Gölge... İsmail Güzelsoy ile tanışma kitabım oldu... KİTAP DÜNYAM telegram gruplarımızda çokça önerilen yazarlardan biriydi, okumak kaçınılmazdı... Ve net bir şekilde söyleyeyim, iyi ki okuyup tanışmışım ... Çok çok beğendim... Hatta bayıldım ...
.
Fenni Sihirler adı altında yayınlanan kitaplar (Değmez, Hatırla, Gölge) her türlü sıra ile okunabiliyor anladığım kadarıyla... 6 farklı okuma sıralamasından dilediğinizi seçin ama seçin mutlaka ve okuyun...
.
Ahhh nasıl anlatayım ben bu romanı bilmiyorum... Adını kitabın sonuna kadar bilmediğimiz, ip üstünde Kahkah adlı tuhaf biri tarafından büyütülen, en yakın arkadaşı Leylifer adında bir maymun olan ve onunla rüyasında iletişim kurabilen bir karakterimiz var... Masalsı bir dünyanın içindeki gerçekler mi desem, gerçeklerin içindeki masal dünyası mı desem bilemedim... Ama bildiğim bir şey var ki o da kendi dünyamdan kopup o aleme gittim ...
.
İlginç karakterlere ve farklı bir kurguya sahip bir kitap Gölge... Yatağı ip olan, ipin üstünde zamanını geçiren anlatıcımızın ayağı yere dedikten sonra dış dünyaya açılıyor... Ramazanda yapılan mahyaların üzerinde cambazlık yapıyor, tiyatroda çalışıyor daha sonra bir takım deneyler yapan birinin yanına gidiyor... Tabii bu zamanlarda da hırsın, paranın, hilenin, katliamın özüne iniyoruz... Geleceği bilme merakının, ölümsüzlük arayışı peşine takılanların, sahtekârlığın sularına giriyoruz... Ve tabii aşka açılan yelkenin kanatlarına da takılıyoruz...
.
Anlatımıyla da okuma hazzını katlıyor kitap... Okuma listenize ekleyin mutlaka...
.
Elif TuğrulJohn CoffeyAbdullah Arı ile birlikte okuduk... Gölge ile okumalarınıza iyi ki katılmışım diyorum. Teşekkür ederim ...
“Bir şarkıyı dinlerken aynı şeyleri hissetmek kucaklaşmadır.”
Kucaklaşan gerçek dostluğu, iki öksüz canı, bir maymunla bir çocuğu bir ağıtta birleştiren, bazen gülümseten bazen de gözlerimden süzülen damlalara engel olamadığım, Osmanlı Dönemi’nden bir İstanbul romanı.
İstanbul romanı dediysem sıradan bir kurgudan bahsetmiyorum. İlk cümleleriyle içine çekiyor, yavaşça yükselerek en üst seviyede son buluyor. Gel sana bir hikaye anlatıcam diyor İsmail Güzelsoy, oturduğu koltuğun karşısını işaret ederek, geçip oturuyorsun ve gözlerini kırpmadan dinliyorsun hikayesini. Şiir gibi cümleler, masalsı bir anlatım – tabi en önemlisi her masalın perde arkasında “gölge” gibi gizlenen gerçeklikler- masalsılığını taçlandıran çizimler… İstanbul semalarında yürütüyor bizi, Osmanlı Dönemi meydan tabloları can buluyor gözlerimizin önünde. Bazen de canlanan hareket eden o figürler yavaşlayıp donuyor tablo oluyor yeniden, kısacası Güzelsoy zamanla oyun oynuyor. Yeni bir terimle tanıştırıyor bizi; Ruyabaz. Merak ediyorsun ne anlama geldiğini ama bunu öngörerek diyor ki en başında: “Anlamak için acele etme. Bazı şeyleri anlamadan da severiz ya. İnsanları mesela… Aşk başka ne ki?” Tabi aşk da var hikayesinde onun haberini de vermiş oluyor.
Bir ipte iki canbazın oynayabileceğini gösteriyor mesela saflıkla temizlikle bunun nasıl gerçek olabileceğini. Güveni, gerçek dostluk kavramının nasıl olabildiğini ve insanların nasıl kirlendiklerini. Kehanet oyunlarını, onlara kapılanların pişmanlıklarını anlatıyor. Bilimle hurafe, sevinç ve hüzün, gerçek ve rüya bir araya geliyor.
Dili ve üslubuna gelirsek, eski ve yeni kelimeler öyle uyumlu ki, Osmanlıca kelimelerin içinde dikkati dağılıp sıkılan beni bile yola getiriyor. İlerde yaşanacak olayla ilgili küçük bir anektod verdikten sonra hikayesine
Geçen ay Hatırla kitabını okuyarak yazarın kalemi ile tanışmış, çok da sevmiştim. Hemen okuduğum serinin ilk kitabını okumak istedim. Yazar, kitabında öyle farklı dünyalara kapı aralamış ki, o merak ve heyecan duygusu ile bu kitabına sarıldım.
Yine muhteşem bir kurgu, anlatım ve akıcı dil ile karşılaştım. Gerçek ile masal arasında, çok gerçek , bir o kadar da fantastik bir dünya da buldum kendimi.
Kader ağlarını örer, kimi nerede kiminle karşılaştırır. Bazısı planlanmış kontrollü bazısı ise tamamen kaderin örgüsü...
Geleceği bilme merakı, mümeccinler inanç...
Rüyalar ile gerçek yaşantı arasındaki ince çizgi. Aynı rüyada buluşabilmek..
El-Cezire ye dayanan bir sırra ulaşma arzusu, ölümsüzlüğe ulaşabilmek...
İsmail, Leylifer, Değil, doktor Akif, Kör Asil, Zühre, Abab ve diğer karakterler ile okunmaya değer bir eserdi.
Madde madde yazdım bunlar ne diyebilirsiniz. Ben de çıkamadım ki işin içinden size anlatayım. Serinin diğer kitabını da okumalıyım en kısa zamanda..Sizlere de tavsiye ederim.
"Dünya görmek istediğimiz şeylerin panayırıdır. İnsan baktığını görmez, gördüğüne bakar. Görmek istemediklerimiz ise hususi cehennemimizi donatır." çok sevdim....
Gölgeİsmail Güzelsoy · Doğan Kitap · 2016471 okunma
Böyle bir anlatımı ben İhsan Oktay Anar'da görmüştüm bir de İsmail Güzelsoy'da... İlk cümle ile bir anda kitabın içerisine giriyor ve Osmanlı alemine sokak yaşamına dalıyorsunuz. Anlatması o kadar zor o kadar heyecan verici ki doğru kelimeleri bulmak bir hayli zor. Devinimi yüksek bir anlatım, coşkulu bir son. Mutlaka okunmalı.
Gölgeİsmail Güzelsoy · Doğan Kitap · 2016471 okunma