Lawrence Durrell ve İskenderiye Dörtlüsü. Farklı insanlarla farklı zamanlarda okunması gerekiyor sanki. Bir de Avingnon Beşlisi var ama ben daha Fransa’ya uzanamadım Mısır’dan. Justine’e de 2066’ya başlamak için girmiştim zaten ama o da olmadı zaten daha. Neyse biz İskenderiye’deyiz şimdi ve başlıyoruz bu - puzzle gibi birbirini tamamlayan - quartet’a.
Evet, neymiş bu Justine, kimmiş bu Durrell diye başlayacağınız bu kitapta kendinizi acayip bir rüyanın içinde buluyorsunuz hemen. Sarı, sıcak, tozlu, nemli, ama arkadan bağırıyor kentin şairi Konstantin Kavafis; bu şehir arkandan gelecek diye-
youtube.com/watch?v=FdGcIXc...
Nereye giderseniz gidin kurtulamıyorsunuz İskenderiye’den ve bu kitaptan. Justine (kitap ve kadın) öylesine çekiyor ki sizi kendisine –benim gibi- aylar/yıllarca bıraksanız da bir yerde kalıyor, dönüyorsunuz ona tekrar. Hatta diğer kitapları okuyup tamamladığınızda bile Justine’in o ilk kitaptaki kollarına dönmek istiyorsunuz belki.
Neyse biraz teoriye döneyim – nicelik de var tabii. Dört kitap var totalde. Değişik tekniklerle yazılmış olduğu iddia edilse de bu dörtlünün tamamı, isimsiz bir İngiliz yazarın dilinden yazılan ilk kitap diğerlerinden daha farklı biraz. Zaten asıl bu kitapta tanıyorsunuz Durrell’i. Gerçekten sanat eseri diyebileceğim az sayıda kitaptan biri. Belki Herman Broch gibi bir parça. Aşırı etkileyici yerler var alıntılarda da fark edebileceğiniz.
İkinci kitap (Balthazar) biraz farkına varma içerikli, biraz da öne çıkardığı Pursewarden karakteri ile yazarın “ bende aslında neler var da, işte imkanlar dahilinde bir şeyler yapmaya çalışıyoruz” demeye çalıştığı bir toparlama kitabı. İlk kitaptaki idealize edilmiş karakterler – özellikle Justine- biraz daha gerçekçi bir şekilde çıkıyor önümüze Balthazar’da.
Merhaba Clea yı da okuyup serinin son kitabını da bitirmiş bulunmaktayım .
Serinin son kitabın ilk üç kitapta anlatılanlar olaylar ve yaratılan Kişiler bu kitapta daha bir bütünlük kazanıyor .
Okumak isteyenlere tavsiye ederim. Ama bol sabır dilerim
Bu kısa incelemeyi. Kitaptan bir sözle bitirmek istiyorum.
Tarih her şeyi onaylıyor, her şeyi bağışlıyor, bizim kendimizin bağışlamadığı şeyleri bile.
Keyifli okumalar.

CleaLawrence Durrell · Can Yayınları · 201616 okunma
İSKENDERİYE DÖRTLÜSÜ
Okuduğum kitaplar arasında inceleme yapamıyacağım, yapsamda anlatılanın kapsamını kapsam içine alamıyacağımı düşünerek incelemeden kaçınacağım kitap hangisidir diye sorulsa cevabım İskenderiye Dörtlüsü olurdu.
Bu incelemeyi neden yapıyorum o zaman, yapıyorum çünkü kitap hakkında; konuyu tarif etmek bakımından değil ama kitabı iştahlandırıcı(serinin tümünü kapsayacak şekilde ) bir değerlendirme ya da tavsiye olmadığından dolayı.
Niyetim sayfanızın akışında incelemenin görünür olması değil, kitabı okumaya talip olabilecek kişiyi iştahlandırmak ve kişiye iyi bir kitap okuyacağına dair güvence verebileceğim kadar güvence vermek.
Kitabı daha bitirmeden, daha başlarında kendi kendime dedimki böyle bir kitap nasıl bu kadar az bilinir, nasıl özellikle oku oku mutlaka diye tavsiye ettiğimiz kitaplar arasında olmaz diye düşündüm. Ben kimsenin tavsiyesi olmaksızın, sırf seri bir kitap okuycam diye bir arayışla, piyangodan çekercesine, neredeyse tesadüfen okuduğum bir kitap oldu. Ne kadar tesadüfle karar versemde okumaya, yinede kitabın değerine dair incelemelere bakma gereği duydum. Eğer kötü yorumlar varsa ve sayısı fazlaysa okumaktan vazgeçecektim. Neyseki kötü yorumlar yoktu ve nasıl bir kitapla karşılaşacağımı tam olarak bilmeden okumaya başladım. Ve hayran kaldım kitaba ve yazara. İnanılmaz bir kitaptı. Gerek ele aldığı konular açısından,gerek konuları ele alış biçimi açısından.
Kitaba hayranlık duymama yol açan konulara değinmek istiyorum incelemenin kalan bölümünde.
