Büyük umutlarla aldığım ve okumaya başladığım kitabı sonunda bitirebildim.
Kitap önce bir yetiştirme yurdundaki olayla ardından uzun yıllar sonra 2015’te 30’larındaki Elisa’nın evine giren kişinin onu çocuğu yatağın altındayken vahşice katletmesiyle başlıyor. Gerçekten çok ilginç bir yöntemle öldürülüyor ve küçük kız tüm bunlara yatağın altından şahit oluyor. Ardından buna benzer bir cinayet daha oluyor. Bu kurban da çok değişik bir şekilde öldürülüyor. Öldürülmeden önce katil tarafından olasılık hesaplaması yapıyor.
Bu alışılmışın dışında cinayetleri maalesef yazar düzgün değerlendirememiş. Öldürme şekillerinin kurbana nasıl bir zarar verdiğini otopside anlatması gerekirdi. Onun yerine sayfalarca polisin otopsi öncesi kokudan nasıl rahatsız olduğu anlatılmış. Bu tür çok fazla gereksiz yerlere değinildi. Radyodan gelen gizemli sayıları da çok sıkıcı bir şekilde anlatmış. Çoğu sayfanın %40’ı gereksiz detay. Bunları çıkarsak kitap ortalama 250 sayfa daha kısa olurdu. Kitabı da sadece katilin kim olduğunu ve insanları neden öldürdüğünü merak ettiğim için bitirdim. Sonu çok saçmaydı ve tatmin etmedi daha mantıklı bir sebep sunulabilirdi. Birilerini öldürmeye karar verdin ve gerçekten “vay be” denilebilecek kadar ilginç yöntemlerle öldürüyorsun da bari elle tutulur bir sebebin olsun. Anlatım yönünden de akıcı bir kitap değildi. Dar merdivenli apartmanın 30.katına buzdolabı taşımış gibi yordu kitap beni. Son 100 sayfaya kadar katili yakalamak için doğru düzgün hiçbir şey yapmadılar. Güzelim konu harcanmış. Hayal kırıklığı :( Şahsi fikrim bu kitabı okumak için harcadığınız zamanı ve parayı daha güzel kitaplara verebilirsiniz. Önermiyorum
İzlanda polisiyesinin kraliçesi olarak anılan Yrsa Sigurdardottir, Dna romanıyla okuyucusunu Reykjavík'in soğuk ve kasvetli atmosferine çekerek, gerilim yüklü ve şaşırtıcı bir hikâyeye davet ediyor.
Dna, sadece bir cinayet soruşturmasından ibaret olmayıp, insan doğasının en karanlık dehlizlerine inen, toplumsal travmaların kuşaklar boyu süren etkilerini sorgulayan derin bir psikolojik gerilim sunuyor.
Dna, genç bir annenin evinde sıra dışı ve dehşet verici bir biçimde öldürülmesiyle başlıyor. Olayın tek tanığı ise yatağın altında saklanan ve travma nedeniyle konuşamayan yedi yaşındaki kızıdır. Bu ilk cinayeti, aynı yöntemle işlenmiş başka vakalar izlerken, Dedektif Huldar ve travma uzmanı psikolog Freyja'dan oluşan alışılmadık ikili, katilin bıraktığı şifreli mesajlar, anlamsız sayılar ve olasılık hesaplarından oluşan karmaşık bilmeceleri çözmeye çalışır.
Yrsa Sigurdardottir ın en büyük başarısı, her anı dolu dolu, nefes kesen bir tempo tutturmasıdır. Yazar, okuyucunun kendini olay örgüsüne kaptırmasını sağlayacak şekilde, laf kalabalığından uzak, akıcı bir dil kullanır. Soğuk Kuzey coğrafyasının minimalist ve tekinsiz atmosferi, kitaptaki gerilimi sürekli besler. Cinayetlerin kan dondurucu detayları ve katilin zekice planları, okuyucuyu rahatsız edici ama aynı zamanda merak uyandırıcı bir okuma deneyimine sürükler.
Dna, adından da anlaşılacağı gibi, kalıtım, geçmişin yükü ve aile içi şiddetin yıkıcı sonuçları gibi derin temalara odaklanıyor. Cinayetler zinciri, parçalanmış bir ailenin ve farklı ailelere evlatlık verilen kardeşlerin trajik hikayesiyle bağlantılıdır. Dna, bireylerin kaderlerinin, kökenlerinin ve yaşadıkları travmaların izlerini taşıyıp taşımadığı sorusunu merkeze alır. Bu, romanın sadece bir kim yaptı? soruşturması olmaktan
Eşi iş seyahatinde olan bir kadının korkunç ölümüne tanık oluyoruz. Kafasındaki tüm delikler koli bandıyla kapatılıp vücudundaki hava elektrik süpürgesiyle çekiliyor. Oldukça sıra dışı olan bu ölüme tek şahit, ölen kadının yedi yaşındaki kızı. Kız o sırada yatağın altında olduğu için polisler için önemli bir tanık statüsünde. Bu cinayeti başka bir cinayet izliyor ve sonunda her şey çözüme kavuşuyor.
