Müslüman aktüaliteye kapılmamalı, ama aktüaliteden de kopuk yaşamamalı. İlkinde kalabalıkların aktığı caddeye akmaktan kurtaramaz kendini, ikincisinde kalabalıkların önünü kesip bu cadde çıkmaz sokak diye haykıramaz. Birkaç gün evvel Cumhuriyetin kuruluşu dolayısıyla hilafetin ilgasının ardından hilafeti ilga edenlerce tesis edilen Diyanet İşleri Başkanlığı İran’ın Kültür ve İslami İletişim Kurumu ile 18 maddelik bir sözleşme imzaladı. Sosyal medyada tepkilerle karşılanan bu sözleşmenin ardından Diyanet de bir açıklama yaptı. Sözleşme şayialarla çevrili, açığa çıkması için 18 maddenin de açıklanması gerek, şu anlık ses yok. Bu hatadan derhal dönülmeli, İran Şii propagandasını emin adımlarla yapıyor ve ümmeti ifsad ediyorken bu tehlikeyi bu kanaldan içeri sokmamalı.
Aktüalite bunu söylüyor bize. Bu arada bir hocam derste şunu sordu: “Bizim diyanet işleriyle alakalı en yüksek makamdaki görevlimize karşılık İran’dan neden bir memurla açıklama yapılıyor? Ruhani nerede?” Kestirmeden söylemek gerek: Ehli Sünneti temsil makamında olan Diyanet İşleri Reis’inin karşısında muadil olarak Ruhani ’nin olmayışı Ehli Sünneti tahfiften ibarettir! Bu mukaddimenin ardından Said Havva’nın Kökler yayınevinden çıkan Humeynicilik kitabı üzerinden açılımlarla birkaç kelam serdedeyim:
Öncelikle Şia’nın ne menem ve sapkın bir fırka olduğunu bilmeyen, üstüne bir de rahatça yorum yapan kardeşler Şia meselesini açınca ‘mezhepçilik yapma’ der dururlar. Zannediyorum bu kimseler Şia’yı ameli mezhepler gibi bir mezhep addediyorlar! Sahabe Efendilerimize söven bu fırka, bilhassa gulat kolları itibariyle küfre düşmüştür, Zeydiyye gibi mutedil kollarına bir şey diyemem, ama Ömer Efendimize, Aişe Anamız ve bilumum sahabe efendilerimize söven bu fırkaya güzelleme yapan ya cahil yahut şii sempatizanıdır.