1994-2004 yılları arasında ülkemizdeki hapishanelerde yazılan hikayelerden oluşturulan bir derleme bu. O yüzden iddialı bir hikaye kitabı değil. İçinde okuyucuyu saran, etkileyici hikayeler olduğu gibi, son derece amatörce yazılmış, sıkıcı hikayeler de var.
Eserin amacı, beni içeriğinden daha fazla cezbetti. Ülkemiz, malum, halkını hapse atarak susturma konusunda her dönem eşsiz bir performans sergiliyor. Halkının üzerinde, onu ezerek kendine yer açan bir “devlet” kurgusu ve devleti ele geçiren kadroların, sınırsız güçlerine itiraz edenleri her daim “teröristlik” ile suçlayan basmakalıp dili maalesef hiç değişmiyor.
17 yaşındaki bir çocuğun, bir gösteriye katıldı diye, karısını öldüren bir adamdan daha fazla ceza alması artık bizi şaşırtmıyor. Hrant Dink’i kalleşçe öldürenin sırtını sıvazlayan polisin, iktidardan farklı düşünenlere uyguladığı işkence de… Devlet içine sızmış uyuşturucu mafyasının yıllarca Doğu Anadolu’da Beyaz Toros’larla güya “devlet düşmanlarını-aslında kendi ticaretine çomak sokanları- ortadan kaldırdığını Susurluk Raporu’nda okuduğumuzda da şaşırmamıştık. O raporda adı geçen uğursuzların hala ortada fink atıp bize “vatan, millet” edebiyatı yapmasına hala şaşırmıyoruz.
Ve, haydi elimizi vicdanımıza koyalım; bunca karmaşa içerisinde, hapishanelerde yatanların ne kadarının gerçekten suçlu olduğunu biliyor muyuz?
Kitapta öyküsü yer alanların birer satırlık yaşam öyküleri de var. Bir çoğu 16-22 yaş arası girmişler hapishaneye ve orada büyümüşler. Hepsi “ideolojik” suçlular; başka bir deyişle hırsızlık yapmamış, ellerini kana bulamamış insanlar. Dört duvar arasında, ailelerinden uzakta, örgütlerin ya da azılı suçluluların yanı başında gençliklerini tüketmişler…
Hikayelerin dilini beğenmeyebilir, ideolojik olanları belki kendinize yakın