Milan adında sıradan bir adamla tanışıyoruz. Ama Milan’ın çok kritik bir özelliği var: aleksiden muzdarip yani okuma yazma bilmiyor. Bu detay başta küçük gibi görünse de, aslında hikâyenin tam merkezinde.
Bir gün Milan, istemeden kendini tuhaf ve rahatsız edici bir olayın içinde bulur.
Trafikte ilerlerken, yan arabada gördüğü küçük kız, kaçırıldığını söyleyerek ondan yardım ister. Ancak Milan, yazılı hiçbir şey okuyamaz, ipuçlarını çözmekte zorlanır ve kızın ne söylemeye çalıştığını tam olarak anlayamaz. Tam bu noktada zamanla yarış başlar ve konu klasik bir yardım etme durumundan çıkıp, psikolojik bir kabusa dönüşür.
Fıtzek psikolojiyi bir amaç olarak değil, araç olarak kullanan yazarlardan. His yerine olay odaklı. Okuru bekletmeden ilk sayfadan direkt kaosa sürükler. Haliyle kurgularının psikolojik baskısı, temposu ve gerilimi yüksek olur. Gerçeklik algısını aceleye getirmeden yavaş yavaş tüketir. Finallere gelince, tam çözdüğünüzü düşündüğünüz noktada zemini ayağınızın altından birkaç kez kaydırmayı sever.
Yazarı tanıyanlar temelde yalnızca gizem, aksiyon, tempo, ivme ve twist odaklı olduğunu bilirler. Dolayısıyla kurgunun içine girdikçe, akla yatkın gerçeklikten, düz çizgi mantığından nasıl hızla uzaklaştığını da görebilirler. Mantık gözetmez, kendinizi akışa bırakırsanız ne âlâ; kitabı bir günde yutarsınız. Diğer türlü takıldığınız noktalar eziyete dönüşür. Kitabı bir anda kafanızda bitirir, doğru düzgün tartamazsınız bile.
Kontrol kaybı, çaresizlik, hırs, masumiyetin içindeki karanlık gibi olguları, bir beyin hasarı olan aleksi hastalığı ile desteklemesi bana göre kitabın artılarıydı. Onun dışında Fitzek’in en iyileri listesinde kendine ancak beşinci, altıncı sıralarda yer bulabilir diye düşünüyorum. Beklentinizi ona göre ayarlayın.
.
.
.