Koridor yayı
nları polisiyesi okumadıysanız DNA iyi bir seçim olacaktır.
Polisiye sevmeyen biri olmama rağmen merakla başlamıştım kitaba. Merakımı karşılamadığını söyleyemem ancak havada kalan bazı şeyler de oldu benim için. Kitaba genel olarak baktığımızda gerçekten de iyi kurgulanmış bir cinayet öyküsü. Ancak beklentisi yüksek olanları tatmin etmede pek başarılı değil diye düşünüyorum.
Kitapta birbirinden farklı ve insanın kanını donduran cinsten üç cinayet anlatılıyor. Bu kısımları okuduktan sonra berbat bir his kalıyor geriye. Ama katilin düşündüğü ayrıntılara da "vay be" demekten alıkoyamıyorsunuz kendinizi.
Ben kitabı okurken ismiyle nasıl bir alakası olabilir diye o kadar çok düşündüm ki kıtabın sonuna gelip öğrendiğimde yeterince şaşıramadım. Herkesin aynı duyguyu yaşamayacağına eminim tabi kii. :)
Piyasadaki birçok polisiye kitabından daha iyi olmasının yanı sıra merak duygusuyla insanı kendisine bağlayabiliyor. Bu yüzden bir kaç olumsuz şeye rağmen okunmalı diye düşünüyorum.
Ilk sayfadan itibaren laf kalabalığı yapmadan hikayeye başlayan harika bir kitap.
Aile içi şiddet vakasıyla farklı ailelere evlatlık verilen 3 kardeşin hikayesiyle başlayıp akıl almaz cinayetlerle devam ediyor kitabımız.
Kendi halinde üç çocuklu bir kadın olan Elisa gece kızının yatağına gelmesiyle uyanıyor ve evin içinde bir yabancıyla karşılaşıyor. Elisa o geceden sağ çıkamazken tek tanık yatağın altına saklanan küçük kız ve onu konuşturmak hiç kolay olmayacak. Dedektif Huldar ve psikolog Frejya kızın ifadesini almaya çalışırken cinayetler devam ediyor.
Karl kendi halinde her konuda başarısız olmuş yalnız bir insan. Tek hevesi amatör telsiz yayınları ve bu yayınlarda ölen kadınların ve kendisinin kimlik numarasına denk geliyor. Polise durumu bildirdiğinde ise cinayetten göz altına alınıyor. Gerçek katil neden suçu Karl'a atmak istiyor, cinayetlerin gerçek sebebi ne ve Huldar katili bulabilecek mi? Tüm cevaplar kitapta.
İlk sayfadan son sayfaya hız kesmeyen bir kitap. Sadece sonu biraz eksik kalmış gibi bir his uyandırıyor ama kesinlikle tavsiye ederim.
Uzun zamandır bir kitap üzerine yazma isteği duymamıştım. Polisiye okumayı çok severim ve genelde daha zamanı gelmeden de konuyu çözerim. Bu kitapta beni etkileyen şey de bu oldu sonuna kadar büyük bir merakla okudum. Güzel bir kurgu ve güzel bir anlatım var polisiye sevenlere tavsiye ederim.
Kitap heyecanımızı üst seviyelerde tutmaya çalışmış ne kadar hakkını vererek okuyamadığımı düşünsem de olayları hissettirmede gayet başarılı.
Sonlarına doğru da hiç beklemediğim şekilde gelişmeler olduğunu da belirtmek isterim.
Merhaba Değerli Kitap Kurdu Dostlarım yine severek okuduğum bir roman ile karşınızdayım
DNA...
Yrsa öyle muhteşem bir yazar ki okuyucunun daha ilk sayfada onu sarmalayacak olan sisin ardını görebilmesi için olaylara bambaşka bir açıyla bakması ve biraz da şansı olması gerekiyor.
kıtap ılk basta bır evlatlık davasıyla baslıyor. Aslında ılk kez kitabı alıp basladıgımda burası sıkıcı gelmıstı ve uzun bır sure rafta kaldı bu yuzden. Ancak bu kısım bıttıkten sonra gerılım resmen tavan yapıyor. 1987 yılından günümüze gelıyoruz ve elektrık supurgesı olayı gelıyor.. fazla spoıler vermek ıstemıyorum ama bastakı olay aslında son ıcın kılıt bır olay ve kıtapta sona gelınce yuh dıyeceksınız. Ayrıca kıtapta oldurulen yaslı kadının olumu okumamdan yıllar gecmesıne ragmen hala aklımda. Karl’da oyle. Kıtap bıtınce karl ıcın goz yası doktum. Sen ıyı bır ınsansın karl.Freyja ve Huldar ıkılısıde olayın cozulmesındekı kılıt kahramanlar. Dedıgım gıbı fazla spoılera gerek yok. Okuyun begenıceksınız.
Kitap güzeldi okuduğuma değdi. Sonu çok şaşırtıcıydı ama özellikle katilin öldürme şekli beni dehşete düşürdü. Kısacası tavsiye ederim. Mutlaka okunması gereken bi kitap.