“Hemdert”, “Hemdem”in kaldığı yerden tam da nefeslerimizi tuttuğumuz noktadan devam ediyor. Bir saldırıyla başlayan o tesadüfi tanışma, kalpten kalbe giden en keskin yolda bir sevdaya dönüşüyor. Vali Nazenin Tuna ile Binbaşı Metehan Kılıçarslan’ın hikâyesi, sadece bir aşk değil; görevle, inançla, tehlikeyle örülü bir mücadele.
İlk kitap zaten “bomba gibi” bir finalle bitmişti. “Hemdert” ise bu tempoyu bir an bile düşürmeden devam ettiriyor. Karakterleri artık tanıdığımız için bu kitapta kurgu daha rahat akıyor; biz de gizemin ve aksiyonun tadını doyasıya çıkarıyoruz. Her yeni gelişme “ne olacak şimdi?” dedirtiyor.
Nazenin’in güçlü bir kadın figür olarak işlenmesi çok etkileyiciydi. Sadece romantik bir karakter değil, aynı zamanda bir yönetici, bir lider ve gerektiğinde dimdik duran biri. Onun Metehan’la yaşadığı çatışmalar da bu yüzden daha gerçek, daha sahici. Bu tarz kadın karakterleri okumak insanı hem güçlendiriyor hem de hikâyeye daha çok bağlıyor
Aslıhan Güngör’ün kalemine zaten aşinaydım, ama bu kitapta duyguların yoğunluğu ve olayların sürükleyiciliği sanki birkaç kademe daha artmış. Dili yine akıcı, betimlemeler yerli yerinde ve ne duygular ne de aksiyon gölgede kalmamış. Yazarın evreninde kaybolmak çok kolay, ama çıkmak bir o kadar zor…
Sonuç olarak “Hemdert”, hem kalbinizi çarpıtan bir aşk hikâyesi hem de tüyleri diken diken eden bir askeri kurgu sunuyor. Dert ortağı olmanın ne demek olduğunu; sevdanın, görevin ve sadakatin nasıl iç içe geçebileceğini en çarpıcı haliyle gösteriyor. Serinin devamını merakla bekliyorum, çünkü bu ikilinin hikâyesi kolay kolay bitmez gibi…