Bazen insanın en büyük savaş alanı kendi zihnidir. Kimsenin görmediği, duymadığı ama geceleri uykusuz bırakan o sessiz fısıltılar… Kendi kendine yöneltilen suçlamalar, durmadan büyütülen hatalar, “ben zaten hep böyleyim” diye başlayıp dipsiz kuyulara düşüren cümleler… İşte bu kitap, o savaş alanında eline silah bile almadan galip gelmenin yolunu anlatıyor.
İnsan, çoğu zaman sorunlarını dışarıda arar. Hayat zor, insanlar anlayışsız, şartlar kötü der. Ama bazen en ağır yük, düşüncelerin arasına gizlenmiş bir virüs gibi zihinleri ele geçirir. “İyi Hissetmek” işte o virüsün kodlarını çözmek için yazılmış bir yol haritasıdır. Çünkü bazen kötü hissetmenin sebebi hayatın kendisi değil, olaylara taktığımız o karanlık gözlüklerdir.
Bu hikâyede kimse sihirli bir değnek vaat etmiyor. Aksine, en küçük düşünceyi nasıl yakalayacağınızı, zihninizde nasıl düzelteceğinizi fısıldıyor size. “Bir düşünce geldiğinde, onu sorgulamayı hiç denedin mi?” sorusunu sorduruyor satır aralarında. Çünkü insan, zihninde neyi büyütürse, duygularında da onu yaşar.
Kitabın sayfaları ilerledikçe, okuyan kişi anlar ki; iyi hissetmek için hayatının mükemmel olmasına gerek yok. Asıl mesele, olanı nasıl yorumladığında gizlidir. Olaylar değil, onlara yüklenen anlam acıtır insanı. Bu yüzden kitap, dış dünyayı değil, iç dünyayı inşa etmeyi öğretir.
Kendi düşünceleriyle boğuşan herkes için bir çıkış kapısıdır bu anlatılanlar. Çünkü zihnin ürettiği yalanları yakaladığınızda, hayatınızdaki zincirlerin çoğunun aslında kilitsiz olduğunu fark edersiniz. Ve işte o zaman, iyi hissetmek bir hayal değil, ulaşılabilir bir gerçek olur.