Mircea'nın "beni okumaya bu kitaptan başlayın" dediği eseri: Ebedi Dönüş Mitosu. Diğer adıyla Eternal Return.
Tarih Felsefesi 101 kitabı sayılabilecek nitelikte bir kitap. "Ebedi dönüş", Mircea Eliade tarafından, dini davranışları yorumlamak için ortaya atılmış bir fikirdir; yani, davranışlarla ifade edilen bir inançtır (bazen dolaylı, ancak çoğu zaman açıkça): Kişinin, efsanelerde anlatılan olayların gerçekleştiği zaman olan "mitik çağ" ile ya 'modernleşebileceği' ya da ona 'dönebileceği' inancı.
Eliade kitabında, 'arkaik' insanın tarihdışı bağlamında var olduğuna işaret ettiği bir tür tarih felsefesine giriyor: tarih, bizim anlayışımızın aksine geçmiş değil günümüzdür, sadece geçmiş olay ve arketiplerin taklidinden ibarettir, tekerrürdür.
Bu kitabı okurken bu ilkenin, her insanın en derin çekirdeğinde bile var olup olmadığını ve “modern” her şeyin kaçınılmaz bir şekilde bu kadar ucuz, basit, anlamsız ve hatta aldatıcı görünmesinin nedeni olup olmadığını merak etmeden duramadım.
Kitap, kimin daha özgür olduğunu tartıştıkları 'arkaik' ve 'modern' insan arasındaki hayali bir diyalog ile son buluyor. Modern insan; insanın tarihi kendi başına yaratamayacağını düşündüğünden, hayatı, geçmişin tekrarı olarak nitelendirecektir. Öte yandan 'arkaik' adam, 'modern insanın tarih yazabileceği konusunda giderek daha fazla şüphe duyduğuna' cevap verebilir: çünkü ya tarih kendini yazar ya da gitgide azalan sayıda insan tarafından yazılır. “Arkaik” adam der ki: eğer kendisi ve toplumu, tarihe hapsolmuşlarsa, nasıl evrimleşmişlerdir?
Kitabın yazım tarzı bilimseldir. Eliade, hem eski hem de 'modern' benzer kaynaklara referanslarla fikrini desteklemiş ve çeşitli kültürlerden örneklerle de güçlendirmiştir. Kitap eski olduğu için çeviriye çok takılmamak lazım, konu ilgi çekici olduğu
Bir inceleme, öğretirken bu kadar zevk verebilir.... Kozmik zamandan günümüze uzanan insanın yaşam serüveninde "neyi ne için yapıyoruz?" sorusunun cevapları ve daha fazlası.
Eliade'nin bu son derece zengin eseri, insanın tarih boyunca bireysel olarak acıya nasıl tahammül edebildiği ve acı karşısında bulduğu çözümlerden biri olan döngüsel zaman anlayışı kavramını merkezine alan bir deneme. Farklı halkların mitolojilerindeki birçok hikâyenin bu anlayışla nasıl şekillendiğini bize gösteriyor.
Fakat Eliade'nin bu denemesinin sadece döngüsel zamanı merkezine alan "ilkel" insanın tarihi reddeden anlayışını ele aldığı da sanılmamalı. Özellikle denemenin sonlarına doğru insanı tarih yapıcı özelliğiyle tanımlayan ve böylece zamanın ve olayların asla geri döndürülemez olduğu savını ileri süren "modern" insanın bulduğu tahammül çözümlerini de irdeliyor.
Burada Eliade'nin yaptığı bu felsefi yaklaşımların hangisinin daha doğru gözüktüğünü sorgulamak değil. O daha ziyade bu yaklaşımların kendi açılarından acıya nasıl çözüm ürettiklerini ve toplumların bunları ne dereceye kadar sahiplendiklerini sorguluyor.
Bir yandan da, semavi din geleneğinin kendisinden önceki din anlayışına göre tarihe bakışındaki farklılıkları ortaya koyuyor ve bu yeni dinî geleneğin "ebedi dönüş miti"nden kopmuş insan için nasıl kaçınılmaz olduğunu da gösteriyor.
Elbette, Eliade bu felsefelerin çoğunlukla öncelikle elitlerin derdi olduğunu ve toplumların birçok geleneği birbiri içinde eriterek yaşatmakta bir sorun görmediğini ve acıya karşı halkın çözümünün genellikle aklına gelen her çareyi uygulamak olduğunu da ekliyor. Örneğin, Nevruz'un kutlandığı şu günlerde (bile isteye siyasileştirilmesini göz ardı edersek) ilkel ve modern tarih algısının nasıl bir arada yaşadığını görmek de Eliade'yi doğrular nitelikte.
Çeviri metin, bir sürü dilbilgisi hatasıyla zaman zaman okunması zor bir hâl alıyor, fakat eserin kendisinin dili akademik olmaktan çok uzak olduğu için yeterince
Ebedi Dönüş MitiMircea Eliade · Dergah Yayınları · 2017147 okunma
Mircea Eliade, 13 Mart 1907'de Bükreş - Romanya'da doğdu. Çocukluğunda ve gençliğinde biyoloji, özellikle de botanik ve entomoloji ile ilgilenmiştir. Fakat yıllar geçtikçe ilgisi daha çok sosyal bilimlere kaymış, özellikle filoloji ve felsefe ile ilgilenmiştir. Bu yüzden felsefe eğitimi alır. 1928 yılında Bükreş Üniversitesi'nde felsefe dalında yüksek lisans yapar. Master tezinin konusu İtalyan Rönesans dönemi filozoflarıdır. Aynı yıl Sanskritçe ve Hint felsefesi okumak için Kalküta'ya gider. Eliade burada ders aldığı Surendranath Dasgupta'dan etkilenmiştir. Ayrıca altı ay Himalayalar'daki Rişikeş aşram'ında yaşadı. Eğitimini bitirip, dört yıl sonra, 1932'de Bükreş'e geri döndü. 1933 yılında daha sonra Fransızca "Yoga: Essai sur les origines de la mystique Indienne" adıyla yayımlanacak olan doktora tezini verdi. Adından da anlaşılacağı gibi doktora tezi Yoga'nın farklı açılardan analizi niteliğindeydi. 1933'den 1939'a kadar Bükreş Üniversitesi'nde felsefe ve din tarihi konuları başta olmak üzere birçok farklı konuda ders verdi.
Savaş yıllarında İngiltere'de bulundu ve savaş sonunda Romanya Sovyet kontrolüne geçince Romanya'ya dönüşü imkânsızlaştı. Gençliğinde birçok aşırı sağcı eğitim görevlisiyle yakın ilişkileri olmuştu. 1945'de Paris'e geçti, konuk profesör olarak École des Hautes Études`de çalıştı. 1951'de en ünlü eserlerinden biri olan "Şamanizm" yayımlandı. 1956 yılında ise aldığı tekliflerden ötürü Paris'ten Amerika'ya geçti ve Chicago Üniversitesi'nde ders verdi. Daha sonra 1958 yılında Chicago Üniversitesi'nde Dinler Tarihi kürsüsünün başına geçti. 1961'de History of Religions dergisini kurdu. 22 Nisan 1986'daki ölümüne kadar Chicago Üniversitesi'nde çalışmaya devam etti ve birçok önemli eser kaleme aldı.
Bugün eserleri birçok farklı dile tercüme edilen Mircea Eliade, dinler tarihi konusunda gelmiş geçmiş en önemli akademisyenlerden biri olmuştur.