilerinden olan Tatar Türkü yazar ve siyasetçi. Türk Tarih Kurumu'nun kurucu üyelerindendir. TBMM'de 2., 3. ve 4. dönem İstanbul milletvekili, 5. dönemde 1935'te Kars milletvekili olarak mecliste yer almıştır. 1904 yılında yayımladığı Üç Tarz-ı Siyâset adlı makalesi Türkçülük akımının manifestosu kabul edilir. Türkçülük akımının manifestosu olarak kabul edilen 32 sayfalık Üç Tarz-ı Siyâset makalesinde Akçura, Osmanlı İmparatorluğu'nun tekrar toparlanabilmesi için üç ana görüşün bulunduğunu (Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük) ve bunlar arasında en uygununun Türkçülük doktrini olduğunu savundu. Osmanlıcılığı artık uygulanamaz olarak değerlendirip reddetti. İslam'ın ise Türkçülükte karşılığı bulunmayan "kuvvetli teşkilât ve heyecan" sahibi olduğunu ifade edip, İslam'ın Hristiyanlık örneğinde olduğu gibi içinde milliyetlerin gelişmesine izin verecek şekilde değişmesi gerektiğini savundu. Türkçülüğün bir diğer kurucu babası olarak değerlendirilen Ziya Gökalp'ın devletçi milliyetçiliğinden farklı olarak, alt sınıfların entegre edilmesini ön gören sosyal içerikli, "burjuva" türü bir milliyetçilik tasarladı. 2 Aralık 1876 tarihinde Moskova'nın doğusundaki Ulyanovsk'ta (eski adıyla Simbir) dünyaya geldi. Kazan'a göç etmiş Kırım Türklerinden aristokrat bir ailenin mensubu idi. Babası çuha fabrikası sahibi fabrikatör Hasan Bey, annesi Yunusoğulları'ndan Bibi Kamer Banu Hanım idi. 2 yaşında iken babasını kaybetti.[kaynak belirtilmeli] Annesinin kaza geçirip yatılık olması üzerine 1883'te İstanbul'a göç ettiler.[2] Annesi, İstanbul'da Dağıstanlı Osman Bey ile evlendi. Osman Bey, Yusuf'un eğitimi ile yakından ilgilendi, onu asker olmaya teşvik etti. Kuleli Askeri Lisesi'nde öğrenim gördükten sonra 1895 yılında Harp Okulu'na girdi. Harbiye yıllarında Necip Asım Yazıksız'ın, Veled Çelebi'nin, Bursalı Tahir Bey'in Türkçülük fikrine ait yazıları ile İsmail Gaspıralı'nın Bahçesaray'da yayımlanan ve bir ara İstanbul'da da dağıtılan Tercüman Gazetesi Türkçülük fikirlerinin oluşmasını etkiledi. 1897 yılında Malumat Dergisi'nde yayımladığı "Şehabettin Hazret" adlı ilk makalesini Rusya Türkleri ile Osmanlı Türklerini tanıştırma amacıyla kaleme aldı. Okulun 2. sınıfında iken Türkçülük hareketlerine katılmaktan dolayı 45 gün ceza aldı. Erkân-ı Harbiye sınıfına ayrıldıktan sonra askeri mahkeme tarafından müebbet olarak Fizan'a sürgün edildi ve askerlikten uzaklaştırıldı. Fizan'a sürgün edilen diğer 83 kişi ile beraber 1899 yılında Trablusgarp'a ulaştı. Onları Fizan'a gönderecek yol parası bulunamadığından Trablusgarp'ta hapsedildiler. İttihat ve Terakki Partisi'nin girişimleri sonucu bir süre sonra şehir içinde serbest dolaşma izni aldı ve bazı resmi görevler aldı. Aynı yıl, kendisiyle birlikte sürgün edilmiş olan Ahmet Ferit Bey ile Fransa'ya kaçtı. Paris'te üç yıl Paris Siyasi Bilgiler Okulu'na devam etti. Türkçülük fikirleri yaşamının bu döneminde olgunlaştı. Okulda, Albert Sorel gibi ulus öğretisinin üzerinde ısrarla duran profesörlerden ders aldı. Eski bir Jön Türk olan Türk mülteci Dr. Şerafettin Mağmumi'nin telkinleri de onun görüşlerinde etkili oldu. "Osmanlı Devleti Kurumlarının Tarihi Üstüne Bir Deneme" adlı tezini vererek okuldan, üçüncülükle mezun oldu. 1903 yılında, İstanbul'a dönmesi yasak olduğu için amcasının yanına Kazan'a gitti ve dört yıl