Durmak bazen iyi gelir.
Zamana karşı gelmek gibidir bir anlamda. Düşünebilmek için de çoğu zaman durmak gerekir.
Durduğunda fark edebilir insan mesela; duran şeyleri. Hareket etmeyen şeylerin de orada olduğunu. Orada olduğunu bildiğimiz ama görmediğimiz şeyleri görürüz durduğumuzda.
Şimdi durun bir dakika. Elinizi kolunuzu oynatmadan, gözünüzü kaçırmadan sadece durun.
Sesler durmasa da siz arada sırada durun, iyi gelir…
Öyle yoruldum ki son zamanlarda özellikle bu son yılda. Daha az okur, daha az konuşur, daha az yer, daha az uyur oldum. Endişe, yavaşlama kaygısı, bedenimdeki bu ağırlık. Yaşlanıyorum galiba, iyiden iyiye, dedim kendi kendime.
Hayat yoruyor yürüdükçe. Kimine göre çok uzun bir yol kimine göre de kısa.
Yürümekten yoruldum galiba.
Durdum…
Alâkasız kitaplar okumaya başladım. Şiiri hiç sevmem ama şiir okumaya başladım. Böyle nereye konulacağı bilinmeyen kitaplar işte. Felsefirastyon da bu kitaplardan biri. İkincisi de var, muhtemelen onu da okurum.
Oldukça spesifik, otobiyografik, ipe sapa gelmez bir kitap. Kitap bile denemeyecek bir tarzı var, süreli yayın gibi. Kuşe kağıt, sayfa boyu yazarın öznel illüstrasyonlarıyla bezenmiş yine oldukça öznel, karmakarışık fikirler dergisi denebilir.
Ana fikir yok, çatı yok, kaynakça koymuş ama olmamış, kahve muhabbeti gibi bir şey.
Aç oku ve dur.
Tek yaptığı şey durmanıza yardımcı olması.
Serdal Özdemir, sanırım sıkı bir Nietzsche hayranı. Her yazıya bir Nietzsche alıntısı düşmüş neredeyse.
Kitap vasat. Sıkıcı tekrarlar var ve yazıların çözüm bölümleri yarıda kesilmiş hissi veriyor. Bana kalsa daha şık cümleler kurabilseydin, derim. Bir şeyler anlatmaya çalışmışsın ama olmamış kanka; çok acemi duruyor.
Duruyor sonuçta. Kitap da orada öylece duruyor. İkinciyi de okuyacağım ama. O da duruyor masada.
Ben de duruyorum.