Harem, Ömer Seyfettin'in Osmanlı'nın son dönem aile hayatını inceleyen önemli uzun hikâyelerinden biridir. Kadınların son dönemde erkeklerle beraber aynı topluluk içinde bulunmaları ve erkeklerle kadınların bu durum karşısında aldıkları tavırlar bu uzun hikâyenin genel konusudur. Ömer Seyfettin bu uzun hikâyesinde alaturka ve alafranga görüşleri karşılaştırarak aile ve evlilik hayatı hakkında genel bir görüntü çizmeye çalışmıştır. Harem, Osmanlı aile hayatı, evlilik ve Batılılaşma hakkında önemli bilgiler vermesi bakımından okunmaya değer bir eser olarak ele alınmalıdır...
(Kitabın başlığı Harem olduğu için incelememde sadece ona yer verdim.)
Bu kitabın günümüz Türkçesi ile değil de Osmanlı Türkçesi ile yazılmış olanını okudum fakat o basımı bulamadığım için bunu profilime ekledim. Osmanlı Türkçe'mi geliştirmek için bu tarz metinler okuyorum fakat bu yayınevini (Altınordu) fazla beğenmedim , Çünkü kitabın bazı yerlerinde eksik kelimeler yahut cümleler vardı, ayrıca bazı çeviriler de eksikti.
Ömer Seyfettin’in eserlerine ara sıra uğruyorum. Özellikle biraz Osamanlıca merakı olanlar için Osmanlıca halinin okunmasının ciddi yarar sağladığını söylemeliyim.
Kısaca yazarımızdan söz etmek istiyorum.
Ömer Seyfettin Türk edebiyatına kısa roman tarzını yanı hikayeciliği kazandıran öncü isimdir. Maupassant tarzı olay öykücülüğünden etkilenmiştir. Bunu hikayelerinde işlemesi bizim için ilk okulda kompozisyon yazma yöntemini anlamanın ve anlatmanın kestirme yolu olmuştur. Türkçülük akımının savunucusudur. Türkçenin ağır bir dil olarak Osmanlıcadan Türkçeye geçmesinde ve sadeleşmesinde önemli rol oynamıştır. Buna rağmen eserlerinde sık sık eski sözcüklere rastlarız. Konu olarak devrinin yenilik arayışı ve Avrupa etkisini hikayelerine katmakta ve dönemin sosyal yapısına daha içerden bakmamıza vesile olmaktadır. Hikayeleri bir mesaj bir ders içeriği taşımaktadır. Bu nedendendir ki birçok eseri ilkokul kitaplarında yer almasının yanında Meb onaylı temel eserler arasında da yerini almaktadır.
Harem, konusu itibari ile ilgi çekicidir. Toplumun yapı taşı olan aileyi ve güven duygusunu konu alır. Temel de aşk olsa da güvensiz bir aşkın insana neler yapacağını gösterir. Aşk gerçek bir öğretmendir. Duyguları öğretir. Davranışları okumayı öğretir. Şüpheyi öğretir. Bu duyguların oluşumuna bir de dönemin Avrupai yani diğer tabiri ile alafranga takılan kesim için de yaşanan olaylara değinir. Nazan ve Sermet kültürlü birer birey olsalarda birbirlerine olan sevgilerinden kıskançlık yönleri ağır basar. Nazan aldığı eğitimin ve yeniliklere olan merakının sonucunda toplumda yeni yeni oluşan kadın erkek karışık vaziyette toplanıp eğlenmelerine ilgili biridir. Bu topluluklara katıldığı gibi bu kendisi de düzenlemektedir. Kocası bu durumun tersinden yanadır. Kadın erkek yanyana
İçinde 13 tane hikâye bulunan, güzel bir türkçe ile yazılmış, okuması keyifli, bir Ömer Seyfettin klasiği.
Hikâyelerin vermek istediği , anlatmaya çalıştığı mesajlar da düşündürücü.
Ömer Seyfettin bu öyküsünde bizlere Batılılışmaya başlamış olan Osmanlı Devletindeki Aile hayatının bu batılılaşma eğilimine gösterdiği reaksiyonu anlatmaya çalışmaktadır.
Ömer Seyfettin her ne kadar yenilikçi bir kimliği olsa dahi, bilinçsizce ve gelişigüzel bir batılılaşmanın da Türk toplumuna ne kadar zarar vereceğini, toplumu oluşturan en hassas ve küçük mekanzma olan Aile üzernden anlatmıştır. Hem ailenin toplum için önemine hemde gelişigüzel bir batılılaşma hareketinin zararlarının anlatılmaya çalışıldığı kısa ama etkili bir öykdür.