Faust, bir insanın anlam arayışını edebiyatta belki de en güçlü biçimde anlatan metinlerden biri. İlk bölümde bu arayış haz üzerinden kurulur: bilgiyle doymayan, yaşamı “deneyim” olarak tatmak isteyen bir bilinç vardır karşımızda. Faust’un Gretchen’e yönelişi, yüzeyde romantik görünse de özünde bir aşk arayışından çok, varoluşsal bir tatmin denemesidir. Haz burada bir amaç değil, “yetip yetmeyeceği” sınanan bir eşiktir.
İkinci bölümde ise eksen değişir. Artık mesele haz değil, güç ve etki alanıdır. Faust bireysel tutkudan çıkar, toplumsal ve tarihsel bir figüre dönüşür; iktidar, ekonomi, üretim ve uygarlık projeleri sahneye girer. Faust’un anlam arayışı bu kez “yapma”, “kurma” ve “dönüştürme” üzerinden ilerler. Bu açıdan bakıldığında Faust, modern insanın bitmeyen ilerleme arzusunun çok güçlü bir temsili. Ancak tam da bu noktada metinle ilgili temel itirazım başlıyor.
Faust’un arayışı bu kadar derinlikli ve evrensel bir biçimde yüceltilirken, kadın karakterler bu yolculukta özne değil, basamak olarak konumlanıyor. Gretchen, masumiyeti ve kırılganlığıyla Faust’un haz arayışında bir eşik; Helene ise estetik ve mitik bir ideal olarak güç arayışında bir başka durak. Kadın figür değişiyor ama işlev değişmiyor. Hangisi olursa olsun, erkek öznenin ilerleyişinde geçilen bir aşamaya dönüşüyor.
Buradaki sorun, Faust’un ahlaki zaafları ya da dönemsel sınırları değil; kadın deneyiminin anlam arayışı olarak düşünülmemesi. Erkek karakterin sorgulaması, yanılması, yıkması ve yeniden denemesi “insanlığın dramı” olarak okunurken; kadın karakterin yaşadıkları bireysel bir trajediye, hatta çoğu zaman sessizce taşınan bir bedel anlatısına indirgeniyor. Gretchen’in yaşadığı yıkım derin ve sarsıcı, ama kendi deneyimi bir bilinç yolculuğuna dönüşemiyor; Faust’un yolculuğunu derinleştiren