"Allahım ben ne okudum böyle!" Dediğim bir kitap oldu. Bu kadar etkileneceğimi ve Yusuf gibi bir hali ruhaniyede olacağımı düşünmemiştim. Kitap çok güzeldi. Rüya içinde rüya ...
Kitabın dili oldukça sade ve akıcı bir kitap. Bir çırpıda okunan ve biten kitaplardan. Ama anlam derinliği o kadar fazla ki, hazmetmek biraz zaman alabilir...
Konusu, imam olarak kendi köyünde göreve başlayacak olan Yusuf'un, köyde yaşadığı ya da yaşayacağı olayları anlatmis. Kalbindeki kibir, fitne ve mevki makam düşkünlüğünden kaynaklı nefsine yenik düşmesini...
Kitap çok etkileyiciydi, iyi ki okumuşum diyorum... Okumak isteyip tereddüt edenler kesinlikle etmesin hemen başlasın
Kim bilir? Belki esrarlı bir zaman diliminde, hiç beklemediğiniz bir anda, sizinde karşınıza sırlarla dolu bir derviş çıkar ve şuurunuzdaki zaman ve mekan mefhumunu altüst ediverir.
Bir solukta okuyacağını düşündüğümüz bu romanda, bitti dediğiniz yolun/hadisenin aslında yeni bir başlangıçta vesile olduğunu farkedersiniz.
Her insan bir yolcu; her hayat, uzun bir yolculuktur aslında...
"Bu dünya hayatı rüya gibi bir anda gelip geçecek!..."
Doğru dedi Yusuf. Bir idrak edebilsek...
Farklı bir romandı. Hem bir çok şey öğretti bazen güldürdü ve bazen de ağlattı.
Başlarında çok korktuğumu itiraf edeyim. Bazı sayfalarda gerçekten insanın kafasına kafasına vurdu.
"Her on sayfada bir şaşıracaksın" demişti arkadaşım. Doğru söylemiş.
Herkes okumalı...
Bu kitabı okumayan kalmamalı diyorum.
Belki bu yolculukta bir vesile olur. Bilemeyiz...
Şu kısacık gördüğümüz sözü idrak etmemiz için yazılmış bir kitap sanki. Bir romandan daha öte bende bu kitap... Rüyalardan evet tamam şuan gerçek hayata döndü dediğim an başka bir rüya aleminde buldum karakteri. Bu rüyalarla yani soyut kavramla aslında yalan dünyanın ahiret gerçekliğini algılamamıza yardımcı oluyor. İnsanın belli başlı nefsi hastalıklarını görmemizi sağlıyor. (Kibir, haset, kin, riya, şehvet...vb.) Dini yönde tek başımıza istikrarlı ve istikamet üzere şu dünyada nefis karışmadan ilerlemek çok zordur. Bunu ister kabul edelim ister etmeyelim bu böyledir. Burada işte tasavvuf devreye giriyor. Yani Kur'an ve Sünneti iyi şekilde hayata geçirmeye gayret eden Allah dostlarının yolu, kapısı... Evet kitap tam olarak bunu anlatıyor, Mürşid-i Kâmilin gerekliliği ve onların faydasının bizlere ne kadar çok olduğu. Herkesin gönlünün muhabbet yönünü doldurmaya çalıştığı açık ve kesindir. Ve bunu hep biriyle doldurmaya çalışmamız da cabası.. Bu yönü, Allah'a bağlılığı, muhabbeti üst düzeyde yaşayacağımız birine bağlamak hem şu dünyada hemde ahirette rahat bir hayat süreceğimiz ise açıktır. Arkadaşlar bazı şeylerin gönlümüze sevgisini çok çabuk koyarken çok çabuk da çıkarıyoruz. Bâki olanın sevgisini hissetmek, yaşamak kime zarar vermiş ki ve kim o sevgiyi, muhabbeti gönlünde hissettiği an çıkarmak istemiş? Hiç kimse... Allah'a ulaştıran hâkiki vesilelere sımsıkı sarılın...
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sâdıklarla beraber olun.” (Tevbe suresi/119.ayet)
"Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve O’na yaklaşmaya vesile arayın.” (Mâide suresi/35.ayet)
Ve duamdır ki hepinize Rabbim sevdiği kullarından ne bu hayatta ne de öteki hayatta ayırmasın inşaallah..
Hepimiz kuyudayız Yusuf a.s. misali...
Kendimizin kör, karanlık, ışık görmemiş kuyusunda. Güneş bazen doğacak gibi olur lâkin kuyumuzun tepesine akis eder yalnızca... Kimimiz karanlıklar içinde gün ışığını görmekten rahatsız olurken, berikimiz o ışığa hasret; aman bir lahza temas etse mahzun gönlüme, der bekler durur... Kuyudan çıkmaya mecali yoktur kimsenin. Kuyunun dışında nasıl bir hayat süregeliyordur haberi yok hiç kimsenin...
