Bir prensin ahlaki uyanışını, ruhunun dirilişini, toplumsal eşitsizliğin farkına varışının hikâyesi...
Baş karakterimiz Prens Nehlüdov tatil için gittiği halalarının yanında kalırken, evin hizmetçisi Maslova'ya aşık olur ve onunla bir gece geçirir. Ama onun geçirdiği bir gece hem Maslova'nın tüm hayatına, hem de Nehlüdov'un yıllar sonra onunla tekrar karşılaşmasıyla vicdan azabı çekmesine yol açar. Bu olaydan sonra Maslova çok zorluklar çeker, çalıştığı evden kovulur ve kötü yola düşüp fahişe olur...
Bir gün Maslova bir olaydan dolayı yargılanmak üzere mahkemeye çıkar ve mahkeme de jüri olan Nehlüdov ile karşı karşıya gelir. Ve o günden sonra Nehlüdov için vicdan azabı, acıma ve suçluluk duygusu ön plana çıkar, gelgitli düşünceleri peşini bırakmaz ve kendine yeni bir yol çizmeye karar verir. Tek isteği Maslova'nın suçsuzluğunu ispatlamak ve ona olan acıma duygusundan dolayı, onu bundan sonraki yaşamında yalnız bırakmayıp onunla evlenmektir. Nehlüdov bu amaç doğrultusunda hareket ederken gördüğü durumlar onu dönemin Rusya'sının yozlaşmış adaletsizlikleriyle, eşitsizlikleriyle, güçlünün hep güçlü ve haklı olduğu, paranın olduğu yerde adaletin olduğunu, paran yoksa suçsuz da olsan suçlu olduğunu, hâkim ve savcıların bile kendi çıkarları doğrultusunda hareket edip yargı dağıttığı bir toplumla karşıya karşıya gelir. Kısacası paran varsa adaleti satın alabilirsin! diyor Tolstoy ve ekliyor insanların oluşturduğu bir kurumun kusursuz olması beklenemez. (Sayfa,457) Ee böyle bir kurumdan adalet de beklenemez. Her ne kadar Tolstoy yüz küsur yıl önceki Rusya'nın kokuşmuş, çürümüş hukuk ve ekonomik sistemine isyan edip, eleştirel bakış açısıyla bakıp yerden yere vuruyor olsa da günümüzde de hâlâ benzeri durumları yaşıyor oluşumuz acınası bir durum.
**Ee anlatın bakalım