Selam,
“He bû û, tıne bû û, ji Xwedê mezintir kesek tunebû û..”
(Bir varmış, bir yokmuş, Allahtan büyük kimse yokmuş. ) diye başlayan masallarla büyüyen bir nesilden gelen çocuklar olarak, bir var olup, bir yok olan, belkide hiç var olmamış bir hayal dünyasında büyüdük, büyütüldük.
O çocuk ruhumuza iyi gelen masalsı dünyayı, büyüyünce gerçek hayatımıza taşımaya çalışmak, uzunca çabalamak dışında hiç bir işe yaramamış olsada....
.
Ve hep bu yüzdendir işte; kendimizi bir arayış serüveninin içinde bulmamız, hep bir şeylere tutunma arzumuz...
Ve hep bir çıkış yolu ve bir kurtarıcı arayışımız... Çünkü, umut her daim var.
Umut etmek, hayata sıkı sıkıya sarılmamıza, tutunmamıza en büyük etken.
Tesadüf mü bilmiyorum ama bu ay hem ‘Tutunamayanlar ‘ hemde ‘Peygamberin Endişesi’ adlı iki kitap okudum. Ve bu iki kitapta tutunmaya çalışan insanları konu alıyor farklı açılardan. .
.
İşte Yavuz Ekinci’nin ‘Peygamberin Endişesi ‘ de modern çağımıza peygamber (Mehdi) olarak gönderildiğini söyleyen Mehdi’nin hikayesi... .
.
“İnzivaya çekilen zahidin ayağı kendi işine bağlıdır
Seyahati tercih eden tüccar, parasının bağımlısıdır
Bir dilberi seven aşık kendi dilberinin sevdalısıdır
Kuşkusuz bu devirde her kes kendi kendini düşünür...” dese de Ahmed-i Hani .
.
Bizim Mehdi, sadece kendini değil tüm tutunmaya çalışanları, bekleyenleri ve gelmesini beklediği Cebrail ‘i düşünüyor.
Sürekli beklemek ve o beklemenin dayanılmaz hal alarak hem bedensel, hem ruhsal acıya dönüşmesi. Kitapta da, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı gibi, Mehdi’nin de bekleyişini, arayışını ve tutunmaya çalışmasını o kadar yalın, sade, anlaşılır bir şekilde ve mesellemelerle anlatıyor ki yazar.
Sıkılmadan keyifle okudum.