Romandaki kahramanımızın adı: Yusuf. Ancak hasta, sağlıklı bir imaj çizmesine inat kalben çok hasta... Ağacı ağaç, taşı taş görmeye mahkum iken kalbinde kalan son merhamet kırıntılarından bir iyilik yapar muhtaç bir kimseye... Farkında değildir amma kuyudan çıkışının biletini kesmiştir elinde kalan son parayla... O yüzdendir ki hiç bir iyiliği küçük görmemek gerek, der büyüklerimiz.
Yusuf için artık hikaye başlamıştır. Kendisini boğan, sıkan, aydınlıkları örten o dehşetengiz sert ve karanlık duvarlar kalkacak, gözlerinin önündeki perdeler bir bir çekilecek ve hakikat müşahede edilecektir. Ancak tüm bunların olabilmesi için bir rehbere ihtiyaç vardır, kuyudan çıkaracak bir ele...
Ve O gelir: DERVİŞ. Gaflet uyku gibidir derler, seni uyandırmaya kalkan birine ilk tepkin kızgınlıktır, nefrettir. Yusuf da öyle yapar çünkü gaflet meyinin sarhoşudur şimdilik...
Derviş, bir gün bir reçeteyle karşısına çıkar. Ona yüklü bir dünya sermayesi kazanmanın yolunu gösterir. Yusuf, arkadaşıyla beraber çizilen yolu ardı sıra yürümeye başlar.
Talep bellidir. Ancak yol hiç beklenmedik birilerine çıkar: Erenlere... Dünyalık menfaat için (!) terbiyeyi nefs yoluna girer... Ancak hesap etmediği bir şeyler vardır. Kendi kalbi... Aklın yerini gittikçe kalp alır, hazlara ise çekilir mahdut...Nefs kulluğundan çıkılır Allah'a kul olunur ve yıkılır birer birer kalpte
Biraz tefekkür biraz hüzün bazan komik.. Sürükleyici bir kitap. Can sıkıntisini gidermek için okunulacagi gibi hayatına ibret nazarıyla bakmaya vesile olacak bir kitap.
Bazı yazarlar size yaşamlarınızdaki eksikleri, yaşarken gözden kaçırdıklarınızı, yürüdüğünüz yoldan çıktığınızı göstermeyi dert edinmişler … Ve bunları çok güzel ifade edebilen yazarların elinde şekillenip bizlere, kendimize gelmemiz için kitap haline getirilmiş. Okumam için ısrar eden arkadaşım vasıtasıyla tanıştığım bu kitaptan alabildiğim dersleri alarak bitirmiş olup size de tavsiye ediyorum. İyi okumalar…
Çok sevdiğim bir Ağabeyim bana okumam için vermişti iyi ki vermiş. Öyle güzel kaleme almış ki okurken bitmesin diye Duâ ediyordum. Herkesin okumasını tavsiye ederim. Okuma vesile olan Ağabeyimden Rabbim razı olsun inşaallah. İyi ki Kütüphanemdesin
Serdar ÜstündağDerviş
Derviş romanı insanı oturduğu koltuktan alıp maddi manevi gönlünde yer eden tüm hırsların tek tek peşine düşürüp sonra yorgun ayaklarla asıl hazinenin hiçlikte ve her insanın kendi benliğinde saklı olduğunu okurların ruhuna yudum yudum içiren bir roman.
Selamün aleyküm..
Bir roman. Bir tasavvuf romanı.
Baş karakterimiz Yusuf'un tayyi zaman ve tayyi mekan üzerinden anlatılan hikayesi.
Beni en çok etkilen kısım ölümün kısa da olsa vurgulandığı bölümdü. Ve hatta kısa sürede saçları ağartan durumu da buna ekleyebiliriz.
Etkileyici mi? Bence çok değil. Daha az sayfa ile de anlatılabilirdi diye düşünüyorum. Zira fazla fazla parantezler açılıyor öze varabilmek için lakin parantezler seri bir şekilde sıkıştırılarak kapatılıyor. Sadece bu biraz soru işareti bırakıyor zihinde.
Anlatımı gayet açık net, cümleler sade ve anlatılan kısa anekdotlar etkileyici. Yalnızca kısa öykü şeklinde anlatılmamış olması zamanı kısıtlı olanları sıkabilir. Daha yavaş yavaş merak ederek öğreneyim diyenler okuyabilir. Yaşı 12-15 arası olanlar için de güzel bir eser..
Teşekkür ederim..