Fatih Yaşlı, uzun süredir Sol Haber’deki yazılarıyla takip ettiğim; akademik üretimini de yakından bildiğim bir isim. Bu kitabında oldukça ilginç ve Türkiye siyasi kültürü açısından önemli bir meseleye odaklanıyor: Türkiye’de sağcı edebiyat çevrelerinin solculara, sosyalistlere ve komünistlere yönelik tarihsel bakışının nasıl kurulduğu.
Kitabın ilk bölümlerinde Necip Fazıl, Nihal Atsız ve Peyami Safa gibi hem edebiyatçı hem de ideolojik figürlerin; Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Hasan Âli Yücel gibi isimlerle girdikleri polemiklere, köşe yazılarına ve hukuki süreçlere yer veriliyor. Yaşlı, bu tartışmaları geniş alıntılarla sunarak sağın sol karşıtı dilinin nasıl şekillendiğini gösteriyor. Bu dilde solcular çoğu zaman “Sovyet uşağı”, “vatansız”, “Türk kanı taşımayan” gibi ifadelerle şeytanlaştırılıyor ve ulusal kimliğin dışına itilerek kriminalize ediliyor.
Kitabın ilerleyen bölümlerinde ise Tarık Buğra, Emine Işınsu, Adnan İslamoğulları, Misli Baydoğan, Adnan Şenel ve İskender Pala gibi yazarların romanlarında anti-komünizmin nasıl işlendiği analiz ediliyor. Bu eserlerde komünistler genellikle psikolojik sorunları olan, burjuva ailelerden gelen, travmalarının etkisiyle “yanlış yola sapmış”, şiddeti önceleyen, yabancı örgütlerin maşası haline gelmiş karakterler olarak resmediliyor. Kadın devrimcilerin “paylaşıldığı”, komünistlerin “gücün peşinde koştuğu”, devletin ise aslında gizliden gizliye solcuları koruduğu gibi fantastik ve gerçekle bağdaşmayan anlatı kalıpları dikkat çekiyor. Buna karşılık ülkücüler daima “milli olanı temsil eden”, şiddete başvurmayan (veya başvuruyorsa bunun sorumluluğunu solculara yükleyen), vatan ve millet için mücadele eden idealize figürler olarak sunuluyor. Ülkücünün elinde silah değil “kalem” vardır; bu söylemle kültürel bir