"Ömür kısa, engel çok. Herkesten çok, şair gözü daha iyiyi ve daha güzeli görmek için arar durur. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, ya dalkavuk olup eğileceksin veya doğru bildiklerini ebedi bir tenkit üslubu ile ilgililere, ilgisizlere duyuracaksın. Övgücülerin işleri kolay. Hatta kazançlı.. Halbuki adamlar ve adamların meydana getirdiği adaletsizlikler çekilir gibi değil. İşte bu sebeple çok şair küfür etmeye sığınıyor. Ne yapsın zavallılar?"
Şair gözü, daha iyiyi ve daha güzeli görmek için arar ama durmaz. Şair için hemen hemen her şey müdahale edilmeye müsaittir. Her şeyin ve neyin nasıl olması gerektiğini bilmese de; neyin nasıl olamayacağını ve nasıl olmaması gerektiğini gayet bilir. "Bu böyle olmalıdır!" demek yerine, "bu böyle olmaz!" demeyi tercih eder. Zira estetik ve güzellik zinhar göreceli değildir. Göreceli olan şey nasıl güzel olabilir?
Üstat Abdürrahim Karakoç Beğimiz, sert dilinin ve üslubunun kırıcılığından doğan vicdani rahatsızlığı, şair olmaklığına vuruyor ve böylelikle affa sığınıyor. Fikir ringindeki cezbesi ve celali; "Tarlamıza sövenin, tohumundan başlarız!" mısraı kadar mücadeleye hazır ve nazırken... Gönül iklimindeki teslimiyeti ve munisliği; "Beraber kaçalım tut ellerimden" mısraı kadar üşütmeye ve yakmaya müsaittir.
"Mazur görün, şairlik kolay değil.." diyor Beğimiz. Her dönemeçte, her adımda ve her iklimde değişendir, bir şairin halet-i ruhiyesi. Bakınız, her koşulda değil; her adımda yahut iklimde değişendir. Nitekim hangi koşul olursa olsun, zıddına inkılap etmez ve edemez. Çünkü sıkı sıkıya bağlı olduğu, biat ettiği ve ömrünü vakfettiği bir koşul vardır ve kadirşinas itaatsizlikle donanmış ömrü, yalnız o koşul karşısında sükun bulur.
Karakoç Beğimizin şiiri, üç adanmışlığın bir bütünüdür. Bunlardan ilki "Aşk"tır. İkincisi "İslamiyet"