Serinin başlangıç safhasında hikayenin anlatıcısı; bugün artık her şeyin sebebinin ben olmadığımı, bütün olanlara bu şehrin sebep olduğunu artık biliyorum mealinde bir değerlendirme yaparak başlıyordu hikayeye.
İşte kitabın şifresini oluşturan cümleler bunlardı. Bu şifrenin benim
İskenderiye Dörtlüsü’nün son kitabını da bitirdim. Hepsini tamamlamadan bir inceleme yazmak istemedim. Can yayınlarının uzun bir aradan sonra yeniden bastığı bu dev eserin dört kitabında da kahramanların adlarını JustineBalthazarMountoliveClea görüyoruz kapakta fakat sadece -yahut ağırlıklı olarak- o kahramanı anlatan veya onun ağzından yazılmış oldukları için değil. Ve yazarın yarattığı unutulmaz karakterler bunlardan ibaret de değil. Kahramanların adlarını kitaba vermek, romanın karakter yaratma amaçlı olduğunu yansıtagelmiştir. Fakat bu dörtlemenin, yazarın deyimiyle “ana baba bir” bu romanların bir coğrafya adıyla bir çatı altında toplanması onlara karakterleri aşan bir kimlik yükler.
Birbirinin devamı, nehir roman şeklinde yazılmamıştır kitaplar. Darley adlı yazar kahramanın bakış açısı ile okuduğumuz ilk roman Justine ‘den sonra diğer kahramanların devreye girmesiyle olayların bakış açısına göre ne kadar çok değişiklik gösterebileceğini okuyucuyu şaşırtmayı başararak gösteriyor. Sanırım daha önce hiçbir romanda karşıma çıkmayan bir teknik bu. Bir yandan savaş bir yandan bürokrasi ve tabii olmazsa olmaz aşk…
Ben son iki kitabı daha çok sevdim, çünkü beni daga çok içine alan ve zamansal kırılmaların kafa karışıklığına neden olmadığı kitaplardı. İlk iki kitabı daga deneysel buldum. Ama farklı bir şeyle karşılaştığımın farkındaydım ve heyecanım hep diri kaldı. Bunu yaşatmayı başaran çok az eserle karşılaşabiliyorum artık.
CleaLawrence Durrell · Can Yayınları · 201616 okunma
Clea ile İskenderiye manzarasına, artık arkadaşımız sayılabilecek karakterlerin değişen yaşamlarına son bir bakış atıyoruz. Bir kapanış yapılıyor tamam ama diğer kitaplara kıyasla hikayesi biraz zayıf kalmış bence. Yine de -serinin geneline bakarsak- okunması keyif veren bir yolculuktu. =)
CleaLawrence Durrell · Can Yayınları · 201616 okunma
İskenderiye Dörtlüsü'nün son cildi olan Clea'da anlatıcı Darley'dir.Savaşın son yılında Darley İskenderiye'ye, Melissa'nın Nessim'den olan kızıyla döner.Eski dostlarının yaşamları kökten değişmiştir.Hosnanilerin giriştikleri eylemler başarısızlıkla sonuçlanırken, mal varlıklarını da yitirmişlerdir.O görkemli günler geride kalmıştır.Nessim ambulans şoförlüğü yaparken, Justin, Karm Ebu Girg'de ev hapsinde tutulmaktadır.
Bu cilde adını veren Clea: Pursewarden, Pursewarden'ın kız kardeşi Liza, Mountolive hakkındaki karanlık noktaları ortaya çıkaran kişidir.
Capodistra'nın ölmediğini de öğreniriz dördüncü kitapta.
Tüm olayların, sonuca bağlandığını görürüz.
Dörtlemeyi yıllar sonra tekrar okudum.Aklımda neredeyse hiçbir şeyin kalmaması çok ilginç.
CleaLawrence Durrell · Can Yayınları · 201616 okunma
Clea, Durrell'in " çağdaş sevgi'yi " irdelemek üzere kaleme aldığı, 20.yüzyılın en görkemli başyapıtlarından biri olan Iskenderiye Dörtlüsü'nun dördüncü ve son cildi.
Bir veda. Ama her şeyin derli toplu olmadığı evet bir şeylerin rafa kaldırılabilecek şekilde katlandığı ama tam da öyle olmadığı bir son kitaptı. İçime sindire sindire okudum dördünü de. Hoşçakalın.