kaldı. Tarih, coğrafya, ve Osmanlı Türk Edebiyatı öğretmenliği yaptı. Ahmet Rıza'nın çıkardığı Şura-yı Ümmet ve Meşveret gazetelerinde adsız yazıları yayımlandı. Kazan’da iken yazdığı ve onu Türk siyasal hayatında meşhur eden Üç Tarz-ı Siyâset isimli dizi makalesi 1904 yılında Mısır (Kahire)’da yayımlanan “Türk” adlı gazetede çıktı. İstanbul'a geldiği 1908 yılına kadar Kazan'da siyasal ve kültürel faaliyetlerde bulundu. Türkçülük fikrini yaymak üzere "Kazan Muhbiri" adlı bir gazete çıkardı. Gaspıralı İsmail Bey, Alimerdan Bey, Abdürreşit Kadı İbrahimof gibi Türkçülerle birlikte 1905 yılında "Rusya Müslümanları İttifakı" adında bir parti kurdu. Kuzey Türkleri bu parti sayesinde ilk kez Rus meclisi Duma'ya temsilci gönderdi. Akçura, seçimler bitene kadar hapiste tutulmuştu. 1907 yılında Rusya'da meclis dağıtılmış, kanunlar Rus olmayanlar aleyhine değişmişti. Bu gelişmelere karşı yayın yapan Akçura tutuklanmak için arandığı sırada Osmanlı Devleti'nde II. Meşrutiyet'in ilan edildiğini öğrendi. Bunun üzerine işlerini tasfiye edip 1908 yılının Ekim ayında İstanbul'a gitti. İstanbul'a geldikten sonra Darülfünun'da ve Mülkiye Mektebi'nde tarih dersleri verdi. Bütün ısrarlara rağmen İttihat ve Terakki Partisi'ne girmedi. 25 Aralık 1908 tarihinde İstanbul’da, Ahmet Mithat, Emrullah Efendi, Necip Asım, Bursalı Fuat Raif, Feylesof Rıza Teyfik ve Ahmet Ferit ile birlikte Türk Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı. Türk milliyetçilik esasına dayalı ilk dernek olan Türk Derneği'nin ömrü kısa oldu, yerine 18 Ağustos 1911 tarihinde Türk Yurdu Derneği kuruldu. Mehmet Emin, Ahmet Hikmet, Ağaoğlu Ahmet, Hüseyinzade Ali Bey, Akil Muhtar ile birlikte kurucular arasında yer aldı ve derneğin yayın organı olan Türk Yurdu Dergisi'ni 17 yıl boyunca idare etti. 1912 yılında kurulan Türk Ocağı’nın kuruluşunda da etkin rol aldı. Rusya'daki Türklerin haklarını korumak için 1916 yılında Rusya Mahkûmu Müslüman Türk-Tatarların Hukukunu Müdafaa Cemiyeti'ni kurdu. Çeşitli Avrupa ülkelerinde Rusya'daki Türklerin haklarını dile getiren konferanslar verdi. 1918 yılında Rusya’daki Türk esirleri kurtarmak için Hilâl-i Ahmer Cemiyeti (Kızılay) temsilcisi olarak Rusya'ya gitti ve bir yıl kaldı. 1919 yılında yurda döndüğünde arkadaşı Ahmet Ferit'in kurduğu siyasi bir parti olan Millî Türk Fırkası'na katıldı. Aynı yılın sonunda İngilizler tarafından tutuklandı. 1920 yılında hapisten çıkınca Ahmet Ferit Bey'in eşi Müfide Ferit'in kız kardeşi Selma Hanım ile evlendi ve Millî Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu’ya geçti. Hariciye Vekâleti'nde Genel Müdür olarak görev yaptı. 1923 yılında İstanbul mebusu seçilerek meclise girdi. Kurtuluş Savaşı sonrası TBMM adına İstanbul'u İtilaf Devletleri temsilcilerinden teslim aldı. 1925 yılında Ankara Hukuk Mektebi'nde siyasi tarih dersleri vermeye başladı. Mustafa Kemal'in kültür ve siyaset danışmanı olarak çalışmaktaydı. 1931 yılında Mustafa Kemal tarafından Türk Tarih Kurumu'nun kuruluşunda görevlendirildi ve ertesi yıl kurumun başına getirildi. Birinci Türk Tarih Kongresi'ni yönetti. 1933 yılındaki üniversite reformundan sonra İstanbul Üniversitesi'nde siyasi tarih profesörü oldu. Kars milletvekili iken 11 Mart 1935 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucunda İstanbul'da öldü. Edirnekapı Şehitliği’ne defnedildi.