İSKENDERİYE DÖRTLÜSÜ
Okuduğum kitaplar arasında inceleme yapamıyacağım, yapsamda anlatılanın kapsamını kapsam içine alamıyacağımı düşünerek incelemeden kaçınacağım kitap hangisidir diye sorulsa cevabım İskenderiye Dörtlüsü olurdu.
Bu incelemeyi neden yapıyorum o zaman, yapıyorum çünkü kitap hakkında; konuyu tarif etmek bakımından değil ama kitabı iştahlandırıcı(serinin tümünü kapsayacak şekilde ) bir değerlendirme ya da tavsiye olmadığından dolayı.
Niyetim sayfanızın akışında incelemenin görünür olması değil, kitabı okumaya talip olabilecek kişiyi iştahlandırmak ve kişiye iyi bir kitap okuyacağına dair güvence verebileceğim kadar güvence vermek.
Kitabı daha bitirmeden, daha başlarında kendi kendime dedimki böyle bir kitap nasıl bu kadar az bilinir, nasıl özellikle oku oku mutlaka diye tavsiye ettiğimiz kitaplar arasında olmaz diye düşündüm. Ben kimsenin tavsiyesi olmaksızın, sırf seri bir kitap okuycam diye bir arayışla, piyangodan çekercesine, neredeyse tesadüfen okuduğum bir kitap oldu. Ne kadar tesadüfle karar versemde okumaya, yinede kitabın değerine dair incelemelere bakma gereği duydum. Eğer kötü yorumlar varsa ve sayısı fazlaysa okumaktan vazgeçecektim. Neyseki kötü yorumlar yoktu ve nasıl bir kitapla karşılaşacağımı tam olarak bilmeden okumaya başladım. Ve hayran kaldım kitaba ve yazara. İnanılmaz bir kitaptı. Gerek ele aldığı konular açısından,gerek konuları ele alış biçimi açısından.
Kitaba hayranlık duymama yol açan konulara değinmek istiyorum incelemenin kalan bölümünde.
Serinin başlangıç safhasında hikayenin anlatıcısı; bugün artık her şeyin sebebinin ben olmadığımı, bütün olanlara bu şehrin sebep olduğunu artık biliyorum mealinde bir değerlendirme yaparak başlıyordu hikayeye.
İşte kitabın şifresini oluşturan cümleler bunlardı. Bu şifrenin benim