İskenderiye dörtlüsünun son kitabı,
Lawrence Durrel
İskenderiye Dörtlüsü
Clea
Uzun soluklu,bir dönem filmi gibiydi.Karakterler öyle bir değişime ugruyor ki,Mısır ve yabancı Ülkelerin amaçları için nasıl aksiyon aldıklarını Clea,Nessim,Justine, Monuntolive ve tabii ki pursewarden ve pombal ve bize bu hikayeyi anlatan yazar Darwey uzeinden görüyoruz. Üçüncü ciltten itibaren konu daha bir oturuyor.Savas,kaos,ülkeyi toparlayamamak, edilgen davranışlar varken,Avrupai sanki mısır dan tamamen ayriymis gibi olan İskenderiye ye tekrardan dönen Darwey bu sefer Clea (ressam) ile yakınlaşıyor.Arada geçen zaman da nelerin değiştiğini yakından Clea ile uzaktan mesafeli ise Darwey den ogreniyoruz. Pursewarden nin öldükten sonra bıraktığı bir sürü mektup kız kardeşi tarafından kitaplaştırıldı bu sebeple Darwey le görüşmesi,abisinin eski esi ve onun sevgilisinin yayıncı nin ne yapacaklarını öğrenmesi bu arada abi kardeş arasındaki farklı enses ilişki çok carpiciydi.Fakat daha da çarpıcı bu mektuplardan Pursewarden tüm kişilikleri öyle analiz etmiş ki mektuplardan kitap sanki yeniden yazılmış gibi.onun iyi bir yazar,edebiyatçı olarak edebiyatının fonksiyonlarınin toplumdaki yerinin öncü mu olanın mi durumunu oncelleyen çok temel ama büyük konuya da dikkat çekiyor.Edebiyati neyin üstune koyuyor ya da neyin altından yürütüyor,onun İskenderiye deki elçilik görevleri,Nessim in ve kardeşinin filistinlere silah temini yahudi Filistin sorunsallarindaki Fransız İtalya İngiliz kaynayan bir yerde yanılgısı ve bedelini ödemesi serinin en can alıcı yeriydi.Daha can alıcı bir çok bölüm var.Kesinlikle tavsiyemdir ama kış okumalarıniza katarsanız daha iyi olur,zira yazın rehavetiyle daha bir agirlasabilir.
# ne okuyorum #okuyorum #yazokumaları #temmuzokumaları #temmuzbitti #okumakgüzeldir
Son okuma ile tüm dörtlünün toptan bir, hem okuma deneyimi hem de genel izlenimlerimi paylaşacağım ve bunu sizi sıkmadan yapmaya gayret edeceğim.
Justine
Serinin en anlaşılmaz, en ısınma turu olmasına rağmen zorlayıcı öte yandan beni en çok etkileyen ve en çok vurulduğum kitabı. Öykünün zamansızlığına giriş yapıyorsunuz ki bu biraz zor oluyor ama öyle bir tasvir ve kelime kullanımı var ki…bence saf bir edebiyat şöleniydi. Sıradışılığının imzasıydı da diyebilirim.
Balthazar
Aşka meşke girdiğimiz ve Justine’in devamı olan kitap diyebilirim. Olay örgüsü kopmuyor ama baştaki edebi şölenden ziyade burada daha ayakları yere basan ve ilk uçuşun tadının damağınızda kalacağı, aslında bildiğimiz alıştığımız normalleş yakın öyküye başladığı ve şöleni sıradan ziyafete çevirdiği aşama.
Mountolive
Ve kitabın başında Leyla ve aşkı. Ah o Justine betimlemelerini mumla aratacak tasvir zenginliğinin esamesi yok…bataklıkta başlayan aşk…neyse cümlenin devamı ağır spoiler olacak uçuk kaçık final.
Hani burada zaman örgüsü yok ama zamansızlığın sihirli de yok çünkü bazı gelişmeler ‘zamansız’ falan değil gayet sıralı ve tahmin edilebilir bir geçmiş diliminin içinden geliyor. Bu kitap beni korkuttu. Yazarın da çekinerek iyice norma oturup, sıradan akşam yemeğine döndü mevzu.
Clea
Burada artık devreye zaman, akış ve gelişme giriyor…öncesinde böyle bir örgü yoktu. Hem Justine’deki müthiş edebiyat, hem kurgunun dönüşü (olumlu olarak) hem de güzel bağlantılar ile soluk kesici demesek bile tüm seriye yakışan final.
Ve ezcümle;
-Çağdaş sevgi tanımı falan geçiyor arka kapakta; değil çağdaş sevgi belki romantizmin dorukları olabilir. Ama ne anlattığı belli olmayan şu çağdaş sevgi kavramı…çıkartırsınız ama tartışmalıdır.
-Yazarda öyle bir yetenek var ki, iplerinden boşaldığında eşi benzeri
Lawrence George Durrell (d. 27 Şubat 1912 - ö. 7 Kasım 1990) Britanyalı romancı, şair, oyun yazarıdır. Kendisini Britanyalı olarak görmemiştir. Ölümünden sonra Britanya vatandaşı olmadığı ortaya çıkmıştır. En bilinen çalışması İskenderiye Dörtlüsü'dür.
27 Şubat 1912 tarihinde Hindistan'da doğdu. Öğrenimi için on iki yaşında İngiltere'ye gitti. Londra'da çeşitli işlerde çalıştıktan sonra, Yunanistan'da Korfu adasına yerleşti. İkinci Dünya Savaşı sırasında ve savaştan sonraki yıllarda Rodos, İskenderiye, Kıbrıs gibi Akdeniz ülkelerinde yaşadı.
Şiirleri, romanları bu yerlerin yankıları ile doludur. "Justine" adlı romanının yayınlandığı 1957 yılına değin az tanınan bir ozan iken "Justine", "Balthazar", "Mauntoliv", "Clea" adlı roman dizisinden sonra günümüzün en çok okunan ve sözü edilen yazarlarından biri oldu.